şükela:  tümü | bugün
  • işyerinde müzik konusunda bir hayli bilgili abimiz ile "popüler müzik" temalı sohbetimizde olumlu yönde adı geçmiş, internet sitesine bu vesile ile bakılmış ve bizce şaşırtıcı bir durumla karşılaşılmıştır.

    efendim, malumlarınız olduğu üzere popüler kültür erbabı sanatçı esnafı ile aynı kaba sıçan popüler müzik esnafımızın yurtdışı etkinlikleri, magazin olduğu iddia edilen ancak hiçbir şey (hiçbir bok da denilir) olmayan, nevi şahsına münhasır magazın basınımız tarafından şişire şişire haberlere konu edilir. hala ajda pekkan hanımefendinin fi tarihinde olimpiya'da verdiği konserden, enrico macias abimiz ile düetinden falan filan..

    çoğu bizim gurbetçilerin organizasyonu olan yine kendi vatandaşlarımaz yönelik yurtdışı konserleri ballandıra ballandıra anlatılır, ne avrupa fethi kalır ne de avrupa'yı sallamadıkları.

    hepsi de "türkiye'yi bir güzel temsil ederler"

    şimdi bu ilginç grubun internet sitesinde http://www.babazula.com/ tur programına bir bakın.

    adamlar, temmuz-ağustos aylarında, romanya, ukrayna, içlerinden biri beethoven festivali olmak üzere, 4 adet almanya, isvirçe, finlandiya'da konser vermişler/verecekler.

    hepsi de festival daveti. yani gurbetçi organizasyonu değil.

    tamam güzel kardeşim, popüler kültür, popüler müzik eyvallah kitleleri ilgilendirir, ticari yönü daha fazladır, gazete sattırır, televizyon seyrettirir de, bir de hakiki başarıyı takdir edelim lan.

    bakın türkiye'yi"kim temsil ediyor" lan.

    şu adı geçen esnaf takımından birileri bu işlerin yarısı kadar bir yıl içinde davet alsa yıkar lan memleketi böğüre böğüre..

    öyle işte.
  • zen grubundan bi kac kisinin yan projesi. daha cok film ve oyun muzikleri yaptiklari icin zen'den daha az dogaclama ve deneyseller.
  • "uzay yolu oryantal müziği" yapan birkaç adam. 3-5 defa canlı performanslarını dinledim. bana neden bilmem "anadolu erotizmi"ni çağrıştırıyorlar. aslında buna şaşmamak gerek zira göbek atan bir dansöz, yer yer striptiz, yer yer abidik gubidik danslar, ışıl ışıl kostümler, enstrümanlar... gözümde hep samanlıkta sevişen bir köylü kızı canlanıyor. konserlerindeki ecnebi nüfusun yoğunluğuna ilk gidişimde epeyi şaşırmıştım ancak pek çoğu şarkılara yerlilerden daha iyi eşlik ediyor. sadık bir ecnebi müzik dinleyici kitlesi var. postmodern halk ozanları, süper doğaçlamalar, şahane sahne şovları... tek kelimeyle mükemmel.
  • hani sürekli "batıya ancak kendi müziğimizle açılabiliriz, batının yaptığını taklit ederek zaten daha iyisini yapamayız" diye klişe bir laf vardır ya. işte baba zula, batıya kendi müziğimizle açılma temennimizin tam olarak vücut bulmuş halidir.

    batı müziği yapmamayı, arap müziği yapmakla aynı şey sanmaması ve anadolu müziğinin en büyük eksiği olan tek sesliliğin dışına çıkması ise diğer artılarıdır bu grubun.
  • foça konserlerinde* bir şarkılarında sırayla karadenizliler nerde, romanlar nerde vs. diye sorup seyirciden "heeyy!" diye karşılık alıyorlardı. coşkulu bir şarkıydı. sonra şuna benzer bir şey söylediler:

    - kızılbaşlar nerde? (tabi ses çıkmadı topluluktan, devamını da kendileri getirdi)
    - arkalarından vuruldular. çünkü osmanlı arkadan vurur!

    deyip ver eylediler müziği. ama o an, millet öyle bi dumura bağladı ki şöyle bi hava oluştu:

    - lan şimdi osmanlıya laf attı, kötü bir şey mi dedi, iyi bir şey mi dedi, anlamadım ki. hmm, eeh, neyse oynamaya devam bari!

    topluluğun geneli bir anlık duraksamadan sonra oynamaya devam etti. ama baba zula'nın o hareketi, bir sözüyle oradaki koca kalabalığı sarsması, kalakalmalarına sebep olması, bahsi geçen tarihi olaylardan bihaber olan bünyelerde yarattığı anlık tahribat, bence unutulmazdı. çok seviyorum bu adamları.

    ve beklenen edit: bu şarkıya şu an son albümleri olan gecekondu'da rast geldim. adı hopçe.
  • üzerine bir kez daha düşünülmesi gereken gruptur.

    anladık alternatif müzik yapıyorlar da alternatif olacağız diye en değişik şeyleri bir araya getirmek neyin nesi? değişik bir tarzımız olsun diye sanki kendilerini zorlar bir halleri var. sanki sadece alternatif olmak için böyle bir yola başvurmuşlar. az çok müzik dinlemişliğim varsa, biraz anlıyorsam diyebilirim ki bu adamlar müziği bilmiyor ve geriye sadece alternatif olmaları kalıyor. elektro bağlamanın yanında, elektronik insanın el hareketleri ile çalışan bir alet. perküsyon var bir de. tabii ki onlar da çok değişik olmalı ve bunu çalan arkadaşın mesleğini yere kilim serer gibi icra etmesi. ortada da japon bir dansöz. iki dörtlük ve dokuz sekizlik ritimler üstüne kurulu aynı müzikler. samanlıktan kaldıramadım zühtü türküsünün müzikalitesine benzer ve onu dahi yakalayamamış adamlar. babamız bizi zevmedi diye hiciv edeceklerse, geleneksel özay gönlüm türkülerinin sözlerine bir daha baksınlar derim ben onlara. bu söylediklerim de bu insanların yaptığı müzik ile bağlantılı olarak bütün müzik çevrelerine getirdiğim bir eleştiridir. ilk önce klasiği bilin, gelenekseli bilin, altyapınız olsun onun üstüne ne koyacaksanız koyun. ondan sonra herkes modern, herkes avangard, herkes deneysel diye adlandırılmasın. yok öyle elmalar ile armutlar karışmasın.

    edit: bilinmesi gerekir ki baba zula değil bu hayranlarının sevgi besledikleri şey, üzerine eleştiri yazınca, insanların saldırmasından anladım ki bu insanlar kendilerini seviyor. ve korudukları da gene kendileri. kendi bildiklerini, kendi düşündüklerini ve biriktirdiklerini koruyorlar ve onlara aşıklar. bir insan müzik dinlerken kafasında neler var ve dolayısıyla neler ile dinliyor o müziği. örneğin ben kaygusuz abdalı, hallacı mansuru ve garcia marquezi okuyorum, örneğin kocaelide yaşıyorum ve bilmem kaç yaşından beri amatör olarak müzik yapıyorum ya da yapamıyorum vs. ama bunu galiba benim değil, müziği de insanları da fetiş haline getiren bünyelerin anlaması gerekiyor. şimdi dışınızdaki kabuğu kırın öze ulaşın, aslına ermeye çalışın desem lafügüzaf dan öteye gitmez bizimki.
  • şu ana kadar beni sesiyle büyüleyen vokali disko kralındaki canlı performansıyla hayal kırıklığı yaşatmıştır. canlı yayın heyecanına veriyorum, vermek istiyorum.
  • murat ertel'in sıkıcı enstruman icraatlarından birini sergilediği canlı performanslarından birinde daha her zamanki gibi sıkıcılıktan öteye gidemeyen grup.

    enstruman kabiliyeti yetersiz insanların toplanıp, basit işlerle tek şarkının onlarca dakika sürdüğü, tekdüze giden cool müzik yapıyoruz furyası artık bayatladı sanki.
    en son disko kralı'nda samimi olmak gerekirse;
    10 dakika süren parçada dayanabildik mi esra bezen bilgin'in sürtonelerine, dakikalarca aynı şeyi dönüp dolaştıran murat ertel sololarına. şahsen uyuyordum az daha.

    tabi ki zamanında yaptıkları iyi işler de yadsınamaz. yanılmıyorsam zamanında babylon'da semiha berksoy'a çaldılar, gün geldi ralph carney üfledi yanlarında.
    ama bu tarz müzikler için biraz farklı metabolizmalara sahip olmak gerekiyor, progresif kafalarda demlenmiş olmak gerekiyor. yoksa iki üç tane kaliteli iş sonunda üretim sorunu yaşarsınız, kalite yerlerde sürünür - bkz şekil a -

    acilen murat ertel'in, kıyafetlere verdiği saatlerini beste yapmak için harcaması, esra bezen bilgin'in de danslara harcadığı enerjisini, sesini geliştirmek için kullanması gerektiğini düşünüyorum naçizane.

    düzeltme: vokal ismindeki hatayı tarafıma ileten monsieur tartuffe'ye teşekkürler
  • şu güne kadar türbe zannediyordum burayı, meğerse müzik grubuymuş. hayat sürprizlerle dolu hakikaten.
  • sana bir şey anlatmayan gruptur. sen anlarsın. özgürsündür. "çabuk olalım aşkım" demez yani ya da "bir sen bir ben bir de bebek"
    ben pırasa'dan öyle manalar çıkarırım ki aklınız hayaliniz durur üzerine bir de göbek atarım. ki baba zula sadece duble oryantal de değildir.
    kalitedir. hiçbir şey anlaşılmıyorsa diğerlerinden bahar, ıslak sevdalılar dinlenir yine kalitesi anlaşılır. daha evvel duymadığını yaptı diye kalitesiz demek olmaz, anlayana sivrisinek sazdır anlamayana bir şarkısı bile ziyandır, haramdır, yazıktır.