şükela:  tümü | bugün
  • ölmüş bir günahkarın gözden geçirilip düzenlenmiş hali .
  • "bir aziz, yaşamı boyunca, kendisine bazen bir halenin sağladığı saygıyı duyurmaz.
    bir aziz, anlaşılmak istersem, merhamet (charite) dağıtmaz. o daha çok pisliği (dechet) ayırmaktadır: "ters-merhamet" (decharite) yapar. bunu da yapının buyurduğunu gerçekleştirmek için yapar: özneye, bilinçdışının öznesine kendisini (azizi) arzusunun nedeni olarak görmeyi sağlamak için." (lacan- televizyon)

    (dostoyevski kitaplarındaki aziz figürlerini ve en başta da zosima dedeyi, onun ölüsünün kokup kokmamasının önemini yukarıdaki alıntıyla birlikte değerlendiriniz. 50 puanlık bir soru. budala'daki mişkin'i, cinler romanında aziz önünde kendinden geçen kadınları da yukarıdakine göre yorumlayabilirsiniz. bu da 50 puan)

    (lacan için bu pisliği dağıtma işlevi, bu modern azizlik, müthiş bir servetle sonuçlanmıştı ki bu onun kapitalist söyleme bağlanışından öte ateizmini gösterir)
  • kadri yüce, şerefli, kuvvetli, zor ve güç, az ve nadir, kerim ve cömert olmak, galip ve üstün gelmek, su akmak anlamlarındaki a-z-z kökünden türeyen azîz allah’ın sıfatı olarak; üstün, güçlü, kuvvetli, galip, âciz olmayan, şerefli, değerli, kahhar ve melik demektir.

    azîz kelimesi kur’ân’da 99 defa geçmiştir. bunlardan 90’ı allah’ın sıfatıdır. 47 yerde, hakîm ismi ile birlikte bunun dışında zü’ntikam (âl-i imrân, 3/4), kavî (hûd, 11/16), hamîd (ibrahim, 14/1), rahîm (şu’âra, 26/9), alîm (neml, 27/78), gafûr (fâtır, 35/28), vehhab (sâd, 38/9), ğaffâr (sâd, 38/66), kerîm (duhân, 44/49), cebbâr (haşr, 59/23) isimleriyle birlikte kullanılmıştır.

    “allah azîzdir, hakîmdir” (bakara, 2/220);

    “allah azîzdir, intikam sahibidir” (âl-i imrân, 3/4);

    “allah elbette güçlüdür, azîzdir” (hac, 22/40);

    “senin rabbin azîzdir, rahimdir” (şu’ârâ, 26/9);

    “o azîzdir, alîmdir” (neml, 27/78);

    “o azîzdir, hakîmdir” (ankebût, 29/42);

    “allah azîzdir, gafurdur” (fâtır, 35/28).

    azîz sıfatı; allah’ın güçlü, kuvvetli, gâlip, her istediğini yapabilen, her söz, iş ve hükmünü icra edebilen, her şeyden üstün ve şerefli olduğunu ifade eder.

    bütün izzet allah’ındır (nisâ, 4/139).

    o, şeref ve kudret sahibidir (sâffât, 37/180).

    peygamber ve mü’minlere izzeti veren de o’dur (münafikûn, 63/8).

    izzet, şeref, güç ve kudret isteyenin de o’na yönelmesi gerekir (fâtır, 35/10).

    “o, dilediğini azîz, dilediğini de zelîl eder” (âl-i imrân, 3/26).

    allah’ın bu sıfatına mu’ızz denir. azîz ismi ile aynı kökten gelen mu’ızz kelimesi, isim şeklinde kur’ân’da geçmemiştir, ancak bu vasfı, âl-i imrân sûresinin 26. âyetinde “tu’ızzü” fiili ile ifade edilmiştir. “muizz” ismi, tirmizî’nin el-esmâü’l-hüsnâ ile ilgili rivâyetinde geçmektedir (tirmizî, deavat, 83).

    azîz kelimesi güç ve zor gelmek anlamında hz. muhammed’in (tevbe, 9/128), şerefli, değerli, benzeri zor bulan anlamında kur’ân’ın (fussilet, 41/41) sıfatı olarak ve güc (hûd, 11/91), şanlı, şerefli (fetih, 48/3) anlamında da kullanılmıştır.

    aziz kelimesi kur’ân’da, mısır hazine bakanının sıfatı olarak da geçmektedir (yûsuf, 12/30, 51, 78, 88).
    kaynak: dini kavramlar sözlüğü.
  • latince sanctus.

    hrsitiyanlığın ilk dönemlerinde sadece inananları belirten, sonraları kilise tarafından din büyüğü ilan olarak tanınan, tanrının yasalarına uygun olarak yaşayan, din ve ahlak açısından örnek bir yaşam süren kişileri belirten sözcük. aziz, kilisece kutsal ilan edilerek yaşamı örnek gösterilir ve halkın kendisine tapınmasına izin verilir. azizlerin tescil edilmesi yetkisi 1170’ten başlayarak papaya verilmiştir. azizleştirme töreni roma’da sen pietro kilisesinde yapılır.
  • aile babası işte. başka ne olacaktı! koca dediğimiz şey, biyolojik baba kontenjanından aileye giren sözleşmeli memur olabiliyor ancak. sonra ailemi daha rahat geçindirmek için para kazanıcam ben diyerek özel sektöre geçiyor, çünkü artık devlet sektöründe pişmiş oluyor (bu tabir ve yol haritası bana ait olmayıp aile büyüklerinin iş hayatında tavsiyesiydi, bu sayede işsiz kaldım herhalde). özel sektörde bir kriz olması durumunda veya emeklilik çağının başlaması ile kadroya geri dönmek isteyen babaların hepsi bıraktıkları gibi bulmuyorlar aileyi farkındaysanız. onların yerini bir aziz almış oluyor. aziz, yani doğuştan gelen değil, kazanılmış statü, büyüten baba, hediyeler getiren klaus baba, balık ekmek tutmayı öğreten baba, aile babası, masalsı baba. gidip görüp dolaşıp tehlikelere atlayıp mucizelerle geri dönen baba. ay ne kadar fantastik. sonra nerden baksan aykırı bir çerçeve: tek başına yaşayan, böyle mutlu olan, etrafında pek insan beslemeyen aziz insanlar. aileleri yok, hatta kimseleri yok, ama biz mecburen aile babası diyeceğiz. kazanılmış hak olduğu için. gerçekte azizler, ne kamuya ne özel sektöre yaranabilmiş, öyle boşa dönen dişli gibi orada burada gezenti tipler olarak dünyayı gezmiş olacaklar. gerçi bunu da böyle sanan bir biz olacağız. yok efendim yalnızmış. ne yalnızı yahu, ağ toplumunun örümceği olmuş geziyor adam, keyfini yapıyor (kadın olsaydı gezebilecek miydi? hayır, o zaman ah azize vah azize olacaktı, benimle dans etmeye devam etmen lazım diyen bir çılgının dünyasında harap olup gidecekti). bir zaman sonra bu ağı temizleyip işte sanat diye satıyor memur babalardan biri de... jean paul sartre'ı ayrı tutarım yalnız, kendisi memur değildi. yoksa memur muydu? belki bir ara. bilemedim.

    paganizme doğru tepiklediğimiz ama bunun farkında olmadığımız şu günlerde (çok seviniyorum böyle olmasına, ne yalan söyliyim) aziz ile baba ayrımının ailee...ülkee... mee... ahlakk.. yavrular...kutsall.. tarzı politika yapan memur babaların da gözüne kaçmasını diliyor, soyundukları azizlik mertebesinden bir an önce vazgeçip gerisin geri giyindiklerini görmek istiyorum, bir o kadar da bunun imkansız olduğunu biliyorum. o zaman gittikleri yolları keşfedeceğimiz ama satamayacağımız azizlerin şerefine içiyorum...beş çayımı.
  • bizim yerimize acı çeken insan.
  • insan suretinde tanrısal varlık
  • aziz (kutsal) kelimesinin temel anlamı, kendisi ile neredeyse eş anlamlı olan takdis etmek (kutsal kılmak) kelimelerinde yatmaktadır. kutsal kelimesi alman, aziz ise roma dillerinden gelmektedir fakat her iki kelimenin de kök anlamı tamamen aynıdır. kutsal kitap'da kullanıldığı anlamda aziz (çoğu insanın düşündüğünün tersine) belirli bir iyilik seviyesine ulaşmış kişi değil, tanrı tarafından "ayrılmış" bir kişidir. azizler tanrı'nın kilisesini oluşturan "çağrılmış bir kişinin arasından ayrılmak üzere çağrılmış" kişilerdir.

    aynı düşünce örneğin çıkış 40. bölümde kutsal kitap bazı nesnelerin meshedilmesinden bahsettiğinde karşımıza çıkmaktadır. bu bölümde musa'ya toplantı çadırının sunağını ve avlusunu takdis etmesine ilişkin buyruklar verilmektedir. bölüm takdis edilen şeylerin doğalarında her hangi bir değişim olduğunu söylemiyor, bu taşlar doğru kılınmıyor.. ifade ettiği anlam, bu nesnelerin özel bir kullanım için ayrılmış olduklarıdır. benzer şekilde isa şu sözlerle dua etmektedir: "onları gerçekle kutsal kılınsınlar diye kendimi onların uğruna adıyorum. (kutsal kılıyorum) (yuhanna 17:19) bu ayet isa'nın kendisini daha doğru bir kişi kıldığını söylemiyor, çünkü isa zaten doğru bir kişi idi. bu ayetin ifade ettiği anlam isa'nın kendisini özel bir görev için, ölümüyle tüm insanlık için kurtuluş sağlama görevi için ayırdığını söylüyor.
  • mutlak galip, esi ve benzeri olmayan..
  • insanın hayatına bir dokunuşuyla yıllardır kötü giden her şeyi bir anda düzeltebilen, bir hayatı evrim sürecine sokarak göstermesi gereken 3 mucizeden birini gerçekleştiren kişiler olabilir bunlar. kendi varoluşlarını da mucize sayarsak iki eder. üçüncü mucizelerini ise ancak yaşayan bilebilir, kelimelerle tarif edilemez.