şükela:  tümü | bugün
  • chen kaige nin yönettiği,çinde çekilmiş ilk eşcinsel konulu filmdir..film politik bir kaos platformunda geçen 3 sanatçının yasak askı çerçevesinde geçer..tutku üzerine yapılmış iyi filmlerden biridir..1993 te cannes te piano filmiyle ortaklaşa altın palmiye ödülü almıştır.
  • 1993 yapımı çin filmi. başrollerinde leslie cheung, zhang fengyi, gong li. directed by chen kaige oynamışlar.

    insanın neden bu kadar geç izledim diye saçını başını yolacağı filmlerden. üç kişinin öyküsü anlatılıyor, juxian, dieyi ve xiaolou, arka planda geleneksel çin operası, çinin geçirdiği dönemler.

    öykü dieyi ve xiaolounun çoçukluklarından başlıyor.şiddet içeren zor çocukluk. dieyi kız gibi güzel bir oğlandır, annesi orospudur, ona bakamaktadır, onu okula bırakmak ister ama dieyinin altı parmağı vardır almazlar.. kadın çoçuğun altıncı parmağını gözümüzün önünde çaat diye keser. filmin başında rastlanan şiddet alışılmadık türden. okula alındığında şiddet daha da artar. mükemmeliyetçi hocalar şarkıyı yanlış söyleyenleri döverler, doğru söyleyeni de bir sonraki sefer de doğru söylesin diye döverler. üçüncü intihar edene kadar üç arkadaşlardır.geride kalan dieyi ve xiaolounun ilişkileri ise yıllarca surer. çocukluktan itibaren çalıştıkları oyun eski bir çin öyküsüdür. kralın ve onu çok seven cariyenin öyküsüdür. kral yenilmiştir, düşmanlarıyla çevrilmiştir, kıza gitmesini söyler, cariye ölmeyi tercih eder, krala yaklaşır ve kılıcıyla intihar eder. öykünün detaylarını okuldaki ustalar anlatırlar. dieyi ve xiaolounun maceraları bu oyun eşliğinde sürecektir artık.

    dieyi kadın rolündedir, söylemesi gereken bir şarkı vardır, pek de güzel söyler şarkıyı. ama “"i am by nature a girl, not a boy” diyeceği yerde "i am by nature a boy, not a girl” demektedir ısrarla. yerleştirildiği kadın rolüne itirazı vardır. ona seçim hakkı tanınmamıştır, kaderi annesinin parmağını kestiği gün belirlenmiştir, söz hakkı yoktur. şarkıyı düzgün söylemeyi (ve rolünü) xiaolou nun yardımıyla kabullenir, ünlü bir yerel yöneticiye gösteri yaptıkları gece oyundan sonra yöneticiye “sunulur”. çok güzel bir concubinedir o.

    yıllar geçer, ikisi de başarılı, meşhur oyuncular olmuşlardır. dieyi rolünü kabullenmiş, sanatına ve kralına içtenlikle bağlanmış olarak çıkar karşımıza. dieyi için sanat hayatın kendisi olmuştur, krala gerçekte de aşıktır. xiaolou oralı değil gibidir, filmin bir yerinde “i am a fake king” der, sadece bir oyundur, zaman zaman sanatı (ve kendisini) ciddiye almamakla suçlanır dieyi tarafından. daha kötüsünü de yapar,. xiaolou juxienle evlenir, sahneye juxian girer, juxien orospuluğu bırakır. dieyi bu duruma çok içerler, kralını kaptırmıştır, kadının asıl amacının xiaolounun başarısı, parası olduğunu orospuluktan kurtulmak için evlendiğini, evliliği onaylamadığını, işin arkasında başka hesapların döndüğünü sezdirir. üç kişinin öyküsü böyle başlar, juxien de dieyiden nefret eder, evliliğini ve kocasını korumak için bütün gücünü xiaolouyu operadan ve dieyiden koparmaya harcar. aslında gerçekten de istediği bi ev, bir koca, bir çocuktur. basit bir hayat istemektedir, kadınlık iç güdüsü kocasını ve kendisini korumaya yöneliktir. filmin bu noktasına kadına karşı bir ön yargı geliştiririz biz de. aslında kendini düşünmektedir, adamı sanatından koparmaya çalışan cadıdır, dragon ladydir. dieyinin kıskançlığı da iticidir, sanata adanmışlığı, karakteriyle birebir özdeşleşmesi sinir bozucudur. xiaolou mert anadolu delikanlısı tadında en sevimli karakterdir. neyin ne olduğunu, neyi ciddiye alacağını bilir gibi durur. merttir, saftır, dobradır, gençtir, ateşlidir. gerektiği yerde kendini zarara sokacağını bile bile konuşmaktan çekinmez, sokar da… bundan sonrası çinin hikayesidir biraz. japon işgali başlar, japonlar gider milliyetçiler başa gelir, milliyetçiler gider komunistler gelir, sonra kültür devrimi başlar.

    japon işgali sırasında japonlara gösteri yapmak istemeyen xiaolou içeri alınır. juxien kocasını korumak isterken bebeğini düşürür. dieyi japonlara özel bir gösteri yaparak, (daha sonra sevgilisi olacak) önemli bir adama da vererek xiaoluyu kurtatır. milliyetçiler geldiğinde bu davranışın hesabı sorulur dieyi içeri alınır. bu defa juxien akıllıca bir manevrayla dieyiyi kurtarır. film ilerledikçe kişilerin değiştiğini görürüz. bir nokta gelir ki dieyi ve juxien, iki düşman, birbirlerine xiaoludan daha yakındırlar. dieyi uyuşturucudan arınmaya çalışırken juxien onu bebek gibi pışpışlar. juxienin koruma iç güdüsü xiaoluya geçmiş, xiaolunun mertliği ve dieyinin operaya olan bağlılığı juxiene bulaşmış gibidir. birbirlerini yontarlar, dönüşürler. değişmeyen juxien ve dieyinin xiaoluya duydukları aşktır. kültür devriminden sonra filmin çözülme noktası gelir. evdeki porselenleri kırarlar(yere atarlar atarlar kırılmaz), güzelim opera kıyafetlerini yakarlar. bir tanesini yakmaya kıyamayan juxiendir. yine de aşkı vardır ve ateşinden bir şey kaybetmemiş gibidir. dieyi dışardan onları izlemektedir.sonra bir gün herkesin cinnet geçirdiği hınç görüntüleri eşliğinde xiaolu ve dieyi karşı karşıya gelir. xiaolu herşeye ihanet eder, (ölümle tehdit edilmektedirler), dieyiye homoseksüel diye bağırır, dieyi juxiene orospu diye bağırır bunun üstüne xiaolu juxieni sevmiyorum diye haykırır. o noktada juxienin yüzünde okunan anlamlar inanılmazdır. ihanetin yarası çok büyüktür, kocası kendini korumak uğruna dieyiyi, juxieni, aşkını, sanatı herşeyi inkar etmiştir. bir anlamda evet, kendini korumayı öğrenmiştir xiaolu ama bedeli ağır olmuştur. “onu sevmiyorum” bağırışına dayanamaz, aşkının inkarına dayanamaz intihar eder. bundan öte şeyler de vardır, xiaolu artık sanatı da aşkını da hayatı da önemsemez görünmektedir, hayatta kalma içgüdüsüne herşeyi satar. juxien ölür.dieyi xiaoluyu döver.

    filmde öyle çok anlam, öyle çok yan öykü var ki, insan canı yana yana yeniden izlemek istiyor. dış koşulların insanlara yaptıkları, geleneksel çin operasının geçirdiği dönüşümler tepkiler, mükemmellik uğruna ödenen bedeller ve üç kişinin can alıcı hikayesi. çekilen acıların kişilere öğrettikleri. juxien ve dieynin birbirlerini kabullenişleri, sevdikleri adamı kabullenişleri, aşkın getirdiği kıskançlığa teslim olmayışları. sanatın yeri, hayatın yeri, birbirine karışan sınırlar ve her dönem başka biçimde yaşanan şiddet.
  • king asks "why does concubine have to die?"

    cariye ölmeli. niye? niyesi yok, öyle. iki bin yıldır ölüyor. kim maskeyi* takarsa, maskenin temsil ettiği varlığın kaderini yükleniyor.
    yüklenen de, yüklenmek istemeyen de taşıması gerekeni taşıyor. bir tanesi razı olarak, diğeri razı etmeye çalışarak taşıyor.

    çok çok kırmızılar, afyon dumanları, androjen görünümlü maske taşıyıcısı, tül üstüne işlenmiş mavi, kırmızı japon balıkları
  • 172 dakika suren bir siir. belki biraz kiss of the spider womani biraz m butterflyi animsatan bir solen.
  • chen kaige nin en iyi filmi. cok destansi, bi o kadar da kisisel hemi de girift bi yapisi var. ilk izlendiiinde hayranlikla karisik kafa karisiklii uyandisan , mutlaka buyuk ekranda izlenmesi gereken film. sona sen gel amerikaya tasin chen kaige abi, together i falan cekip kalbimizi kir. hayatta 'keske ben cekseydimn' denilen filmlerden bu. baya kral.
  • (bkz: mei lanfang)
    (bkz: m. butterfly)
  • empire sinema dergisinin yaptığı "dünya sinemasının en iyi 100 filmi" listesinde görünce, beni nostaljilere gark eden film..

    oy oy oy; ben bu filmi yıllar önce istanbul film festivali'nde izlemiştim..
    yılını hatırlamıyordum. üşenmedim aradım buldum.. 1994'teki festivalde izlemişim.. şaka gibi valla;)

    ve bende öyle bir yer etmiş ki, film konusu geçtikçe konuştuğum herkese öneririm bugün bile hala...o zamana kadar, en çok etkilendiğim üç-beş filmden birisiydi...

    keşke yine olsa da yine izlesem..
    genelde sinema filmleri konusundaki fikrim çok nadiren değişir ama yine de merak ediyorum, o zamanki etkiyi şimdi hissedecek miyim,
    yoksa fikrim değişecek mi diye...
  • film, oyuncu iki erkeğin arasındaki tutkulu bağın ekseninde, çocukluk, yetişkinlik ve olgunluk dönemlerini, ülkelerindeki siyasi ve kültürel değişimlere nasıl adapte olduklarını destansı bir şekilde sunar. bir ülkenin kültürel yapısı ve zenginlikleri ancak bu kadar estetik, bu kadar zengin bir hikaye ile anlatılabilir.
  • aslında lilian lee'nin kitabından uyarlanan üstüne saatlerce konuşulabilecek, çin sinemasının gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden olan ve beni benden alan oyuncuları, metni, hikayesi, politikliği, sanatsallığı, aynı zamanda bir o kadar da -zaman zaman- sıradanlığı ve gerçekle hayalin birbirine karıştığı, içindeki trajedisi diye ekleyerek sonsuz bir liste çıkarabileceğim yıllaaar önce izlediğimde ağzımı açık bırakan şahane ya da ekşi stayla şükella ötesi bir film. yani ne diyeyim ki bazı şeyler anlatılmaz izlenir hissedilir arkadaş. tabi film esasen çinde çok ünlü olan antik bir pekin operası hikayesi dahil edilerek inanılmaz başarılı şekilde yapılmış bir uyarlamadır. baş rol oyuncularından leslie cheung'un honkong'da intihar etmesi beni ayrı bir üzer fakat bu filmle adeta gözümde ölümsüzleşmiştir kendisi.
  • 1994'te 'ingilizce olmayan dilde en iyi film' kategorisinde bafta'yı kazanmış yapıttır.

    13. uluslararası istanbul film festivali'nde 'elveda cariyem' adıyla gösterilmişti.