şükela:  tümü | bugün
  • eşimle birlikte emekli olup bir rum evi alıp ayvalık merkeze yerleştik. buraya kadar hiç sorun yok. günler güzel geçiyor ancak her gün okunan meftalara selalar (günde bazen 3-4 defa ) moralimizi bozmaya başlamıştı. üstelik hergün ayvalık çarşısında meftaların hayrına lokma dağıtımıda eksik olmuyordu. bu kadar ölüm biraz fazlaydı gibi.. bir gün yerlisiyle sohbette bu endişemi ve sebebini sordum bana " emekli olup olup geliyorsunuz, sonrada ölüp ölüp gidiyorsunuz. " harbiden cevap cuk oturmuştu.
  • halkı çoğunlukla midilli ve girit adasından gelenler oluşturur. ananem mübadele yıllarında midilliden gelip en tepedeki evlere yerleştiklerini anlatır. nedeni ise denizden gelen düşmandan daha uzak, daha kolay kaçılabilecek bir yerde olması. giritliler bu laflara pek kulak asmayıp sahil tarafındaki evlere yerleşip akıllılık etmişler.
    ayvalığın asıl ilginç yanı bir çok gizemi içinde barındırmasıdır. ilçedeki hemen hemen tüm yapıların eski rum evleri olması beraberinde bir çok garip olaylarıda getirmiştir. evlerin eski tuvaletlerinden(tamirat görürken), sarnıçlardan, kuyulardaki gizli oyuklardan ve duvarın içindeki sonradan kapatılmış gözlerden bir çok küçük hazine çıkmıştır. mübadeleyle birlikte midilliye göçen rumlar tekrar gelme umuduyla , değerli eşyalarını o karışıklıkta çaldırmamak için , daha sonra gelmeyi umdukları ayvalıktaki evlerine saklamışlardır. bu evlerde yaşayan bir çok aile bu değerli nesnelerden nasiplenmişlerdir. fakat ayvalığın en büyük şehir efsanesi başka ve daha büyük bir hazinenin öyküsüdür; rivayet olur ki ayvalıktan midilliye göç etemek zorunda kalan rum papazlar tüm hazineyi ayvalıktaki üç tane kiliseyi üçgen şeklinde kesen tünellere saklamışlardır. bu kiliseler şunlardır: 1-taksiyaris kilisesi 2-şu an cami olan saatli camii 3-şu an okul olarak kullanılan adını bilmediğim eski kilise. bu hazine yıllardan beri büyüklerin çocuklara anlattığı bir hikayemidir bilemem ama bu öyküyü dinleyen her çocuğun buna hayatı boyunca inanacağınıda biliyorum. ve bu öyküyle büyüyen her çocuğun çocukluğunu bir küçük kazmayla geçirdiği bir gerçektir.
    şeytan sofrasının öyküsüde bildiğim kadarıyla şudur: şeytan tanrıdan kaçarken erimiş kayalara basmış, toprak gürlemiş, yer yarılmış ve ayvalık körfezindeki adacıklar böyle oluşmuş. diğer bir rivayet ise diğer adımın , yani diğer ayak izinin çok uzaklarda bir diyarda olduğu yönündedir.
    ayvalığın dar sokaklarında hangi saat olursa olsun toplaşıp konuşan kadınlar görürsünüz, sizi süzerler ama bunu yadırgamayın, onlar sadece merak etmişlerdir, içlerine girdiğinizde ne kadar sıcak olduklarını göreceksiniz. hem içlerinde benim güzel ananemde bulunmaktadır.
    sarımsaklının çok bina olduğunu göze alarak alternatif bir gezi planı hazırlıyorum. ayvalık tepesinde bulunan "sütlü kuyular" adlı eski kuyular, taksiyaris kilisesi(on yıl evvel ikonları çalındığından kapalıydı, şu an ne durumda olduğunu gidip görmekte yarar var), özel bir sandalla çok daha keyifli olacak bir ada turu yani maden adası, eşek adası, her ne kadar yarım ada olsada tünelleri nedeniyle tımarhane adası, ay ışığı manastırı ve "kepçe adası"(küçük bir şaka,yani demem o ki;afacan beşlerin kepçe adası maceralarından birinde zannedeceksiniz kendinizi).
    tost yemeden gidilmemesi ve asıl ayvalık tostunun izmir tulum peynirinden yapıldığının, sadece içine domates konduğunun ve asıl özelliğininde ekmeği olduğunun bilinmesi fikir verme açısından iyi olur. zeytinyağı ve sabunu da süperdir... daha ne diyeyim gidin görün ve en kısa zamanda, bir yaz günü , "ayvalık tatili zirvesi" başlığını açıp heyecanla doldurun.
  • yazı ayrı güzel, kışı ayrı güzel memleket.
    taşınmak için tüm koşulların uygun olmasını bekledim ve taşındıktan kısa bir süre sonra annemin kanser olduğunu öğrendim.
    günler koşturmacayla geçiyor. o market senin, bu pazar benim. annemin önceliği moral ve beslenme. bu tempoyla başka bir yerde olsam çıldırırdım sanırım.
    tam "artık yoruldum" derken, deniz çağırıyor. gitmesen ayıp olur. sonrası huzur...
    annemin hastalığından önce de böyleydi. tam bir ev kuşu olan, hatta bakkala gitmemek için sigarayı bırakmayı düşünen ben, eğer deniz kenarında bir yürüyüş yapmazsam tüm bu güzelliğe ihanet etmiş gibi hissediyordum kendimi.
    şimdi balkonda oturmuş, cunda'ya doğru bakarken bütün yorgunluğum gidiyor. cunda'yı ya da denizi görmek de şart değil. sokaklardaki huzur bile yetiyor.
  • yol üstü olup da, kendi halinde kalabilen ve hâlâ “merak degmemis” yerleri barindirabilen, seytan tüylü ve seytan sofrali bir güzelliktir ayvalik. çengel formundaki cografyasi sayesinde, bir avuç dolusu ege denizi'ni kendi payina almistir.

    girit ve midilli'nin anadolu'daki izdüsümüdür. mübadele sonrasi bu adalardan göçen türkler, ayvalik'in yeni sakinleri olarak, geldikleri yerin kültürünü burada yasatmaktadirlar. ayvalik, kendine has mutfagi, sirin sivesi ve sicak insanlariyla adalarda yüzlerce yil sürmüs kardesçe yasantinin sembolüdür.

    bir ada kadar kendi halinde yarim adalari, kiyida kösede kalmis manastir ve kilise kalintilari, denizle kaynasan zeytinlikleri, çamliklari ve dünyanin en güzel batan günes manzaralarini ayaklarinizin altina seren tepeleriyle ayvalik, birçok turistik beldenin talihsiz akibetine inat, içinde hâlâ huzur tasir.

    yazin tadini çikarmak isteyenlere nazire yaparcasina, yeryüzünde yasayabileceginiz en mutlu ve huzurlu kislara ev sahipligi yapar ayvalik. cunda kordonunda söyle bir gezintiye çikmak kimbilir kaç agri kesiciye bedeldir…

    denizi, yüzmek isteyene en büyük iyiligi eder: serinletir. kimse sikayet etmesin suyunun soguklugundan! yaz sicaginda kavrulmaktan kurtulmanin daha güzel bir yolu olabilir mi… berrak ve serin ve bir denizde yüzmenin keyfi, denizden çiktiginizda size püfür püfür bir vücut olarak geri dönecekse serin sudan korkmanin manasi nedir degil mi?

    tabiat ana'nin bir hediyesidir ayvalik. bütün bir ege'de, bir sehir kadar “yogun” olup da bir sahil köyü kadar dingin kalabilmeyi basarabilmis tek yerdir. gelin ve kalin. eger kalmayacaksaniz, verdigi huzur ve mutluluktan bol bol alin ve yaninizda götürün, esinize dostunuza da dagitin.

    hosgeldiniz
    ve emin olun, her zaman hos bulacaksiniz…

    salih korkut peker .2004
  • sevgili babaannemin ya$amak icin can attigi, ancak yalnizca cansiz bedeniyle topraginda yatabildigi yer.
  • kahvaltı için yelken cafe
    öğle yemeği için köfteci esat
    akşam yemeği için tik mustafa, şehir kulübü veya bay nihat
    meze için her yer
    bar sonrası kayıntı (ayvalık tostu) için avşar büfe, volkan büfe, mesut büfe
    plaj için aytaş, sobe, ada kamping, ortunç
    lor tatlısı için sabah 10'da ılık olarak mehmet ali veya güler pastanesi

    ayvalık demek yemek demektir. ayvalık mutfağı asla bir ege mutfağı değildir.
    bu yemekler çeşme'de de var diyenin ağzına kürekle vururum.
  • dün çıkan yangın sayesinde kendi yüzüne kezzap atmış cennetimizdir. kusura bakmayın özel olacak ama çocukluğumun ve ilk gençliğimin de 200 hektarı yandı orda. ve ben burdayım.
  • cumartesi sabahı denizinde yıkanacağım yer.. inanılmaz mutluyum sözlük.. hele o altın gibi kumuna ayağımı basacağım ya, değişikli hallerdeyim..

    edit: kum lokasyonu veriyorum, sarımsaklı.. teşekkürler (bkz: mutti)
  • üst zenginler (koç,boyner, sabancı falan filan) tarafından bazı noktaları parsellenmiş olduğu için midir bilmem ama çok acayip bir pahalılığı olan şehir.
    belediyecilik desen zaten sıfır. bir yağmur yağsın yer altındaki kanalizasyon sistemi bütünüyle yer üstüne taşınıyor ve sokakakları ... bundan sonrasını söylemeyim. yaz geldi adamlar ilaçlama yapmadığı için, hayatımda kaybetmediğim kan miktarını bu şehirde kaybettim ben sözlük.
    şehrin yapısı da çok ilginç. evet tarihi sokakları ve evlerine diyecek hiç bir lafım yok ama onların da zaten şu anda ayvalıkta yaşayanlarla aralarında bir ilişki söz konusu değil hatta şu anda yaşayanlar onlara sahip çıkmıyor desek yeridir.
    peki ya şehir merkezinde (kırmızı tuğladan olan tarihi zeytin yağ fabrikasını kastetmiyorum) otogar yolunda dev gibi bir depo var. bu inşaat malzemeleri falan satan bir şirkete ait. bu ne lan. belediye nasıl bir kafaya sahip böyle. ayvalık gibi bir turizm yerinde o deponun ne işi var. camları kırık, boyası yok, tarihi falan da değil zaten her tarafı yıkılmış bir bina bu. her önünden geçişinde sövüyorum desem yeridir.
    zaten...
    ayvalık şehir merkezinden (heykelin ordan) otogara kadar yürüyün denizi bile göremiyorsunuz. hatta bu yolda öyle bir trafik vardır ki kenar kaldırımda yürüyen insanlar gidecekleri yere sizden önce giderler. ayrıca bu bölgenin öyle bir rüzgarı vardır ki adamı içmeden sarhoş eder. başınız dönüyor resmen rüzgardan. durmadan eser mi abi bi rüzgar? esiyor işte ayvalık'ta.

    bu kadar kötü yönlerinden bahsettik. hiç mi iyi yanı yok diye sorarsanız?
    size ortunç mevkiini, pateriça köylerini, badavut plajını öve öve bitiremem. ama bunlar da belediyenin veya ayvalıklıların değil allahın bir hikmeti.

    edit:imla
  • öncelikle belirtmeliyim ki çok sevdiğim bir yer ayvalık. cunda adasının her köşesi cennet, ayvalık tostu, ayvalık tostunun yanında eski sevgilinin içmeye bayıldığı ayranlar, aşıklar tepesi, rahmi koç müzesi, ortunç, kleopatra plajı, şeytan sofrası, şeytan sofrasının alt tarafındaki ıssız plajları her yeri ayrı bir güzel olan tatil beldesi.

    ama ciddi anlamda korkuyorum sözlük ben ayvalığa gitmeye. üstüne herkeste inatla ayvalığa gidelim diye teklif etmekte. tabi burada suç benim herşey güzelken, iyi giderken ne kadar güzel bir yer olduğunu ballandıra ballandıra anlatırsan ayvalığın, boy boy fotoğraflarını koyarsan facebook vb.lerine, ayvalık denince adın her ortamda geçmeye başlar tabi. şimdi ise herkes al sevgilini de gidelim işte ayvalığa bir haftasonu diyor işte, ama olmaz sözlük başkasıyla ayvalık, ayvalık 'o' demek nasıl unuturum gizli gizli sevgiliyi öptüğüm, sarıldığım yerleri? elini tutup dolaştığım sokakları? beraber kahvaltı ettiğimiz yerleri? rakıyı balığı nasıl unuturum sözlük? mojito'yu, carperiniyi, en önemliside bloody mary'i nasıl unuturum?

    bir başkasıyla başka yerler olur ama ayvalık olmaz, olamaz benim gücüm yetmez. ayvalık demek eski sevgili demek, onunla sarılıp uyumak demek. dertliyim sözlük içince nerden aklıma geldi şimdi ayvalık, rüya gibi haftasonları, tekne turu... alışmıştım oysa unutuyordum kendimce nereden çıktı bu şimdi?

    neyse murathan mungan yaz geçer'in önsözünde 'yaz geçer, iyi gelir ayrılıklar' demiş. inanıyorum bende şu yazı atlattım mı düzelecek herşey. seneye yaz ola hayrola. ne değişir ne biter onu da o zaman görürüz ama yok ayvalığa bir daha gidemem sanırım, gidenler benden selam götürsün ama ben sanırım bir daha asla göremeyeceğim ayvalığı...