şükela:  tümü | bugün
  • ayfer tunc'un yky'den cikan ayni isimli kitapta bulunan sahane hikayesi. ic burkulmasi denen hadisenin sinirlarinin ne kadar genisleyebilecegini gosteriyor, sessiz ve derinden yavas yavas icinize isliyor. turk melodrami denen seyin bu zamanda ve boyle bir bicimde tekerrur edecegini tahmin etmezdim. tebrik ederim.
  • --- spoiler ---

    aziz bey hadisesi tüm kitap boyunca süre giden kasvetli hüznün en şiddetli biçimde başlamasını sağlamıştır. öykü boyunca dört ölümle karşılaşırız ve bu ölümler zaman zaman eski bir arabesk plak dinlemekte olduğunu hissettirebilir okura ancak öyküyü “arabesk” olmaktan sakınan şey tunç’un başarılı psikolojik değerlendirmeleredir. ömer lekesiz hece dergisinde;“ aziz bey’in beyrut’a gidişi, maryam’la karşılaşması, ilişkilerinin kesilmesi, toros’un ortaya çıkışı ve devamındaki olaylar, klasik türk filmlerinden kimi küçük etkiler taşıyorsa da, yazarın özellikle maryam’ın kişiliğine mahsus ilişkin ilginç belirlemeleri, refik halit karay’ın gurbet hikayeleri’indeki kadar olmasa da anne, ana dil, anakent ve özkültür sevgisine ilişkin vurgulamaları söz konusu küçük etkiyi hemen tümüyle kapatmaktadır.” der. soğuk geçen bir kış öyküsünde yazar semavi bey’in saplantılarını anlayabilmesi için okuru semavi bey’in babasıyla olan ilişkilerine tanık eder. aziz bey hadisesinde ise sadece aziz bey’in değil aziz bey’in babasının babasıyla olan ilişkilerine de şahit oluruz. tunç’un insan psikolojisinde ebeveynin oynadığı kritik role dikkat çektiğini kitaptaki bu iki öykü için genellemek yanlış olmaz bu durumda. nitekim aynı tespiti necip tosun da makalesinde yapıyor; “çocukluk bir karabasan gibi hayatları boyunca kahramanları takip eder. onları başarısızlığa, hastalıklı hallere, deliliğe sürükler.” aziz bey de semavi bey gibi otoriter ve sevgisini gizleyen bir babanın eğitimiyle büyümüştür ve semavi bey’in karısına olan saplantısının başka bir türlüsünü maryam için geliştirmiştir. tüm öykülerde yoğun olarak işlenen yalnızlık ise bu öyküde en yoğun biçimde aziz bey’in beyrut yıllarında görülür. dilini bilmediği bir ülkede, kimseyle iletişim kuramadan geçirdiği günler kar yolcusu’nun eşber’inin tek göz kulübedeki yalnızlığından çok da farkı yoktur. ikisinin de konuşacak kimsesi yoktur en nihayetinde.

    --- spoiler ---
  • içinde 6 öykü barındıran ayfer tunç kitabı.

    aslında kitaba ismini veren hikaye kitabın yarısından uzun ve diğer hikayeler 15 sayfa civarında ancak hikayeleri birleştiren ortak nokta hepsinin "erkek hadiseleri" olması.
  • bu kitaba adını veren ilk öyküdeki ana karakterin hikayesi, öve öve bitirilemeyen kürk mantolu madonna' daki o sünepe adamın hikayesini ezer geçer. tamam dil olarak kürk mantolu madonna muazzam bir eserdir ancak sadece dil olarak öyledir. anlatılan hikayenin hiçbir numarası yoktur. keşke o üslupla böyle bir hikaye anlatılsaymış, o zaman ben de hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biri derdim kürk mantolu madonna için. muhterem aziz bey' in muhteşem hikayesini, o sünepe raif efendi' den bahsederek baltalamak istemiyorum. ben bu kadar güzel bir kitap beklemiyordum, artık hediye edene duyduğum büyük sevgi ve saygıdan mıdır bilmiyorum ama çok beğendim kitabı. her hikaye çok güzel ama özellikle kitaba adını veren bu bahsettiğim ilk hikaye muhteşem. keşke öykü yerine roman olsaymış o karakter ve onun yaşadıkları. o raif isimli sünepe bir hatuna vurulup kalmışken ve üstelik o hatunu da götürememişken(götürmüş de olabilir şimdi tam hatırlamıyorum), aziz bey gençliğinde tozu dumana katıyor.
    aziz bey' in, o hızlı zamanlarını geride bırakıp da yalnız bir adama dönüşümünü çok daha uzun uzun, çok daha sindire sindire okuma imkanını verseydi keşke ayfer tunç. okulda tarih derslerinde de yaptılar bana bunu mesela. hatta ekşide ya da başka bir sözlükte başlık bile açıldı bununla ilgili. osmanlı devleti' nin yükseliş dönemi tarih hocalarımız tarafından -utanmasalar hücum marşı eşliğinde anlatırlar- büyük bir coşkuyla anlatılırken duraklama ve gerileme devri ''evde kitaptan okursunuz'' cümleleriyle geçiştirilip oldu bittiye getirilirdi. ayfer tunç da oldu bittiye getirmiş aziz bey' in hadisesini. yani öykü olunca bana öyle gibi geldi. oysaki kendisinden öğrenilecek çok şeyim vardı daha eminim.
  • yazarinin kadin ya da erkek oldugunu bilmeden bir is sebebiyle okumam gerekmis oldugum ayfer tunc oyku kitabi.

    her ne kadar erkeklerin basrol oldugu, erkeklerin ic dunyasini gosteren hikayeler barindirsa da, kitap beri yandan kadin durumlarini anlatir.

    --- spoiler ---

    ornegin, karisina oyun oynayan karakterimizin oynu sonunda suratinda patlar, ve bence asil hikaye adamin ic dunyasindan cok bir turk kadini durumudur.

    veya, aziz bey hadisesi'nde eve hapsedilmis turk kadini vulsat'in durumuna aziz bey gozuyle degerlendirme getirilir. ama bu degerlendirme bir turk erkeginin gozunden cok, bir kadin gozuyle yazilmistir bence, bu nedenle ki yazarin kadin oldugunu dusundum.
    --- spoiler ---

    boyle kitaplarin yayginca erkeklere okutulmasi gerektigini dusundugum bir eser.

    yazara selam ederim.
  • güzel ve naif bir kitap, itinayla tavsiye olur.

    ayfer tunç'un kalemine sağlık! bir kez daha.
  • can yayınları'ndan çıkan ayfer tunç yapıtı. hikaye hoş ama o yan yana iki noktalar nedir yahu? birkaç kere de değil, 88 sayfalık kitapta 30-35 defa kullanılmış. nokta veya üç nokta kullanmak neden bu kadar zor, anlayabilmiş değilim. hadi yazar dikkat edemedi. yayına hazırlayan* nasıl atlayabiliyor böyle bir hatayı? cidden çok kötü duruyor, umarım diğer baskıda düzeltilir.
  • "mercan'da meşk adamı ruhu yoktur. sanki darbukaya vuran usta eller onun değildir."
  • "etle tırnağı ayırırcasına acı veren o gidiş olmasaydı, bu aşk, aşk olmayacaktı aslında. aziz bey mecnuna döndü, daha çok gençti. bundan büyük bir acı olamayacağını, sokaklarda maryam'ın adını sayıklarken ölüp gideceğini sanıyordu. ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.."

    aşk için gerçekten bazı şeylerin (ne yazık ki) yaşanması gerekiyormuş. bunu acı da olsa tecrübe ediyorsunuz. insan o şeyler yaşanmadan gerçekten aşık olduğunu anlayamayabiliyor maalesef. aşık olduğunu biliyor ama bunun için çaba sarfetmeyebiliyor, sonra da çok geç kaldığını fark ediyor. aziz bey için maryam'ın gitmesi gerekmiş, maryam gidince aşkını ömür boyunca unutmamıştır.
  • "ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar." (21-22)

    muazzam bir ayfer tunç metnidir. (öyküsüdür ya da romanıdır demek istemiyorum, ikisinin arasında bir şey çünkü. nitekim iki tür adı altında da çıktı.)

    fakat metnin belki de en büyük kusuru, anlatıcı aracılığıyla yazarın bazı noktalarda kendini gizleyememesidir. anlatıcı, okuyucunun sezmesi gereken şeyleri, her noktada olmasa da önemli birkaç noktada bazen fısıldamış, bazen açık açık haykırmıştır. keşke yazarımız bıraksaydı da bazı şeyleri okuyucu fark etseydi. ya da etmeseydi.