şükela:  tümü | bugün
  • toyluktur. zaman çok sevmemeyi değil belki ama "nasıl" sevmek gerektiğini ve "ne zaman" frene basılması gerektiğini öğretir insana.
  • nedendir bilinmez az içmeyi bilmeyenlerde sıklıkla görülen bir huy. hangisi hangisini tetikliyor hiç bilinmez.
  • biraz enayiliktir.sonunda olan size olur, gereksiz romantizme baglamamak lazım zira o mesut aşklar sadece türk filmlerinde.
  • bir şeyi doya doya yaşamanın tek yoludur, gerçek, anlamlı, dümdüz... acısı da bir o kadar gerçektir. herkesin harcı değildir
  • hafızayla ilgili bi problem esasında.. kendini unutmakla ilgili belki.. rahatsız bi durum..
  • sevgi ölçülmeye çalışılıyorsa gerçek bir sevgi değildir,illüzyondur.kalpten gelen ölçülemez, ket vurulamaz ve sınırlandırılamaz.
  • insanın kalbine karşı koyamaması, yüreciğinden geçenlere engel olamamasıdır. sevmek, aşka düşmek, öğrenilebilir bir eylem değildir en nihayetinde. öyle olsaydı bu zaman kadar eksik bırakıla bırakıla, bağlanmamayı, onu hayatının ortasına koymamayı, her şeyimsin dedikten sonra yarım bırakıp gidince ayakta durabilmeyi çoktan öğrenmiş, bu projeyi de geliştirmiştik. böyle evcil acılarımız olmaz, bize hiçbir faydası olmayacağını bilerek sanal bir dünya içerisinde bunları karalayıp kendimizi avutmazdık.

    az sevmeyi öğrenebilseydik, samimi söylüyorum rahat yaşardık, daha az içer, içtiklerimizden bir şey anlardık. eksik olsun, bazı şarkıları bilmez, kimi yazarları tanımazdık. aşık olurken karşındaki insana aşık olur, ruhumuzu tamir etmek için 15-16 anahtar aramazdık yalnış kişilerde.
  • yanlış bir önermedir..
    kime göre, neye göre diye sormak gelir içimden şimdi..
    sevmek, sevmektir işte, azı çoğu yoktur ki bunun, herkes kendine göre sever..

    ha ama belli bir ilişkiyse mevzu bahis, 'the' ile tanımlanan, çifti oluşturan ikiden biri hep daha çok sever..

    e ona da yapacak bişi yok artık..

    sanırsam yani..
  • eksik yasamamaktır.
    tum renkleri yasamaktır..

    bana bir cesit ozurmus gibi gelmiyor az sevmeyi bilmemek.
    hatta dahası cok sevebilmek bir yetiymis, yetenekmis gibi geliyor.
    bunlardan da otesi cok sevmek bir cesit guc gostergesi gibi geliyor. cunku darma duman olma ihtimalini goze almısındır cok sevmeler zincirinde. kendini bir hayli yarım bırakma ihtimaline ragmen cok sevmisindir.

    sen de bilirsin kendini geri cekmeyi, kendini "cok sevmemeliyim. mantıklı ilerlemeliyim" telkinleriyle korumayı.
    ama sen ne diyorsun? ask oylesine zor bulunuyor ki bulunca doyasıya yasamalı, icabında dibi de goruruz, adam gibi sevmis/yasamıs/hissetmis olacagız ya..

    bana strateji mamulu iliskiler ne yalan soyleyeyim cok "yavan" geliyorlar.
    ne zaman kontrolu kalbime degil de beynime versem sıkılıyorum uleyn ben.
    uc bes gunde ben bu adamı cok da sevmiyorum, vazgecmeyi goze alabiliyorum diyorum.
    sonra bir iki puruzde cat diye de vazgeciyorum.

    oysa cok sevdin mi her haliyle dunyanın en guzel insanı oluyor.
    eksileri batmıyor.
    sevincleri doruklarda dolasıyor.
    ne bileyim..
    ben birini cok sevebildim mi seviniyorum acıkcası.
    zira insanın basına bu bireysel ve egoist dunya sartlarında cok zor geliyor cok sevmek.

    guzeli cirkin etmesek?
    sevin gayri. her seyinizle, her seyinizi ortaya koyup, her seyin yerine kimi zaman onu koyup.. kac kere basınıza gelecek ki?
  • nedir bu..
    hani bunun bi ölçütü mü var..

    var da bu kadar insan mı bilmiyor, kutsal kase gibi asırlardır sorgulayıp duruyor.. taa romeo diye bi aşık çocuktan günümüzdeki ally mc'beal ya da türevi hatun tiplemelerine kadar... biliyor da kıçına giren o kadar kazık mı hoşuna gidiyor afedersiniz..

    az sevmeyi bilmemek..
    ulan zaten seven erkek/kadın için az-çok kavramı diye bir şey mi var.. ya sever ya .... ya da öylesine takılır, argo tabirini siz de benim kadar iyi biliyorsunuz, doldurun o noktaları içinizden geldiği gibi..

    az sevmeyi bilmemek, sevginin ne demek olduğunu bilmeden konuşmak demektir. içinizdeki sevginin azlık çokluk sıfatlarıyla bir ilişkisi yoktur, sadece içten olmak, can olmakla alakası vardır, gerisi yalan olur hep.