şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: hakkı yeten)
  • ödenmez.
  • baba hakkı'nın yani hakkı yeten'in efsane hikayeleri;

    -- baba hakkı sahada tatlı-sert ama efendi halleri ile tanınırdı. maçlarda hata yapan takım arkadaşlarını kırmaz, teskin eder, gönüllerini alırdı. bilerek laubali davranan biri olduğunda, elini beline koydu mu gerisini muhatabı olan anlar, yaptığına pişman olup, hemen kendine çekidüzen verir, baba hakkı da eski haline dönerdi.

    -- her insan gibi onun da sinirlendiği olurdu elbette. fener, beşiktaş'a 4 gol atmıştı, hem de karakartallar'ın kendi mahallesinde, şeref stadı'nda. maçtan sonra baba hakkı, bütün beşiktaş takımını sahada tek tek yakalayıp dövdü. bir tek şükrü gülesin'i yakalayamamıştı. çünkü sol açık şükrü, tazı gibi koşuyordu.

    -- faul ile gol atan ve kaleciyi kıvrandıran arkadaşına "böyle gol olmaz olsun be!" diye bağırmış, cihat'ın "yeter artık hakkı abi!" şeklindeki feryadı üzerine 5. golü atmayan, hakeme "kemal bey top elime değdi, attığım gol şaibelidir. iptal etmeniz doğru olur" diyebilmişti.

    -- 1940'larda galatasaraylı adnan -bir müdafaa anlayışı olarak- üzerine gelen topları forvetin o toptan beklentisini boşa çıkarıp biraz da moral bozmak amacıyla uzun vuruşlarla rakip sahaya geri göndermesiyle meşhurdu. hatta topa uzun vurduğu ayağını kalçadan biraz daha açarak sallar, salladığı ayağı yarım vole pozisyonunda yanına yaklaşan rakibine sağlam bir tekme de olurdu. yani hem adama hem topa hesabı. yine bir beşiktaş-galatasaray maçında adnan yanına sokulanın baba hakkı olduğunu görmeden sallıyor ayağını. hem de ne sallama. top rakip kaleye kadar uzanıyor. ardından bir "çaaat!" sesi yükseliyor şeref stadı'nda. baba hakkı yediği tekmenin ardından adnan'a öyle bir osmanlı tokadı atmış ki sesi ta beşiktaş'tan duyulmuş.

    -- baba hakkı maç boyunca bir türlü gol atamadıklarını görürse orta alandan kaptığı bir topla iki kolunda sepet gibi iki oyuncu taşıyarak onsekize dalar, bütün savunmayı üstüne çekip boş kalan bir arkadaşına gollük bir pas verirdi. kollarıyla arkasında tuttuğu oyuncular kolay kolay önüne dolanamazlardı. futbolu kafasıyla oynayanlar onun kollarına yakalanmamaya özen gösterirlerdi. şeref stadı'ndaki bir galatasaray-beşiktaş maçında eşfak aykaç yan haf oynuyor, baba hakkı'yı denetliyordu. baba hakkı orta alanda bacaklarını açmış, topu iki ayağının ortasına almış, sırtı galatasaray kalesine dönük, kollar hazır bekliyordu. savunma oyuncusu ne yandan gelirse, onu koluna kıstırıp öbür yana dönecek.

    -- eşfak tam arkasındaydı ama fazla yaklaşmıyordu. baba hakkı ise, nasıl olsa gelecek diye, bacakları açık, öylece duruyordu. birden eşfak hafif çökerek bir ayağını onun iyice açık iki bacağının arasına sokup önündeki topa dokundu. top bir metre kadar gidip durdu.

    baba hakkı iki adım atsa topu yeniden ayağına alabilirdi. eşfak da onun bu şaşkınlık anında çevresinden dolanıp belki topa bir daha vurabilirdi. ama böyle şeyler olmadı. oyun sanki bir an durdu. eşfak yavaş yavaş birkaç adım geri çekildi. baba hakkı ise hiç telaş etmeden olduğu yerde arkasına döndü. bacaklarının arasından ayağını sokup önündeki topa vuranın kim olduğuna baktı. top bir metre ötede bekliyor, iki takım oyuncuları da yerlerinden kıpırdamıyorlardı. baba hakkı gene telaş etmeden gidip topu aldı, pasını uzattı.

    -- bir beşiktaş-fenerbahçe maçında şükrü korner atacağı sırada baba hakkı yanına yaklaşıp, "pas ver" demiş. baba hakkı bu, karşı gelmek mümkün mü? ama şükrü onu dinlememiş, doğrudan kaleye yollamış topu ve gol... baba hakkı başlamış şükrü'yü kovalamaya. şükrü bir yandan kaçıyor, bir yandan bağırıyormuş, "niye kovalıyorsun baba? gol oldu işte" baba hakkı, soluk soluğa "dur ulan" diye seslenmiş. "dövmek için değil, öpmek için kovalıyorum."

    -- müjdat gezen'in hakem olan babası necdet gezen, sezonun son maçı olan fb-bjk maçını yönetiyormuş. önemli bir maçmış bu. fenerbahçe kazanırsa şampiyon olacakmış. beşiktaş'a ise şampiyon olmak için beraberlik bile yetiyormuş. sarı-lacivertliler 1-0 öne geçmiş. kara kartallar canlarını dişlerine takıp saldırmaya başlamışlar. bir ara baba hakkı ceza sahası üstünden topa vurmuş. top köşeden kaleye girmiş; ama ağda bir delik varmış, çıkıp neredeyse tribünlere kadar gitmiş. necdet bey de gol olduğunu görememiş, aut kararı vermiş. başta baba hakkı, beşiktaşlılar çevresini sarmışlar. kararında direnmiş necdet bey; oyun aut atışıyla yeniden başlamış. başlamış ama necdet bey de kararının yanlış olduğunu fark etmiş. yapacağı bir şey yokmuş. içi içini yiyormuş. kartalların şampiyonluğuna haksız yere engel oluyor diye. derken yine baba hakkı bir hışımla topa vurmuş. top kaleciyi geçip ağlara takılmış. necdet bey kendini tutamamış artık. düdüğü fırlatıp atmış. santraya koşmaya başlamış. koşarken de bir yandan "gooool!" diye bağırıyormuş!

    -- necdet gezen ile ilgili hoş bir anısı daha var hakkı baba'nın. 1948 yılı... karagümrük-beşiktaş maçı. vefa stadı tıklım tıklım. orta hakem sahaların en renkli kişiliklerinden biri olan necdet gezen. yan hakem de sonradan gazeteciliğe geçecek olan rahmetli fahri somer. maçın ilk yarısı biterken baba hakkı bir yarım voleyle topu ağlara yolluyor. top ağların her zamanki hırpaniliğinin arasından! dışarı çıkıyor. hakem biraz uzak pozisyona. beşiktaşlı taraftarlar ve futbolcular sevinç içinde birbirlerine sarılırken necdet hoca aut atışı yapılmasını istiyor. aynı taraftar kalabalığı bu kez sin-kaf olayına giriyor, hem de hallice ve yüklüce... maçın ilerleyen dakikalarında kartalların baskısı devam ediyor ve bir gol daha atarak maçı 1-0 kazanıyorlar. ancak tribünlerdeki nümayiş bitmiyor, ortalık karışıyor. baba hakkı hemen yakınındaki genç yan hakem fahri'ye sesleniyor; "söyle necdet hocaya yanıma gelsin!" necdet hoca biraz ürkek baba hakkı'nın yanına ilişiyor. baba giriyor orta hakemin koluna ve binlerce kızgın adamın arasından çıkarıveriyor. necdet gezen, baba hakkı'nın sert bakışlarıyla iki yana ayırdığı kitlenin arasından stadyumu sağ salim terk ediyor.

    -- yıl 1946... fenerbahçe-beşiktaş maçında hakemin dışarı attığı beşiktaşlı genç oyuncu, baba hakkı'ya gidip; "hakem beni attı çıkayım mı kaptan?" diye sormuş ve baba hakkı'nın da "çık" diye işaret etmesinden sonra sahadan ayrılmış.

    -- şeref stadı'nda takım olarak fotoğraf aldırıyor beşiktaş. karakartallar'ın üzerinde beyaz uzun kollu formaları var. baba, formanın üzerine baklava dilimi desenli bir kolsuz kazak giymiş. peki o kazakla maça çıkmış mıdır baba? şöyle kuralım sahneyi; baba tam maça çıkacak hakem baş ve işaret parmaklarıyla kendi gömleğini gösteriyor. yani "hakkıcım o kazak ne oluyor?" gibisinden. uzaktan ama. hissettirerek. baba'da eliyle havanın ne kadar soğuk kendisinin de ne kadar hasta olduğunu anlatıyor kısaca. ciddi... hakem göz kapaklarını yere indirip onay veriyor; "tamam hakkıcım!" der gibi... bir tek ikisi biliyor bu konuşmayı...

    -- hakkı kaptan sadece beşiktaşlılar'ın baba hakkı'sı değildi. sahaya çıktığı zaman rakip takım bile saygıda kusur etmezdi. çok önemli bir fenerbahçe maçında hakemin yönetimine çok kızmış, maçı durdurmuş, hakemi soyunma odasına göndermiş, tribünden indirdiği başka bir hakeme maç yönettirmişti.

    -- çok özel biriydi, bir fenomendi. milli takımı en çok yöneten antrenör olan coşkun özarı "henüz çocuktum, gençtim. şeref stadı'nda ilk kez giydiğim galatasaray formasıyla beşiktaş'a karşı oynuyordum. kalede fevzi. kafayla da harika bir gol attım. hakkı kaptan 'hey çocuk, buraya gel' dedi. koştum gittim, elini öptüm. 'buyur kaptan' dedim. yanağımı okşadı, döndü bütün takıma 'bu çocuk ileride büyük futbolcu olacak dikkat edin, sakın ona tekme atmayın' dedi.

    -- meşhur hakemimize idare ettiği bir beşiktaş-galatasaray maçından sonra sormuşlar. hakkı bugün çok sert oynadı, birçok faule göz yumdun, az düdük çaldın neden? hakem şu cevabı vermiş, azizim delikanlının bakışı ve yürüyüşü bile faul, hangi birine yetişeyim de çalayım.

    -- 1941 yılı... beşiktaş ankara'da harbiye ile karşılaşır... o zaman harbiye takımı çok kuvvetli. şükrü saraçoğlu, fahri başkanımız recep peker maçta... oyunun başlarında sabahattin erman'ın iki golü ile beşiktaş geriye düşer, baba hakkı sinirlenir derken bir gol daha gelir, seyirci de tepki göstermeye başlar. bu halde soyunma odasına girilir ama kaptanı sakinleştirmek mümkün değildir. gözleri yuvalarından fırlayacak şekilde bağırmaya başlar. biraz sakinleşince futbolcuları etrafında toplayarak ikinci devrenin taktiklerini verir. ömer'e "senin tuttuğun adam üç gol attı, ikinci devrede adam bir daha topa vurursa ben de senin kafanı kırarım, cahit sen niye pas vermiyor, topu ayağında fazla tutuyorsun" diyerek ordu komutanı gibi emirler yağdırır. kesinlikle dördüncü golü yemeyeceklerini, maçı kazanmalarını, kazanamazsanız en azından kazanmak için gerekli hırsı ve gaye birliğini göstermelerini ister. eğer bunlar olmazsa işte o zaman hazır olun, tren biletlerinizi yırtarım, istanbul'a demiryolundan yürüyerek dönersiniz der. cahit'i geriye, çengel hüseyin'i de sol içe, kemal'i sağ içe alıp kendisi de geçer santrfora. sağ açıkta vecdi, sol açık eşref oynuyor... bütün toplar baba hakkı'da toplanır. kaptan gerçekten çok büyük çaba sarf eder. ikinci devrenin başlarında dört gol birden bulur beşiktaş, sonra da iki tane daha. altıncı golden sonra, şimdi topu yere indirin, top oynayın, futbol oynayın, diye talimat verir. beşiktaş şahlanmıştr artık. öyle bir futbol oynarlar ki tribünlerde kıyametler kopar, herkes baba hakkı'lı takımı ayakta alkışlar. gerçekten demiryolundan yürütecek miydiniz ? sorusuna hiç düşünmeden cevap verir: " tabii yürüterek yaya gönderecektim. o kadar hırslanmıştım ki!

    - bir fenerbahçe maçı. fenerbahçe'nin ünlü santrforu suphi ural. lawton suphi. beşiktaş'a karşı harika oynuyor, nefis de bir gol atıyor. o an hakkı kaptan'ın o gür sesi: 'buraya gel çocuk.' suphi ural utanıyor, sıkılıyor, 'buyurun efendim' diyor. hakkı kaptan'dan sevgi dolu bir cevap: 'aferin. golün çok güzeldi, tebrik ederim evladım.'