şükela:  tümü | bugün
  • sözcükler üstünden yeni anlamlar yaratmak; sırf yeniden üretilmiş bir dil olduğu için 'yabancı' dillerden herhangi birini dil üretme potansiyelini harcayarak çevirmeye kalktığı için, amacına yani çeviriye ihanet ettiği söylenir bu bey efendinin.
  • üniversitede copleston felsefe tarihi ve başka çevirilierini okuduğumuz, nadiren bir şeyler anladığımız. çevirmen
  • zor olan metinle debelenirken, ki felsefe metinleri zaten zordur, yanlış mı cevirdi acaba gibi içime herhangi bir kurt düşmeden gönül rahatlığıyla okuduğum çevirmendir. hegel, kant, vs. gibi adamları sadece sözlüğe bakıp anladığı şeklini bulabileceği bir kelime yüzünden anlamadığını düşünüyorsa zaten felsefeye hiç bulaşmamalı insan.
  • idea yayınevinin sahibi. okunamaz/anlaşılmaz türkçesi ile devamlı çeviri kitap basanın bu adamın kendine inancı bende olsaydı... bilmem belki de o olurdum. düşünmesi bile korkunç. aslında daha da korkuncu o metinleri okumaya çalışmak. bu nasıl bir rezalettir tanrım, bu nasıl bir kibirdir? beni daha çok sinirlendiren bazı kilit kitapların piyasada bundan farklı bir çevirisi olmaması. sayın aziz yardımlı! size buradan sesleniyorum: bildiğiniz yolda şaşmadan, eleştirilere aldırmadan yürüyünüz ama tüm yurt sathında o kadar çok insandan küfür ve hakaret duyuyorsunuz ki kulak çınlaması gerçekten olsaydı şimdiye çoktan liverpool katedraline rakip olmuştunuz. bir iddiam daha var bu adam çok kimseye söz konusu kitabın ingilizcesini okutturmuştur. mesela ben herbert marcuse "tek boyutlu insan" kitabının çevirisi için şu yorumda bulunmuşum idefix'te (ve unutmuşum) :

    "bu kitabı çeviren (yeniden yazan mı demeli acaba) şahıs ne yazık ki dünya üstünde sadece 1 kişinin kullandığı bir dile çevirmiş. 10 yıldır kütüphanemde sürünüyor ama ne yazık ki ben onun dilini çözmeyi beceremedim. sonunda amazon´dan aldım da ingilizcesi bana çocukların masal kitabı gibi kolay geldi.ben 10 yıldır aziz yardımlı´nın icat ettiği sözcüklerin yaygınlaştığını görmedim bundan sonra da yaygınlaşacağa benzemez, kısacası kedimi bir deneye kurban gitmiş gibi hissediyorum. parasını sokağa atmak isteyen alsın ve bunlardan sinirden saç baş yolmak isteyenler sonuna kadar okusun."

    not : bu da benden sonra yorum yapan kişiye ait (ibretlik):

    "korkunç türkçe

    çevirmenin aynı zamanda yayınevi sahibi olduğunu bilmeden çeviri hakkında hakaretsiz saygılı bir mail attım karşılığında gelen cevap: ´´üzgünüz. kitaplarımızın moronlar tarafından satın alınmasının önüne geçmenin bir yolunu bulamadık. köyünüze geri dönüp yün eğirmenizi ya da hayvan bakmanızı öneririz.´´ orjinal dilinde okuyun derim daha anlaşılır bu çeviri beni kitap okumaktan soğuttu. umarım bu adam daha fazla çeviri yapmaz."
  • gerçek bir hazine.

    ama bizim sığırlar boş/değersiz gömülerin peşinde oldukları için bu hazinenin farkında bile değiller.

    not: eleştiri hakkım saklıdır.
  • zannediyorum ki tez çalışmam bittiği gün kendisi yüzünden uzun süre marcuse okumamaya karar vereceğim. bir çeviri neden bu kadar güçleştirilir anlamış değilim. hayır çevirdiği insanlar zaten en az iki okumayla özümsenecek insanlar. tamam felsefe her baba yiğidin harcı değil de "kültür" değil de "ekin" yazmak nedir? bari dile bu kadar işlemiş kelimelerle oynama. okumayı zorlaştırmaktan, boş yere vakit harcatmaktan geçilmeyen çevirilerin sahibi olmak mutlu mu ediyor seni? hayır çevirdiklerini başka çeviren olsa yüzüne bakmayacağım. el insaf be kardeşim.
  • anlama derdi olmayanların sürekli kulp taktığı felsefeci.

    ki kendisi de söylüyor zaten, size diyor anlayamayacağınız, anlayamayacağınız için de su gibi okuyacağınız dandik metinler lazım. benimkileri zor görmeniz anlaşılır olduğum için. çünkü ancak anlamlı metinler anlaşılabilirdir, ve anlamak da zordur, çaba ister.

    bu adam yüzünden ingilizcesinden okuyorum aynı yazarları falan diyenler, kendinizi kandırıyorsunuz, çünkü sizin anlamadığınız sözcükler değil, onların ima ettiği kavramlar. o kavramları tanımadıktan sonra hangi dilden okursan oku, fark etmez, anlayamazsınız.

    o yüzden şayet anlamayı kendinize gerçekten de dert ediniyorsanız, siz siz olun, a.yardımlı’ya takılın. çünkü o kavramların içeriklerini -ya da kendi ifadesiyle, zorunlu bağıntılarını- ancak anadilinizde ve o kavramları tanıyan kişiden öğrenebilirsiniz.

    naçizane tavsiyem önce ses ve vidyo kayıtlarına bakın.
  • bugün biraz türkçe konuşabiliyorsak bunun nedeni cumhuriyet türkiyesinin dil konusundaki milliyetçi tutumudur; yani arapça, farsça ve fransızca etkilerinin olabildiğince dilden arındırılması çabasıdır. birçok girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştır, ama bugün dilimizde bir gezegen, buzdolabı, bilgisayar kelimeleri varsa bu böyle bir girişimin başarısıdır. çabasını takdir ediyorum, ama zorlayıcı ve abartılı buluyorum. daha ortalama bir sayıda türkçeleştirme çabasına girişebilirmiş.
  • hani diyorlar ya kant'ı ingilizce okumak eserlerini daha anlaşılır kılar onu öz dilinde okumayın diye.

    bu abimizi okumaksa her şeyi anlaşılmaz kılıyor. tamam türkçemize sahip çıkalım filan ama bu ne be hocam. zaten idrak etmesi güç şeyler hakkında çeviriler yapıyorsun bari anlama şansımızı imkansızlaştırma.

    latinceye dönelim de herkes rahatlasın.
  • kendisi bir çok felsefe profesörünün götünün yemediği kitapları tercüme etmiştir. dili ağırdır, anlaşılması zordur vs. denilebilir, ancak birçok felsefeci varlık ve zaman'ı çevirmeyi zaman kaybı olarak görürken aziz yardımlı tercüme etmiştir. kim ne derse desin ben kendisine büyük bir saygı duyuyorum ve başıma bir şey gelmeyecekse varlık ve zaman tercümesinin, kaan h. ökten'in tercümesinden çok daha iyi olduğunu düşünüyorum.