şükela:  tümü | bugün
  • zamanında karısıyla karşı karşıya telefonla bağlandığı bir haber/magazin programında yarmış olan arabeskçi. kadın konuşmaktadır "azer eve gelmiyo, her gece içiyo, böyle koca mı olur bik bik bik..", azer bülbül karısının lafını keser:

    -yav onu bunu bırakın da kadın dediğinin ayağı mı kokar yav!

    böyle bir demeçle hafızalarımızda yer etmiş bir şarkıcıdır en nihayetinde.
  • yer kıbrıs lefke 4. tabur birinci bölük.
    öğle yemeği zamanı.

    -yemek duası için kep çıkar düzen al.
    -tanrımıza hamdolsun, milletimiz var olsun... komutanım!
    +afiyet olsun
    - sağol.
    +dağılmayın. azer bülbül için el fatiha....
  • hesabım var, esmerin adı oya, sevdiğime pişman ettin, saygımız vardır(eskimo genci) gibi yıllardır ibrahim tatlıses'le özdeşleşmiş türküleri piyasada ilk seslendiren adamdır. ibrahim tatlıses'den de önce.

    ibrahim tatlıses kendi ağzıyla itiraf etmiştir, ilk önce azer bülbül'den dinledim, sonra ben de kasedime koydum diye.

    dileyen ahan da aşağıdaki videodan görebilir. aşağıdaki program daha azer bülbül'ün ilk tv tecrübelerinden biridir. hatta programdaki güçlü (olgun şimşek) karakterinin elektrik benzetmesi sayesinde azer bülbül titremesi elektrik çarpmasına benzetilmiştir. olgun şimşek bu aşağıdaki videoda bu akımı başlatan isim olmuştur.

    tarihe tanıklık ediyoruz efem,
    https://www.youtube.com/…atch?v=dcicujemasc#t=1m05s

    link saniyesine göre ayarlanmıştır lakin hazır tıklamışken 1995 tarihli programı partlar halinde full olarak da izleyebilirsiniz.

    popüler olmadan evvel baya 7-8 tane kasedi varmış rahmetlinin. evet tanındıktan sonra da çok deli eserler seslendirdi fakat asıl cevher o almanya'da yaşarken yaptığı kasetlerde gizli. dinlemenizi tavsiye ederim.

    aynı zamanda emrah'ın meşhur ettiği leyli adlı parça, kibariye'nin hüküm giymişim ile yıldızlaştığı şarkı, mahsun'un ciğerparem şarkısı, nükhet duru'nun ben yine sana vurgunum adlı nefis şarkısı da yine azer tarafından ilk okunan şarkılardan bazılarıdır sadece.

    bunun haricinde ben seninle mutluyum, yalan sevgiler, alacağın olsun, ayrılmak mı gerekirdi, üzülmedim ki, sana yalan gelebilir, başaramadım , borcum bitmedi gibi efsane şarkılara da can vermiştir. orası ayrı..

    sesinin haricinde, hali tavrı duruşu mimikleri, elini kolunu yerçekimine terkedip kukla gibi sallayışları, iki beden büyük takım elbiseleri, kambur duruşu, başını önde sallaması, hızlı konuşması, aniden bağırıp coşturması, gözlerini sımsıkı kapayıp şarkı söyleyişi, derbeder havası, amerikan traşı olarak bildiğimiz sedat peker traşı, pos bıyığı ve daha niceleri ile silindi gitti.

    entel tayfa azer bülbül denildiği vakit yüzünü buruştururdu. taksiciler arabaya binen müşteri ciks birisiyse teybin sesini kısmak mecburiyetinde hissederdi kendini. hoşlanılan kız playlistinizde azer bülbül görünce sizi varoş görürdü. ankara pavyonlarının duvarı azer nağraları ile çınlardı. dalga geçilirdi kendisiyle elektrik çarpmış, titrek şarkıcı diye. biz ise senelerdir ulan senelerdir o titrek diye dalga geçilen adamın her titreyişinde meşke gelirdik. göğsümüzü gere gere de azer dinliyorum derdik.

    azer bilmeyen, sevmeyen dinlemeyen insanlara azer sevgisi aşılayan başlıca kurum askeriyelerdir. sonra taksilerdir, varoş semtlerin esnaflarıdır, sanayi köşelerinde ya da fabrika imalathane bölümlerinde nidaları yankılanan duvarlardır, ilaç gibi radyo frekanslarıdır, pavyonlardır.
    yıllardır yazacam yazacam hep erteliyordum. bugüne kısmetmiş azer bülbül başlığında yorum sahibi olmak..

    neyse...

    yürek yangınına kâr etmiyor kar,
    şu koskoca şehir sanki 4 duvar
    nehirler ırmaklar taşacak kadar
    ağladım ağladım yaşım bitmedi..

    ya da

    güneş, karlı dağlarla
    denizler, kumsallarla
    çiçekler, ilkbaharla
    ben, seninle mutluyum

    dizeleri bile bu adamı anlatmaya yeterlidir bence..

    sübutay kesgin bir yaşam biçimidir. saygılar.
  • adıyla birlikte sebepsiz bir bally kokusu sarıyor etrafımı.

    muhtemelen mahallede örnek aldığımız abilerimiz bally çekerken şarkılarını dinledikleri için olsa gerek.

    dünyanın derdi üstünde olan koca koca abiler öyle mutlu görünüyorlardı ki inanamazsınız.

    hep bir ezikliği vardı. hep başı eğikti. hep mutsuzdu. gülerken hep başını eğiyordu. böyle bir hayat olabilir mi? düşün ki mutlu olmaktan utanasın. nasıl sıkıntıların vardı acaba?

    titremesiyle dalga geçenler biliyor muydu ki; o kadar dert keder direk nasıl çıksın o ufacık gırtlaktan.

    allah rahmet eylesin.

    bizi kızılay'da sırf hayranınız abi dedik diye tutup götürdüğün klüp için, orada bizi en ön masada ağırladığın için, karnınız aç mı deyip yedirdiğin yemek için, gençler kötülüklerden uzak olun adam olun dediğin için, meyve suyu için binlerce teşekkürler. çocuğumun isim babası.

    http://www.youtube.com/watch?v=q_rqlsr3ko8
  • gülüşünden, duruşundan mertlik ve mahcubiyet sezilirdi bu adamın. entelin kuntilin dalga geçtiği, genelde garibanın/kenar mahallelinin/itilip kakılmış adamın "kadrini kıymetini bildiği" biriydi işte.. isim zikretmeyelim o camianın pisliklerinden olmadığı belliydi.

    hayatı "koyu" yaşayanlardandı, sanki "ölümcül kötü alışkanlıklar edinmemesine ihtimal olmayanlardan"dı. "çilekeşliğe yazgılı"ydı. harbi bir alt kültür şarkıcısıydı. bazı abileri gibi sosyeteye, burjuva taklidi yapan hödüklere yamanacak adam değildi. tip itibariyle, kılığıyla kıyafetiyle sanayi sitesinde, kahvehanelerde, berberlerde, birahanelerde on binlercesini gördüğümüz abilerimizin hisli hisli şarkı söyleyen bir örneğiydi.

    "ulen arbesk mi kaldı 2012'de?" diye sorana adı söylenirdi. yaşayan arabeskin tanımıydı. star mıtar değildi. antalya'nın şarampol semtinde ölü bulunduğu mostar otelin kapısındaki 3 yıldızdan her biri kadar yıldızdı ancak. zaten biri kendisine yıldız dese bıyık altı güler yahut söverdi muhtemelen..

    lüks sahneler/kırmızı kadifeler mi giderdi rahmetli azer'e rakı içilesi bir ocak başı mı..

    bazı şarkılarına tuzlu fıstık, bira, deniz kıyısına çekilmiş araba ortamlarında eşlik ettiğimde şeytan görmüş gibi bakanlara koyiyim azer.. pkk sempatizanı da ülkücü genç de lümpen de fabrikada çalışan emekçi de dinlerdi kendisini. bir iki şarkısından belli bölümleri ben dahi bilir söylerdim ne hikmetse kattiyen sarhoşken..

    43 yaşında memleketinden/evinden uzakta öldü gitti. eminim ölürken mutlu değildi. mutlu olan adamın ölemeyeceği bir ortamda öldüğü anlaşılıyor maalesef. artık dünyevi acılarının dindiği kesin. ruhu huzur bulur inşallah. dünya yalan.
  • ölümü üzerine aşağıdaki yazıyı okumakta fayda var.

    --- `dardayım aney` ---

    mustafa kemal erdemol

    o da bizim amy winehouse’umuz sayılabilir pekala. onun ölümü de, bu gerçekten başarılı ingiliz kadın şarkıcı gibi bir gün “mutlaka olacak” diye düşünülmüş bir ölümdü. onunla “titreyen şarkıcı” diyerek hafiften dalgasını geçenler bile bu titremelerin, bedenini mahveden uyuşturucudan kaynaklandığını bilirlerdi, bana sorarsanız.

    bilinmeyecek gibi de değildi ki. londra’ya konser için geldiğinde tanıştırılmıştım azer bülbül’le. bambaşka bir alemdeydi sanki. boş gözlerle bakıyordu diye kalmış aklımda. karşısındakine aldırmazlığından ya da onu önemsemediğinden değil, bakmak eyleminin artık iradesiyle gerçekleştireceği bir eylem olmaktan çıkmasındandı. uyuşturucu böyle bir bela.

    ayıp değil, dinlemezdim. ama davetli olduğumuz o konserde şarkılarını, atmosferin de etkisiyle belki, pek bir hoş bulmuştum. itiraf edeyim, ruh halim de mi uygundu nedir, sevdim de hatta. arabesk girecek damarı bulurmuş demek ki. öğrendim. sesi iyi midir, kötü müdür anlayamamışımdır. ben böyle araf’ta kalırım çoğu zaman. hala, büyük hayranı olduğum julia roberts güzel midir çirkin midir karar veremedim, örneğin. bu her iki kavramın da özelliklerini taşıyanlar vardır böyle.

    azer bülbül şarkı söylemiyor da “imdat” istiyor gibiydi, buna tanık oldum o konserde. “dardayım aney” şarkısında bu çok bellidir. ölüm haberini duyduğumda, bu şarkıyı bir kez daha dinledim. notalarla dile getirilmiş bir imdat çığlığı neymiş, kavradım. müthiş bir hayat. kendini bitirmenin ilmini yapmak nasıl olurmuş azer bülbül’e bakmak lazım.

    bunca olgunun arasında çok mu önemli bu kayıp denirse eğer, “elbette önemli” derim. ama, ifade ettikleri daha da önemlidir. memlekette çoğunluk azer bülbül gibi yaşıyor çünkü. “dardayım aney” şarkısına sesini katan milyonlarca insan var bizim coğrafyamızda. içinde bulunduğu “dar”dan çıkmak için kılını kıpırdatmak yerine, “feryat” etmeyi seçen milyonlarca insan yani. azer bülbül, işte bu insanların “çığlığıydı”. “başaramadım” şarkısının sözleri, herkes tarafından yazılabilecek en büyük ortak güfteyi oluşturuyor. o nedenle bu şarkıyı kendisi yazmış sanacak o kadar çok insan var ki, hepsi azer bülbül’ü kendisinin “özel şarkıcısı” kabul eder bu yüzden. “beni anlatıyor abi” cümlesini sık sık duyanlardanım.

    “fazla yaşamaz bu” dendiğini de duymuştum o akşam. o çevrelere yakın olanlar gazeteye her geldiklerinde buna benzer konular konuşulurdu. katılıyorum, yaşamazdı gerçekten. bir gençlik hatası, ölümü de bir genç ölüme çevirebilir çünkü. uyuşturucudan hayatını kaybeden iki arkadaşım vardır ki, 30’unu zor gördüler. hala gençler onlar. azer bülbül de “gençlik”te karar kıldı sanki. sevenlerinin ruhuna “damar”dan giren bu “yaşam mağduru” üç damarı tıkalı kalbinin durmasıyla öldüğünde sadece 43 yaşındaydı.

    azer bülbül gibi şahsiyetlerin arabesk yapmaktan başka şansları yoktur. hayatları böyle çünkü. müslüm gürses için de aynısı geçerlidir. annesi, babası tarafından öldürülen biri olarak gürses’in arabeskten başka bir şansı olabilir miydi? her arabeskçi böyle yaşıyor değil elbette, ama bülbül de gürses de, hem acının içinde doğmuşlardır, hem de kendileri acı doğurmuşlardır. başka ne yapabilirlerdi?

    bizim memlekette, başı dertte olanlar, şu meşhur hızır’ı değil, “anne”lerini çağırırlar hep. azer bülbül’ün dinleyicileri işte hep bu annelerini çağıran, ama birileri tarafından istenmediklerinde de “analarını alıp gitmeleri” istenenlerden oluşuyor. o birileri “beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısına daha bir meftundurlar. bülbül gibi şarkıcılar ise, beraber yürüdükleri milyonlarca sınıfdaşları olduğu halde, dünyada yapayalnızmışlarcasına “annelerini” çağırıp durdular hep.

    “dardayım aney” lafı (da), bu “darda olma” durumunu inandırıcı bulmayanlarca işte başbakanın o meşhur cümlesiyle ters yüz edildi. başbakan, -kızgınlıkla da olsa- zaten, “sadece” anneleriyle olabilmiş milyonlarca ezilmişe, yol arkadaşı olarak yine “annelerini” önermiştir. hala gülerim aklıma geldikçe.

    başbakanın “beraber yürüdükleri” arasında bülbül’ün dinleyicileri yoktur, seçmenleri arasında elbette onlar da var. o “beraber yürüme” durumundan kendilerine, “biz de oy verdik” diyerek pay çıkardıkları da düşünebilir. oysa başbakan’ın beraber yürüdükleri, gazete sahibi yaptıklarıdır, gemicik aldıklarıdır falan. başbakan, her şeyden önce bir şeyleri başarmış adamdır. bülbül’ün “başaramadım” şarkısından haberdar olmayışı bundandır.

    titreyen şarkıcı ha? ölümü bile akıl almaz bir ihmalin sonucudur. geceyi geçirdiği kadın, zevk dakikalarından sonra fenalaşan bülbül’ü korkuyla odada bırakıp çıkarken, hiç değilse otel görevlilerine haber verseydi, hayatta olacaktı. otel odasında “ölümüne unutulmak” arabesk bir yazgıdır.

    bu yazgıdan haberi vardı mutlaka. değiştiremeyeceğine de herhalde inanmış olmalı. yoksa genç bir adam, daha yolun başında “yücelen, yükselen kişi” anlamına gelen, moğolca’dan devşirme, sübütay adını bırakıp azer adını alır mı hiç? “yüceleceğine” inanmamıştır çünkü. çünkü o da “ben doğarken ölmüşüm” diyenlerdendi.

    sonuçta bu “damar” arabeskçi, kendi “damarının” ihanetine uğrayıp gitti bu dünyadan. “dardayım aney” diyen o büyük koro, çabalarsa bir şeyler başaracağını hiç düşünmeden, “başaramadım” diye çığlık atmaya devam edecek.

    arabesk budur işte.

    sevenleri bağışlasın ama arabesk işte budur. “damardan” girer, damardan çıkar. ama yolu asla “akıldan” geçmez.

    huzur içinde uyusun azer bülbül.

    --- `dardayım aney` ---
  • azer bülbül, bir arkadaşın stüdyosunda kayıt yapmaktadır. önce sesini açmaya uğraşır, yüksek sesler çıkarır, sallanır vb. menejeri de oturmuş gazete okumaktadır. menejer bir ara gazeteden kafasını kaldırır ve tonları ayarlamaya çalışan arkadaşa dönerek: "eee nasıl gidiyor?..." diye sorar. arkadaş: "aslında söylemeye çekiniyorum ama, azer bey çok detone söylüyor, makinelerle bile ayarlayamıyorum sesleri..." der. menejer bir an durur, "tamam hallederiz" der.
    - azer! azer!
    - hoop! ne oldu?
    - abicim, çok "betone" söylüyormuşsun, mikrofona söylesene, sesi alamıyormuş arkadaş...
    yaşanmış olduğu doğrudur.
  • kendisini sadece yaptigi muzik ile degil.. kisiligi ile taniyanlarin.. karakter olarak cok duzgun bir insan oldugunu bilirdi..
    gelmesi gereken yerlerde olamadi hicbir zaman..
    cok ugrasti.. cevresinde ki onu kazandigi/kazandirdigi paradan cok hayatina ceki duzen vermesi icin..
    agir alkol ve uyusturucu yikti gecti.. demek ki..
    saglam masasi olan bir sanatciydi.. takipcisi coktu.. sahne aldigi mekana para kazandirandi bir zamanlar..
    maalesef.. sahne de duramiyordu artik..
    sahnesini bitiremiyordu bile..
    muslum baba gibi sansli olamadi.. arkasindan onu cekip cevirecek bir kadin yeterliydi aslinda..
    olmadi..
    yolun acik olsun azer baba..
  • ankara konseri afislerinde "ankara titreyecek" diye tanitilan sarkici. yuruyen vibrator
  • abidir, babadır kendisi, öyleydi yani.. bizdendi. özellikle ankara'da büyümüş olanlar için "bizdendi" kelimesiyle ne anlatmak istediğimi daha çok anlar. varoş kesim dinlerdi ne demek lan? sen kraliyet ailesinde büyüdünde haberimiz yok kralın kayıp oğlu? möhterem anneciğinin karnında piyano mu çalıyordun hayırdır? tek dal sigarasını paylaşacak son arabeskçilerdendi belkide. arabesk dinlemek kötü bir şey değil dinlersen ezilmezsin merak etme. velhasıl azer baba gitti, müslüm baba da gitti, kimi sevdiysek gitti.