şükela:  tümü | bugün
  • 80'lerin ortalarinda vurgun, parmak damgasi gibi kaliteli trt dizilerinde gozukerek, kisa bir sure de olsa, ulke capinda populer olmustu..
  • bana sürekli olarak 80'li yılların şehirli (ne şehirlisi düpedüz istanbullu işte), bunalım takılan, orta yaş erkeğini çağrıştıran aktör. böyle gömlek üstüne bisiklet yaka kazak giyen entel tipleri.
  • trip/kuntel filmlerin aranan jonudur. oyle ki ben bir donem herhangibir filmde aytac arman gormenin o filmin anlasilamaz oldugu anlamina geldigine yurekten inanmis ve vakit kaybetmemek icin o filmi zaplamisimdir. biz buna kisaca arman rated demisizdir.
  • eğer birgün dublajın gerekliliği sorgulanırsa ne kadar hayati bir önemi olduğunun kanıtı aytaç arman'dır.
  • uzun süre şap mıdır şeker midir karar veremediğim aktör. bi gizem mi vardı, gizli bi deha mı bu adamın oyunculuğunda yoksa süper kamüfle bi fiyaskodan mı ibaretti; pek bilemezdim. ya bu herif hakkaten acayip derindi ve biz bi bok anlamazdık sergilenen eserden, ya da aslında çok kelek filmlerde tırışkadan rol kesişlerinin ketenperesine gelirdik... cumhuriyet'in bulmacası kıvamındaydı, muamma yüklü bi oyuncuydu. bi türlü çözemezdik...

    sonra büyüdük tabi. aytaç'ın elinde içki kadehi kameraya ve bar tavanlarına baktığı sahnelerin süfer anlamlar içermeyip sadece malaklığın bir dışavurumu olduğuna kanaat getirdik. hele bir de karşısında kasım kasım kasılan bi zuhal olcay oldu mu tadından yenmezdi. bu aytaç, deneysel türk sineması gudikliğinin beşamel sosu gibi bi şeydi epey bi süre. şimdi türkücülü sibel canlı dizilerde oynadığına bakmayın...

    ayrıca halk adamı aytaç, vaktiyle kimi "solcu" aydınlarca moda olduğu üzre, memleketi adana'da çok tantanalı bi köy düğünüyle evlenmiş ... sonra yürütememiş ama. ve yıllar yılı çiçek bar'da, papirüs'te vurmuş rakının gözüne...
  • veysel ince dir gerçek ismi.
  • 43. antalya altın portakal film festivalince yaşamboyu onur ödülü ile hediyelendirilen aktör.
  • "kendini konuşamayandan oyuncu olmaz" diyenlere kendine has güzel sesiyle "hadi ordan" diyen yine kendi deyimi ile "objektif oyuncusu". şunu hemen söylemeliyim ki çok iyi bir insan aytaç arman. kendisiyle hepsi hepsi iki saat vakit geçirdim ama samimiyetini hissetmem için fazlaydı bile.

    veysel ince, istanbulda öğrenciyken 1969 senesinde memleketi adana'ya ailesini, arkadaşlarını ziyarete gittiğinde arkadaşlarıyla çekildiği bir fotoğrafını gazetenin pazar ekindeki yarışmada görür. fotoğrafın altında ismi aytaç arman olarak yazılmıştır. arman matematik öğretmenin soyadı, aytaç da armana uygun olması ve sosyetik olması sebebiyle arkadaşları tarafından seçilmiştir. o yarışmada ikinci olur ve düzmece bir yarışma olması sebebiyle bir sonuç çıkmaz. bu sırada elektrik mühendisliğinde üçüncü sınıftayken ekonomik nedenlerle okulu bırakmak zorunda kalır. bu yarışmadan tanıdığı jüri üyeleri sinema yazarı erman şener, altan demirkol'a okulu bıraktığını adana'ya döneceğini söyleyip veda etmek için uğradığında bu isimler aytaç arman'a ses dergisinin yarışmasına katılması için baskı yaparlar ve bu yarışmadan sonra oyunculuğa* başlar. bu olay ile alakalı "ben çok güzel türkü söylüyordum. benden olsa olsa türkücü olurdu, ben öyle bakıyordum. sinemada oyuncu olmak gibi bir düşüncem hiç olmadı" der.

    1970'te sinemaya başlamasına rağmen, 1985 senesindeki adı vasfiye filmine kadar kadar atıf yılmazla çalışmamıştır. hali hazırda şerif gören adak, metin erksan, halit refiğ gibi türk sinemasına imzasını atmış yönetmenlerle 70'li yıllarda çalışamaz. bu dönemde, "ev kirası için, sabit giderler için 3 kuruşa 5 kuruşa birçok filmde oynadık. mahallenin namusu, garibin hakkı yılmaz güney'in ilk döneminde çektiği filmlerin kötü birer kopyası olan bir çok filmde de oynadım" der. kendisinin iki dönemi vardır. bunlardan ilki süreyya duru dönemidir, 70'li yıllarda süreyya duru ile birçok kez çalışmıştır. bedri ana filminin setinde ciddiyeti, samimiyeti hissedip oyunculuğun önemini kavradığını söyler. akabinde kara çarşaflı gelin,güneşli bataklık gibi birçok filmde oynamıştır. çalıştıkları arasında oyuncuyu en iyi yöneten yönetmenin zeki öktenolduğunu söyler. yine oyuncu yönetimi açısından tunç başaran'ı başarılı bulmaktadır.

    1979-1985 yılları arasında filmlerde oynamamıştır. kendisi bunun sebebi için " 12 eylül gibi sert, sivri bir toplumsal gerçekliği yaşamış olmamdır, kendimle hesaplaşmamdı" diyor. 1985 yılında adı vasfiye filmi ile sinema geri döner. film çekilir, bir mecliste atıf yılmaz'a "atıf abi, koca bir film çektik ben çırpındım orada ama bir gün olsun beni yönlendirmedin, hani oyuncu yönetimi açısından..." der. atıf yılmaz, "ben gerek görseydim seni yönlendirirdim, kimi oyuncuları da yönlendirdim. kaldı ki bir film sadece oyuncunun başarısından ibaret değildir, oyunu besleyen birçok unsur var. oyuncudan yüzde yüz sonuç almak gibi bir kaygım yok ki, filmin montajı var, müziği var" diye cevap verir.

    ikinci dönemi ömer kavur ile başlar. ömer kavur için, "o da sessiz, sakin, ne istediğini bilen bir yönetmendir. o da oyuncu ile uğraşır ama ne istediğini, dengeleri bilir buna göre istediğini alır çok uğraşmaz" der. ömer kavur ile ilk kez gece yolculuğu'nda çalışır. film beş ödül alır. aytaç arman da bu filmle "en iyi erkek oyuncu" ödülünü alır. aytaç arman ve ömer kavur bir film yönetmeni, film oyuncusu ilişkisinin ötesinde aytaç arman'ın deyimi ile "samimi ve mesafeli" bir dostluk kurarlar. arman, akrebin yolculuğu, melekler evi, karşılaşma gibi filmlerde üç sahne, beş sahne demeksizin ömer kavur'un kendisine ihtiyacı olduğunu söylediği her an yanında olmuştur.

    arman, mardin'de berivanisimli tv dizisinde oynarken ömer kavur, karşılaşma için kendisini arar. aytaç arman kabul eder bozcaada'ya gidince "ömer benimle biraz uğraşacaksın. ben artık bir dizi oyuncusu oldum" der. ömer kavur "ne alakası var dizi oyuncusu olunca ne oluyor" diye karşılık verir. aytaç arman dizi oyunculuğunun tempolu olduğunu, duygu aktarımının sinemadaki gibi olmadığından, her şeyi kısa zamanda hızlıca yapmak gerektiğinden aksi takdirde hemen montajda karşıdaki kişinin yüzüne kesildiğinden bahseder. "biz koşuyoruz senin beni tutman lazım" der. kavur "yok canım onca yıldır sen sinemada oynuyorsun olur mu öyle şey" der. arman mardin ve bozcaada arasında mekik dokur. üçüncü kez bozcaada'ya gidip çekimlere katılır. zor bir sahne çekilecektir. plan içerisinde açı değişecek, kamerayı sırtından görmesi gerekecektir milimetrik bir durum söz konusudur. bir kaç provanın ardından ömer kavur aytaç arman'a "aytaç farkında mısın ısınmaya başladın" der. film sonunda ömer kavur " ben sen anlattığında hiç anlamamıştım, senle hiç bu kadar uğraşmadım ben, gece yolculuğunda bile böyle değildi" diyerek şaşkınlığını arman'a itiraf eder..

    geçmişte bunlar yaşanmışken bugüne dönmemiz gerekirse aytaç arman türk sinemasında bugünün en büyük gelişmesini yetkin insanların sektörde yer alması olarak görüyor. "beni sokaktan geçerken yakışıklıdır diye alıp oyuncu yaptılar ben asılmaydım benden oyuncu olmazdı resim olurdu, yeşilçam'a bakın oyuncularla değil resimlerle doludur" diyor örneği cüneyt arkın "cüneyt arkın diyoruz, gelmiş geçmiş en büyük yıldızlardan biri... ama o kadar. kendisinin yarattığı herhangi bir karakter görmedik, kendisinden ibarettir. köylü oynar aynı saç, battal gazi oynar aynı saç, doktor oynar aynı... bir şey değişmiyor. he saçla başla bitmiyor ama görüntü sanatında görüntüyü inandırıcı kılmalıyız. görüyorum şimdi tv'de gençlik dizilerinde havuz başında..."

    son sorum bunca yıl içerisinde (ki devam etmektedir) sinemadan istediğini alıp alamadığıydı. yine çok en samimi haliyle, "sinema bana beni verdi" dedi. "insan olarak durduğum yer, hayata bakışım... bunlardan hoşnutum ve hoşnut olduğum beni, öğüten de objektif oyuncusu kimliğimdir. sanatçı olmadığımı söyleyecek kadar beni berraklaştırmıştır bu kimlik. ben oyuncuyum ayrıca oyuncuyum da diyemem ben objektif oyuncusuyum. bana bakan objektifin bana nerden baktığını bilip açısına ölçüsüne göre duygu ve düşüncelerimi yansıtırım"

    70'li 80'li yıllarda yaşadıklarından bahsediyor ama çok girmiyor detaylara "duyarlılıklarımız vardı sonra askeri mahkemelerde yargılandık, ev kiramızı ödeyemedğimiz zamanlar oldu" diyor. belli ki kırgınlıkları var. dil meselesinde eksik kaldığını söylüyor aytaç arman, dublaj öğrenmesi için kendisini yönelendirmeyenlere de kızdığını söylüyor ama "kendisini konuşmayan oyuncu değildir" diyen gençlere de karşı çıkıyor. "sette benim karşımda çok iyi oynayıp seslendirmeden sonra setteki performansını yarı yarıya düşüren oyuncular biliyorum. koca sahnede sesini sahneden en arkaya duyurmak için bangır bangır bağırıp sesini öne çıkarmış gibi . hayır hayatın içinde hiçbir insanın sesi o kadar önde değildir. televizyonda sunucuysanız, tiyatrocuysanız ayrı ama hayatın içinde akışkandır ses, kırılgandır, devinir gider o, akar gider, kendi mecrasına mahkum akan su gibidir, şu konuştuğum gibidir. düşünün, sesini öyle terbiye etmiş öyle terbiye etmiş ki terbiyesizleşmiş ses bir aktör için, objektif oyunculuğu için söylüyorum tiyatro için değil. görüntü sanatında sesin bu kadar öne çıkması doğru olabilir mi? benim kendimi konuşamadığımı kim söylüyor? koyun kamerayı ben oynayayım bakalım oynayabiliyor muyum oynayamıyor muyum? sesli film çekilmiyordu ki bu ülkede sesli çekilsin film ben de oynayayım hodri meydan!"

    hasılı fazlasıyla keyifliydi benim için aytaç armanla sohbet etmek. kendisinden bana kalan hatıra da şu oldu; çekime kasetin bitmesi sebebiyle ara verdik. aytaç arman bir sigara yaktı, biz kaseti değiştirdik. sonra "biz hazırız" dedim kendisine. ani bi hareketle sigarasını söndürdü, "efendim arzu ederseniz sigara içerken devam edelim, bizim için söndürüyorsanız, bir mahzuru yok" dedim "kimbilir biri sigara ile görür, etkileneceği tutar da sigara içer bundan sakındım. filmlerimde de sigara, eğer ki karakterin halinin önemli bir göstergesi değilse, özel bir anlam taşımıyorsa içmedim" dedi. sonra aklıma bugün magazin programlarında yerlerde gördüğümüz oyuncular geldi. kabul ediyorum bir insanın ünlü olması, büyük kitlelerin gözü önünde olması, kendi istediği gibi yaşamasının önünde engel teşkil etmemeli ama bu da kabul edilmelir ki popülerliğe sahip kişinin, popülerliğini borçlu olduğu insanlara karşı bu tür duyarlılıklarının olması da kendisine hayran olmak için ayrıca bir sebep teşkil eder.

    (bkz: nezaket)
  • dün izledim dünya bir oyun sahnesi isimli programda. asildi her zamanki gibi. yaşlanmış, hem de epey bi belliydi kırışıklıklarından. kendini zeki olarak tanımlaması ve zekasından zarar gördüğünü söylemesi bir an için itici kıldı kendisini ama inandım kendisine. aytaç arman isminin nasıl ortaya çıktığını anlattı. arkadaşları veysel'i lisede iken kendisinden gizlice bir yarışmaya sokmuşlar. ismi de havalı olsun istemişler. arman soyismi o zamanki matematik hocalarının soyismiymiş. aytaç ise böyle fiyakalı, yeni popüler olmaya başlamış bir isimmiş. işte bu yüzden veysel ince olmuş aytaç arman ve yarışmaya bu isimle katılmış ve böyle de devam etmiş.
  • bu adamın gençliğiyle bülent ersoy'un gençliği çok benzemektedir.