şükela:  tümü | bugün
  • horatius 'un saturae, ii, 2 'de mevzubahis ettiği, hatta bölüme başlarken ettiği kelamdır.
    "quae virtus et quanta, boni, sit vivere parvo.." (arkadaşlar, azla yaşamak bir fazilettir.)

    aslında bu sözü ofellus adında bir rusticus, yani çiftçi söylemekteymiş. horatius, 'ben bu sözü etmedim' derken, onu kaynak gösterirken, çiftçinin 'okumamış bir alim, düzgünsüz bir kafaya sahip' (abnormis sapiens crassaque minerva..) özelliğinden sözetmekte.
    tabi şairin ortaya koyduğu bu gerçeği öğrenebilmemiz için; bazı koşullar da yerine getirilmeli; 'parlak sofraların tabakları arasında gözler çılgın ışıklarla kamaşmış ve zihin hakikatten kaçıp saplanırken değil,..-şairle birlikte- aç karnına' (..non inter lances mensasque nitentis, cum stupet insanis acies fulgoribus et cum adclinis falsis animus meliora recusat, verum hic inpransi mecum..) öğrenmeye girişmeliyiz.

    'dikkafalı bir at üstünde, kemiklerin kırılıncaya kadar dolaş..'
    'bedenin yorgunluğu ile, ruhunun sıkıntısını gidermeye çalış..'
    'falernum şarabını reddet veyahut hymettius balını yeteri kadar tatlı bulma'

    ayrıca bu azla yetinme hadisesi, beni yani jimi the kewl'i, olabildiğince yemek masasındaki kısmalara götürmekte. horatius da bunu istemekte zaten, bazı yazıları daha vardı böylesine yemekler üzerinden mesajlar verdiği; burada da yapmakta bunu; kaldı ki horatius bu yergisinde obur romalıları, oburluk belasını yermekte, aşçınızın dışarda olduğunu, ve kış kıyamet altında evde mahsur kaldığınızı düşünün; nenize yetmiyor biraz tuz ve ekmek? '

    ardından "cum sale panis latrantem stomachum bene leniet.." yani 'midenin feryatları son bulacak, sen mutlu olacaksın..' (17-18) demekle huzuru bize sunarken, midenin hazları, yine şaire göre; masraf edilerek elde edilen bol baharatlı yiyeceklerde değil de, kişinin kendisindedir.

    ekşi sözlük 'te de azla yaşama hadisesi konu başlığı olabilir mi, diye düşünüyorum da, kavrayabildiğim kadarıyla, ne kadar çok insanın hoşuna gidebilecek şeyler yazmaya çabalarsak, yani uğraşımızı buna adarsak, sanırım o kadar kendimizden uzaklaşabiliriz. asıl yapmamız gerekenleri unutup, aslında onlar gerçek hayattadır burada değil, gerçeklerin dışında başka boyutlara girip çıkarak, farklı, kendimiz gibi olmayan suretlere kendimizi atarsak, imagomuz egomuza çalışır durumda bekletilirse, ne gereği var ki, başka insanlara hoş görünmek, gösterişli ama evde yalnızken, kafamızı duvara vururken, sözlükte "aman tanrım ne kadar da aktifim, ne kadar da selebritiyim, öyle sanıyorum ki nick başlığıma girilmiş her entiri, gittiğim her zirve, karizmatik mekanlarla ilgili her yorumum, cinsel uzuvlarla yönelik aşşağılık göndermelerim, o veya bu sebeple kendim gibi yine imagosuyla egosu arasında tıkılı kalmış, dışarda kış kıyamet altındayken bir tuz bir de ekmek yemeyerek, manda kasamı daha da mandalaştırarak, mide sorunları, beyin sorunları, ruh sorunları, aile sorunları, sosyal sorunlar, siyasi sorunlar, gelecek kaygılarım hep ama hep daralma durumum, msn'deki meşgul statüm gibi, durum ve away mesajım hep benim bu sabahlara doğru yaşadığım, okuduğum, ekşi sözlük'e entiri girdiğim bahiste geçmektedir.

    düşünsenize, nefes alıp veriyoruz ama başkaları için, gösteriş için. panta rhei 'in altının ilk çizildiği yüzyıllarda yazılmış bir eserden, horatius'un kaleminden yola çıkarak birşeyler anlatmaya çabalıyorum, daha çok entiriler ve doğal olarak yazılar tüketecegim, bu sabaha karşı girilmiş entiriyi yine bu şairin eserinden bir bölümle kapamak istiyorum;

    "..tavuskuşu bir defa pişip, tüyleri yolunduktan sonra, horozdan ne farkı kalır?"

    edit: şimdi efendim bir noktayı izah etmemişim, özür dilerim;
    yanılmıyorsam, tavuskuşu örneğini horatius şu sebeple vermekte; ben daha önce başka hiçbir latince metinde, roma'yla alakalı yazıda karşılaşmadım bu hususla ama, sanırım bozulmuş toplum düzeni, insanların gösteriş budalalığı, oburluğu yerilirken bu yergide, tavuskuşu örneğinin verilmesinin sebebi; romalıların sırf gösteriş için, görsel zenginliğinden ötürü tavuskuşu yedikleri söz konusu olmasındandır. işte şair burada bu yozlaşmaya seslenmekte. tavuk da tavuskuşu da pişirilince aynı, gösterişine kanma demeye getiriyor.

    not: bir değerlendirme için:
    http://links.jstor.org/…tcohs>2.0.co;2-e&size=large
  • maddi gucunun yetmedigi masraflari ugruna omrunce kendini, kendisinin kolesi yapan insana verilebilecek bir ogut. ve fakat tum dogal kaynaklarin zenginliginden nasibini almis yurdumda haksiz yere, yoklugu, fakirligi kusaktan kusaga suregelmis cogunlugun zorunlu kanaatkarligindaki yasaminda ise ancak " fazileti batsin" cumlesine hedef olan bir onermedir. " bu gun yine aciz evlatlarim " diyen talihsizlerin, talihine es degerde bir hayati yasamamisa az ile yasam oykusu, ancak davulun sesi uzaktan hos gelir gibidir.
  • (bkz: azla yetinmek)
  • [örnek horatius'tandı; ne dersiniz sistematiği bozmayalım değil mi?]

    horatius 'un sermones ii, 3 'ü, özellikle ii, 2 'de olduğu gibi mütevazi yaşam biçimi üzerine ibret dersleri sunmaktadır; azla yaşamak gerçekten fazilettir ama ne tür bir azla yaşamak? inceleyelim;

    "siquis ad ingentem frumenti semper acervum
    porrectus vigilet cum longo fuste neque illinc
    audeat esuriens dominus contingere granum
    ac potius foliis parcus vescatur amaris;
    si positis intus chii veterisque falerni 115
    mille cadis—nihil est: tercentum milibus, acre
    potet acetum;"

    mutluluğu kendisi dışında arayan; 'kocaman bir buğday yığınının yanında yere uzanmış, elinde bir sopa kımıldamadan yığını bekleyen adam, bu pintiliğinden ötürü acı otla yetinmeye razı oluyor' yani bir nevi kendisine mutluluk getireceğini sandığı yolla aslında kendisine zarar veriyor. ya da belki bin belki üç yüz bin fıçı harika chium (chium: sakız adası şarabı; ayrıca bu şarap, petronius 'un satyricon 'unda trimalchio 'nun şarap listesinde de vardır. *) ve falernum şarabı var da, kendisi ekşi sirkeden başkasını içmiyor.

    "quantulum enim summae curtabit quisque dierum,
    unguere si caules oleo meliore caputque 125
    coeperis inpexa foedum porrigine?"

    "yediğin lahanaya daha iyi bir zeytinyağı koysan veya şu pis taranmamış saçlarına sürsen sermayende ne kadar bir azalma olurdu?" kimi yorumculara göre yumuşak bir yergici olan horatius, kanımca eserinin bu kısmında can alıcı sorgulamasını sürdürür; zira örnek verdiği kişinin eylemleri bilgeliğin gerektirdiği azla yetinmek değildir;

    "quare, 126
    si quidvis satis est, peiuras, surripis, aufers
    undique? "

    "eğer azla geçinip gidiyorsan neden birtakım haram mallara göz dikiyorsun, neden dolandırıyorsun; neden her yanı çalıp çırpıyorsun?" **
    işte bu noktada horatius 'u da etkilemiş olan epikuros öğretisinin önemli bir özelliğinden söz etmeliyiz; erdem ya da ahlak, kendi içinde bir son değildir. onlar bir tedavi sanatı gibidirler. epikurosçu mutluluk, bir duyumsal alışkanlık yaşantısı ile gerçekleştirilemez. epikuros, platon, aristo ve stoa ile işte burada aynı erdemi savunmaktadır; bunlar akıl, cesaret, ılımlılık ve doğruluktur. *** eğer bunlardan biri eksik olursa epikurosçu öğreti asıl düşün sistematiğinden sapar. tıpkı horatius 'un verdiği örnekteki adalet ve dürüstlükten bihaber kişinin 'azla yetinmek' eyleminin epikurosçu zihniyete mal edilemeyeceği gibi.

    azla yetinmek üzerine konuşmaya devam edelim.

    * 'trimalchio's menu and wine list' gareth schmeling, classical philology, vol. 65, no. 4 (oct., 1970), pp. 248-251
    ** bu konuyla ilgili yine horatius 'un sermones i, 1, 41-63; i,1, 70-79; i,1, 108-116 dizelerine bakmakta fayda var.
    *** 'a history of philosophy' / yunan ve ortaçağ felsefesi, frank thilly, izdüşüm yay.:5, çev: ibrahim şener, sf: 189
  • (bkz: kanaat etmek)