şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: aaz)
  • bir hakan günday romanı.

    ''herkesin öyle bir hikayesi yok muydu? başlayıpta bitiremediği çünkü kimsenin dinlemediği. içine atmak diye bir şey varken anlatmaya ne gerek vardı? içine atıp sifonu çekmek varken. alkolle dolu sifonu.''

    ''kendi içimde tutsak olduğumu diri diri gömüldüğümü nasıl bilebilirlerdi? imdat çığlığı atmamışım ki.''
  • (bkz: #88504740)
  • diğer hakan günday kitapları gibi sürükleyici ve karanlık tam da sevdiğim gibi. ama bir sıkıntısı var kitabın, çok fazla tesadüf barındırıyor. özellikle ingiltere kısmında haddinden fazla tesadüf vardı. kitaba bir şekilde yedirilirse tesadüflerle bir sıkıntım yok ama burada çok üst üste gelmiş bu kadarı çok fazlaydı. diğerlerine göre bu kitabı daha "az" beğendim ama yine de sevdim çünkü hakan günday'ın kitaplarındaki o karanlık atmosferi ve o atmosferin içine çekilmeyi çok seviyorum. son olarak hakan günday okumaya başlayacak olanlar bu kitabı başlangıç kitabı olarak seçmemeliler.
  • abd'li oldschool mc. the format ve sosa başlangıç düzeyinde dinlenebilir.
  • gece başlayıp sabah bitirdiğim. ilk bölümü okurken ben bu kitabı okursam kendime zarar veririm okumamalıyım dediğim ama yine de dayanamayıp okuduğum hakan günday kitabı.

    --- spoiler ---

    ama ikinci bölümde aşırı kasmış gibi geldi ve zorlama bir romantizmle bitiriyor romanı bu romanın hakkı benim kanımca en azından iki intihardır. ciddi manada çok mükemmel başlayan ve adamı yıkan roman sonradan aşk tesadüfleri sever tadında bağlandı. yazık oldu.

    --- spoiler ---
  • içinde gereğinden fazla tesadüflerin yer aldığı hakan günday romanı. kitapta her iki derda'nın da yaşadığı o masum çocukluktan dönüşülen bireyler gerçekten okumaya değerdi. bu tarz dönüşümleri her zaman sevmişimdir fakat sanki londra'da başka kimse yaşamıyormuşçasına hikayedeki herkesin bir şekilde yolunun kesişmesi kurguyu biraz zayıflatmış.
  • hakan günday’ın yurtdışında da tanınmaya başlamasını sağlayan az, birbirlerinde alfabedeki a ve z harfi kadar uzak olan iki insanın yaşamlarını anlatmakta ve bu sıradışı kesişim noktasını bizlere sunmaktadır.

    şehirler ve sınırları aşıp ülkeler arası bir hikayeye dönüşen az, sinemavari bir anlatımla okuru sürüklemekte ve merak uyandırmaktadır.

    fransa’dan ödülle dönen kitap, yazarın dönüm noktalarından biri olarak değerlendirilmektedir.

    diğer kitapları için:

    kinyas ve kayra: (#101264539)
    zargana: (#101264560)
    piç: (#101264584)
    malafa: (#101264911)
    azil: (#101264604)
    ziyan: (#101264616)
    daha: (#101264955)
  • "bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı."

    "o günden sonra derda, hücre hücre öldü ve gün gün yaşlandı. çünkü derdi korku değil, korkuyu beklemekti. ve korkuyu beklemek, korkudan beterdi. bir zamanlar, birinin yazdığı gibi..."

    “kim seçiyor acaba, dedi içinden. hangi hayalin gerçek olacağını? o hayali kuran mı, yoksa o hayali kurduran mı?”

    "hayır, yalan söylemeyeceğim! ben hayatıma devam edemem ve hiçbir şeyi unutamam!
    çünkü oğuz atay'ı da okudum. seni de tanıdım...
    diyebilirsin ki bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? haklısın belki de çok az... o zaman şöyle demeliyim... seni az tanıyorum... az...
    sen de fark ettin mi? az dediğin küçük bir kelime. sadece a ve z. sadece 2 harf. ama aralarında koca bir alfabe var. o alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. biri başlangıç, diğeri son. ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. yan yana gelip de birlikte okunmak için. aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. senin ve benim gibi...
    bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. belki de az, hayat ve ölüm kadardır! belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum demektir. bilmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. belki de az her şey demektir. ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir..."

    " "bekleyin!" demişti. "burada bekleyin onlar size gelecek."
    "kimler?" diye sormuştu filipinli.
    "hayatının anlamını bulmuş olanlar. hayatlarını adayacakları şeyi bulmuş olanlar gelecek. siz de kalplerini söküp, yerine, o şeyleri koyacaksınız. sonra da kalpleri fırlatıp atacaksınız!"
    "ama..." demişti kızılderili. "kalpleri olmadan nasıl hayatta kalırlar?"
    "göreceksiniz!" demişti bina da.
    "peki ya kimse gelmezse?" diye sormuştu filipinli.
    "kim kalbinden vazgeçecek kadar kendini bir şeye adayabilir ki?"
    "onu da göreceksiniz !" demişti bina.
    "ya hayatlarının anlamını bulamayanlar?" diye söze girmişti kızılderili. "onlar ne olacak?"
    "onlar da, göğüslerinde bir et parçasıyla canlı canlı çürüyecekler. ve buna da yaşamak demeye devam edecekler!" "

    (bkz: hakan günday)
    ...
    ..
    .
  • bugün soundcloud ‘da gezinirken kitabın en sevdiğim kısımlarından birini hakan günday ‘ın kendisinin seslendirdiği kısma denk geldim. güzel bir tesadüf oldu.ziyadesiyle hoştu.

    az