şükela:  tümü | bugün
  • kısaca tanrı beni yaratmasaydı ben tanrının varlığı veya yokluğu üstüne akıl yürütemezdim demek ister.
  • phil anselmo kendisinin reenkarnasyonudur.
  • kozmolojik ve ontolojik olmak üzere iki tür tanrı kanıtlaması yapar. kozmolojik tanrı kanıtlaması, tek tek şeylerden yola çıkılarak yapılır. özetle, "ben gördüğüm bir şeye iyi, büyük diyorsam bunun daha iyisi, daha güzeli de vardır. kaçınılmaz olarak en büyük ve en iyi bir varlığın zorunluluğu da burdan doğar. kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen varlık en büyük varlıktır haliyle bu da tanrıdır." şeklindedir. ontolojik tanrı kanıtlaması ise kozmolojik tanrı kanıtlamasının sonucunu öncül olarak kabul eder ve tanrının varlığını değil "gerçek"liğini kanıtlama peşindedir. hem zihinde hem gerçeklikte var olan sadece zihinde olandan daha büyüktür. tanrı, kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen varlık olduğuna göre hem zihinde hem gerçeklikte olmaması düşünülemez.
    17. yüzyılda rene descartes, anselmus'un, tanrı tanımından yola çıkan ontolojik tanrı kanıtını intihal yoluyla kendine maletmiştir.
  • tanrı'ya inanmayanlara, tanrı'nın varlığını "akıl yoluyla" ispat etmek gerektiğini düşünerek yola çıkmıştır. çünkü inananla inanmayanın ortak noktası akıldır. aziz anselmus'a göre insan, aklıyla varlığına kanaat getirdiği tanrı'ya yüreğiyle de inanmak zorunda kalır.

    aziz anselmus'un tanrı'nın varlığını ispatında, "katolik tanrı anlayışı"nın rolü büyüktür. nitekim hıristiyanlıkta tanrı, hazreti isa suretinde beş duyuyla kavranabilir bir realite olarak tezahür eder. bu nedenle ispat, kelamın * bedenlenmesinden yola çıkarak realiteyi bir argüman olarak kullanabilmiştir.

    aziz anselmus'un proslogion adlı yapıtı, bir çeşit "teolojik-pragmatizm" amacı gütmektedir. zira söz konusu ispatın amacı, hıristiyanlığın oluşturduğu tanrı tasarımını gerek ateistlere; gerekse de diğer dinlere mensup olanlara kabul ettirmektir. ispatın, preambulede açıklanan yazılış amacı ve ilk sayfalardan itibaren içerdiği hıristiyan motifler bunu açıkça ortaya koymaktadır.
  • inanılmaz bir entelektüel, müthiş bir özgüven; aziz anselmus'ta bilginin sahiciliği, güvenirliğinin sonucu budur, bu hususta az buçuk idolüm olur kendisi. ''bilginin sahiciliği'' ifadesini mahsus kullanıyorum, zira anselmus'ta sezginin yanında usavurma (bunun anselmus dilindeki karşılığı ratio'dur.) mühim bir yöntem olarak kendini gösterir. bilginin sahiciliğine o kadar çok önem vermiştir ki üstadımız, cur deus homo , liber i, capitulum i 'de kendisini kader ve tanrı inançları hususunda diğerleri arasında en çok zorlayan boso adındaki şahsın (qui inter alios instantius ad hoc me sollicitat) sorduğu kendisini aşan sorulara (quod quaeris a me supra me est, et idcirco «altiora» me) hem kendisine danışan birinin tatmin olmadan yanından ayrılmasından çekindiğinden (tractare timeo, ne forte cum putaverit aut etiam viderit aliquis me non sibi satisfacere) hem de kendisine danışılan konuda yetkin olmadığının düşünülmesinden (plus existimet rei veritatem mihi deficere, quam intellectum meum ad eam capiendam non sufficere.) ürkerek cevap verir.

    bu açıdan bakıldığında anselmus hem temkinli, hem de ukaladır. işte bu da balmumu kokularının artık odalardan silinmeye başlandığı yüzyıllarda aranan bir özellik miydi bilmiyorum ama bilginin zamanın ötesindeki yolculuğu için bir düşünce adamında olması gerekendir.
  • (bkz: anselm kiefer)