şükela:  tümü | bugün
26 entry daha
  • filmin kadrosu adeta şampiyonlar ligi.
    yazan ve yöneten; guy ritchie.
  • ne izlesem diye sıkıldığım bir anda karşıma çıkan "harika" film. kadroyu gördüğümde "(bkz: selçuk aydemir) ne ara çekmiş bu filmi" dedim. daha sonra yönetmenin (bkz: raşit çelikezer) olduğunu gördüm. kendisini daha önce hiç duymamıştım. sözlükte kısa bir araştırma yapınca (bkz: ayrılsakta beraberiz), (bkz: çocuklar duymasın), (bkz: sakarya fırat) gibi dizilerin ve birçok filmin yönetmenliğini yapmış olduğunu öğrendim. şöyle biyografisini okuyunca ve yaptığı işlere bakınca, "duymamak benim ayıbım" diye düşündüm. filmi izledikten sonra kendisini araştırmış olmam, bilmeden yaptığım güzel bir hareket oldu. çünkü önce biyografi ve yaptığı işleri inceleme fırsatı bulsaydım, önyargılı izlerdim diye düşünüyorum. zira benim televizyon tarihinde nefret ettiğim bazı işlere de imza atmış. benim için (bkz: reyting hamdi) yi çekmiş olması bile izlememek için bir sebep. (bkz: reyting hamdi) yi severek izleyen arkadaşlardan kırılmamalarını rica ediyorum. öncelikle film türkiye' de ki mafya, sanatçı, zengin işadamı ve bir yere kadar devletin karanlık durumunu çok güzel bir senaryoyla vermiş. hatta yorumlarda bir arkadaşım (bkz: ocean's eleven) senaryosu demiş ama, bence o senaryodan kat ve kat iyi. filmi izlerken kah "vay anasını" dedim, kah elimi dizlerime vurarak güldüm. hani bazen bir şarkı dinlersinde yeni zannedersin. bakınca çıkalı bir kaç sene olmuştur. kendi kendinize "iyi olsa heryerde duyardım, demekki kötü veya anlaşılamamış veya kafa olarak ileride, yada ben geri kalıyorum gündemden. hatta "ulan yoksa ben mi geri kalıyorum gündemden", gibi ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,, boşlukları sizin doldurabileceğiniz birsürü soru bırakıyor kafanızda. işinizin yoğunluğuna göre bu sorulara cevap ararken hayat mücadelesi unutturur ve o şarkı hiç patlayamaz. çünkü insanlar net ve keskin şeylerden hoşlanır. biz ya demet akalın'ın la kulüp şarkısına coşarız yada mustafa ceceli nin slov şarkılarıyla aşk tazeleriz. biz barış manço'nun şarkı sözlerindeki gizemi bile öldükten yıllar sonra ekşişeyler de okuyunca "vay be" deriz. neşet ertaş'ın acem kızı'ndaki güzellemeyi, yabancı bir müzisyen övünce sanat sayarız. biz bu kadar duygu karmaşında, güzel olanı seçebilecek yapıda bir halk değiliz. biz bu kadar duygu karmaşına girince anlamsız şekilde nötr kalıyoruz. hatta bazen kendimizi resetleriz. örneğin bu film için, "bu ne ya, hiç benim bildiğim şekilde beni güldürmüyor" diyerek eleştirebiliriz. açıkçası ülke gündemini takip edenler gülebilir hatta mafya ilişkisi hakkında, ufuk aydınlatıcı bile diyebilirim. mafya ne kadar çok olursa olsun film mafya filmi değil bence. birazdan spoiler vermeye başlayacağım.

    . --- spoiler ---
    filmin karakter karışımı bana tıpkı rus edebiyatı karışıklığı verdi. hani karakterler birbirine çok yakındır. hem isimleri birbirine yakın, iç içe geçmiş karakterler. o dönemin edebiyatını okuyan birileri senaryoya şekil vermiş diye düşünüyorum. o dönemdeki karakterler kadar önemli ve çok. fransız victor hugo' nun sefillerini okurken yaşadığınız isim karmaşası yaşatması da muhtemel. insanların bu karmaşayı rahat çözmesi için de kaliteli aktörler kullanılmış. fakat bu artı mı eksimi bilemedim. karakter çokluğundan aşina olduğumuz yüzleri bile bir süre sonra karıştırmaya başlıyorsunuz. ama çok kasmaya gerek yok sona doğru karakterler artık tam oturuyor. film de çok büyük emek ve kalite var. senaryo ustaca bağlanmış. çekim teknikleri çok güzel. başlarken film "belliki sağlam film" dedirtiyor. selçuk aydemir in girmeyeceği kadar siyasi not veriyor. bu yüzden senaristlerini de daha sonra araştırdım. senaristlerde yaşadığım duygu durumu, yönetmenle yaşadığım durumun aynısı oldu. nuri özgül, şenol zencir yazmış. daha önce duymamıştım. küçük bir araştırmayla şenol zencir hakkında bi kaç entry yazılmış sözlükte. yaptığı işlerde "dünyayı kurtaran adamın oğlu" da var, "balans ve manevra" da. bu bilgilere eriştikçe senaristliği de yeniden sorgulayıp, "önyargılarımdan kurtulmam gerek" diye düşündüm.

    filmde berk diye bir karakter varki; türkiye deki sanatçı psikolojini sağlam işlemiş. günümüzde güçlünün yanında el pençe divan duran sanatçılara laf çarparken, onu omurgasızlıkla eleştiren kesime de "aynı fırsatlar sana verilse ne yapardın" sorusunu sordurtur diye düşünüyorum. filmi ilk defa izlediğim için, bağlantılarda göremediğim, kaçırdığım yerler olabilir. mutlaka 2. kez izleyeceğim. berk in arabasına musallat olan deynekçiye, kız arkadaşının ısrarına rağmen, hiç itiraz etmeden para vermesi; "bizleri uyaranlar olmasına rağmen bu kokuşmuşlukları kanıksamamız" anlatıyor. veya mafyanın oğlu olduktan sonra aldığı bazı intikamlar; türkiye'de entellektüel birikimin veya kibarlığın, paran ve gücün yoksa ezilmekten başka bir işe yaramaz gerçeğini yaşayanların saygı görmeye olan açlığını anlatıyor. bu tıpkı babanızın sizden kimseyle kavga etmemenizi istemesi, fakat kavga ettiysen eğer sonucunu ısrarla sorup merak etmesindeki sır gibi. kavga etmek -1 kötüyse, hem kavga edip hem dayak yemek -2 kötü bir durumdur. genel olarak ailede bile kötü bir olay karşısında, babanın değer yargılarına göre dayak yemen senin acziyetin ve küçük düşmene sebepse cezan ağırlaşır. ceza içindeki hafifletici neden yani bir nevi ödül, dayak atmandı. ülkemizde kalbur üstü diye tabir ettiğimiz birçok ailede bile bu durum böyledir. kimsenin babası "birisi bir yüzüne tokat attığında diğer yüzünü de çevir" demez.

    berk'in nişanlısı inci karakteri de balerindir. burada sanatçı kavramı üzerinden işlenen sanatın "bale" olması bence sanatçıların sanat aşklarının sorgulanmaması içindir diye düşünüyorum. çünkü bu sanat dalı gerçekten sanatçı ruhlarla yapılabilir. öbür türlü getirisi çok diye bir manken de pop albümü yapabiliyor. ikisine de sanatçı demek haksızlık olur. ne var ki mafya nın kızı olan balerin inci haksızlığa uğradığını düşündüğü her olayda nişanlısı berk'ten bir kahramanlık bekliyor. onun yapamadığı durumlarda kendisi kaba kuvvete başvurmaktan çekinmiyor. hatta nişanlısı berk'i bu konuda eleştiriyor. burada en taşralısından en elitistine kadar şiddetin genlerimize işlediği vurgusu yapılıyor bence. yada kadın ülkede bazı işlerin konuşarak çözülemeyeceğini anlamış diyelim. fakat hak arama şekli olarak polisi çağırması değilde kaba kuvvete başvurması veya teşvik etmesi manidar.

    filmdeki "bedo" karakteri çok vurucu. görünüşte kibar ve entellektüel birikime sahip olan bir kişinin, iş menfaat noktasına geldiğinde orman yasalarıyla hareket edeceğini bağırırken değişen şivesi ve ana avrat kalaylaması gösteriyor. bedo karakteri ayrıca uyuşturucu madde satıp para için milleti zehirlerken, okumuşluğun eşittir iyi ahlak anlamına gelmediğininde altını çiziyor

    polis amiri çökertme halil,e hayran kaldım. türk polisi ancak ve ancak bu kadar iyi işlenebilirdi. evde yaptığı sorgu, kıvrak zeka ile arabadaki yarı kaba sorgulama. adamın mafya ilişkisini duyunca günaydoğuya sürülme korkusu. devletin bu tarz yapılarla mücadele etmek için elinde olan neferin zekası ve korkuları. bu tarz yapıları çökertmek için kendi başına karar alamayacak durumda olması. buna hem zekası hem de cesareti ve yetkileri yetmez mesajı. her karakter ayrı bir zenginlik. ayrıca film gündem üzerine yazılmış. polis karakterinin 17-25 aralık'tan sonra geri göreve geldiği verilmiş ki burda da ince mesajlar var. düşündükçe filmin başka bağlarını çözüyorum.
    ve en sonundaki (bkz: stockholm sendromu) olaya yeni bir boyut katıyor. tek bir olayla filmin anlamı değişiyor. ben bu filmi çekip izleyiciyle buluşturan herkese teşekkür ediyorum. değeri bilinememiş sağlam bir iş yapmışlar. film türk kültürü ve mafya yapılanmasını anlatmak adına umut sarıkaya'nın tespitlerinin film versiyonu olmasına rağmen gişe de batmış. (bkz: boxoffice) den baktığımda 33,393 de kalmış. çok üzüldüm. imdb 5.3. film izletilmeden önce insanlara film ve siyasi gündem hakkında bir el kitabı dağıtılsa belki çok daha fazla izlenebilirdi. (bkz: ulysses sözlüğü) gibi bi sözlüğü bile yapılabilir. bu yapıtlarla kıyasladığım için entryi abartılı bulan arkadaşlarım olabilir. (bkz: kolpaçino) tarzı bir film olarak görmeyin. o tarz filmlere çok gülen bir yapım yok. manasız gördüğüm, yalnızca güldürmeye çalışan bir film hakkında uzun entry girmem. senaryo ve yapım ekibinin psikolojisini anlamaya çalışmak lazım belki de. ellerinde çok sağlam bir senaryo var ve halkın anlayabilmesi için çok tutan film mantığında anlatılmış. hatta kesin zafer olsun diye son zamanlarda halkın en çok sevdiği (bkz: burak satıbol), (bkz: ali sürmeli), (bkz: ayhan taş) (bkz: menderes samancılar) gibi tam bir yıldızlar geçidine yer vermişler.
    can karakteri var ki, değinmeden geçemeyeceğim. burak satıbol'un canlandırdığı, sürekli içen ve içinde bulunduğu durumda herkesi kafalayan, duygularını saklamayan komik karakter olarak filmi düşüşlerde yukarı taşımış. bazı sinema sitelerinde "kadına yüklenen seksüel anlam" eleştirilmiş ve küfürlü olduğu gibi eleştirilerde bulunulmuş. ben bu eleştirilere katılmıyorum. türkiye de en üst tabakasından alt tabakasına kadın hep yardıma muhtaç bir obje. dozları var. ama asla yok denemez. ister kültürden diyin ister toplumdan bir yerden sonra herkes aynı mantıkta. küfür daha az olabilirmiş belki ama bu bir eksi değil. bulunduğu ortamı tam olarak vermiş. bence halkımızın büyük çoğunluğunun hala "yanlış alarm" (bkz: fıkra) ve küfüre (bkz: recep ivedik) güldüğü gerçeğini göz ardı etmemişler. halkımızın televizyonda küfür duyunca gülmesi muhtemelen yıllarca evde trt de en iyi gramer ve dil bilgisiyle anlatılan eğlence programı izleyen veya cüneyt arkın gibi üstadların oynadığı mafya polis filmlerindeki diksiyon düzgünlüğüne aşina nesil yok olana kadar devam edecektir.
    filmi mafya-sanatçı-devlet ekseninde gündem ve negatif değişim rahatsızlığı bilinciyle izlenince değeri anlaşılabiliyor.

    --- spoiler --
    not: daha yazamadığım çok fazla toplumsal gerçek filmde çok güzel işlenmiş. filmi en kısa zamanda 2. kez izlemeyi düşünüyorum. ilk bakışta bu anlamlar çıktı benden. başka bir açıdan izleyip farklı yorumlar çıkarabilen arkadaşlar da olacaktır umarım. hatta keşke olsundur. bende kaçırdığım yerleri ve bağları merak ediyorum.
1 entry daha