şükela:  tümü | bugün
  • çocuktuk ufacıktık,

    -"baban ne iş yapıyor" dediler
    -"ressam" dedim.
    -"ha boyacı yani" dediler.
    -"hayır ressam, boyacı değil. hem boyacı olsa ne olurki, o benim babam, her haliyle severim onu ben" dedim.
    -"ay boyacı olsa ne olur dedi yaaa. boyacı, amele yani, iğrenç..." dediler.

    insanlıklarından utandım.
  • türkiye'de ilkokul sıralarından başlayarak çocukların kafasına kazınandır. babalarının mesleğinden utandırılan çocukların babaları; zanaatkarya da mahalle esnaf ıdır. ilkokulda sınıfın ortasında baban ne iş yapıyor sorusuna köfteci, ayakkabı tamircisi diye cevap veren çocuklara öğretmenler serbest meslek diye uyarıda bulunurlar..

    utanılacak meslek yoktur da, bu eğitim sisteminin hangi devesinin başının altından çıktığı belli olmayan bir şekilde öğretmenlerin formasyon döneminde kafalarına kazıtılan tekzip cümlesidir..

    +baban ne iş yapıyor?
    - bakkal
    + serbest meslek yani..

    okulda, devlet dairesinde orda burda babasının işi zanaatkarlık olan çocuklarının evraklarına baba mesleği hanesine serbest meslek yazılır. babası avukat, elektrik mühendisi, arkeolog, mimar, bankacı vb.. olanların hanesine bunlar açık açık yazılır da nedense babası döner ustası, kuyumcu, camcı, bakkal, kasap, manav vb olanlara "serbest meslek senin babanın mesleği evladım" dikte ettirilir.

    ilokul sıralarından başlayarak beyine kazınan babanın mesleği serbest meslek cevabı ilerleyen yıllarda arkadaş ilişkilerinde yerini samimiyetsiz dialoglara bırakır.

    - baban ne iş yapıyor ayşe
    - serbest meslek ahmet

    yanyana iki dükkandan eczane sahibi ahmet bey'in oğlu, "babam eczacı" derken, manav halil'in oğlu "babam manav" demez..

    eğitim sisteminin çocuk ruhuna yaptığı 10 kusurlu hareketten biridir. direkt kırmızı kartı gerektirir.
  • zeynep... ilk okul anılarımını akşam sefası gibiydi... akşam sefaları öyledir ya, gündüzleri kapanır içine hava kararınca açar rengarenk... öyleydi zeynep de. gündüzleri boynu bükülürdü okulda ne yapsam tebessümü konduramazdım pembe dudaklarına. akşam olup eve gittiğimizde kendine gelir yanaklarındaki gamzeleri çıkardı saklandığı yerden...

    bizim apartmanın görevlisinin kızıydı zeynep... hiçbir zaman kapıcı demedim... hep apartman görevlisi derdim.. hala da öyle... ben onun herşeyini çok iyi bilip onu çok sevdiğimi gösterdiğim için bir tek benimle mutlu olurdu. bir tek sadece ikimiz oynarken genişlerdi yüzündeki tebessüm... tek üzülmesin diye o, ne oyuncak alsam ona da aldırırdım anneciğime. o da hiç karşı çıkmaz alırdı ona da... hatta bir bayramda ayakkabımızdan elbisemize kadar herşeyimiz takımdı, babam almıştı... birimizde pembe, birimizde mavi elbise, beyaz rugan ayakkabılar, bir de! minicik (bize göre) genç kız çantalarımız...

    okulda kendini içine kapatırdı diğer çocuklar yüzünden... bir keresinde bir tiyatro gösterisine götürecekti öğretmenimiz bizi... zeynep, ben gelemem öğretmenim demişti... egerek boynunu önüne... param yok da... tam o anda sınıfın en patavatsız çocuğu kalkıp olmaz tabii senin baban kapıcı diye bagırmıştı... zeynep yüzünü yerden kaldıramıyor ben ise aglıyordum... hiddetle sıradan kalkıp birsürü şey saydırmıştım çocuga gözlerimden akan yaşlara aldırmadan... sonra gittik o tiyatroya, zeynep de geldi. ama işte o günden sonra hep boynu egik dolaşır olmuştu okulda... akşam sefam benim, gamzeli arkadaşım...

    sonra ilk okulu bitirdik... orta okulda yine aynı okula aynı sınıfa yazıldık... zeynep biraz daha iyiydi artık.. omuzları daha dik duruyordu, gamzeleri daha cok beliriyordu yüzünde. hem artık bu konuyla ilgili kimse onunla dalga geçmiyordu... akşam sefam mutluydu artık... zaman geçtikçe kendine güveni artıyor çok büyük bir iş kadını olucam diyordu! çook büyük!!

    sonra... babası emekli oldu. ayrıldılar bizim apartmandan... yüreğimi kopartıp alıyorlardı sanki... memlekete gidiyoruz dedi akşam sefam... akşamdı ama açmamıştı çiçekleri, bakamıyordu yüzüme... sımsıkı sarıdım, içime sokarcasına. hani yapışırız da belki ayıramazlar bizi diye... ama ayrıldık, o çook uzaklara gitti... antepe. hep mektuplaştık... sonra o tıp fakültesini kazandı... hala da konuşuyoruz... çocuk doktoru oldu... şimdi gülerek hatırlıyoruz o günleri... ama düşünüyorum da hiç de komik değildi aslında...
  • en çok uzulduğum babası belediyede temizlik bolumunde çalışan çocuklardır. öğretmenler çocukların gözünü korkutmak için çöpçü olursunuz felan derdi hiç düşünmezdi sanki ayıp bir iş yapılıyorömuş gibi. ya da kılık kıyafet aşağılamak için çöpcü gibi felan derdi . hiç düşünmezdi onlar temizlik gorevlisi işleri temizlikdir diye çöpcu lafını severdi .
  • küçük, ufaktım, söyleyemezdim babam oto elektrikçi diye. serbest meslek der geçerdim. utanırdım.
    büyüyüp de iş hayatına atılıp, başkasının emrinde çalışınca, bir sürü orospu çocuğunun yüzüne istemeden gülmek durumunda kalınca, bir gün bile beleşçi polisleri dükkanına sokmamış esnaf babamın, kendi dükkanında yalnızca kendi istediklerine gülebilme özgürlüğünü, her gün "ya allah" diye dükkanı açıp gün sonunda "kısmet" deyip kapatışını kıskandım. ve büyüdüm artık, babam serbest meslek sahibi değildi, araba tamircisiydi.
  • okulda gereksiz soruların muhatabı olmuşlardır. ha, eğer gerekliyse; kayıt sırasında öğrenciyle ilgili bilgi kartı gibi bir şey yapılsın, gerekince de bakılsın. çünkü çocuklar o küçücük yaşlarında incinmeye müsait.

    hayatımda hiç kimseye "ne iş yapıyorsun? baban ne iş yapıyor? eşin ne iş yapıyor?" diye bir kere bile sormadım. özel ilişkilerim de buna dahil. buna çok şaşıranlar oldu. çünkü soru sormayı seven meraklı insanlar arasında yaşıyoruz. elalemin işi aklıma bile gelmez. yeni tanıştığım komşu, arkadaş, şu bu her neyse, ortak bir anlayışa sahip miyiz, bu önemli.

    evliliğini bitirmiş kadınlara da dolaylı yoldan sorulur. "nasıl geçiniyorsun?" kadın, erkek kiminle tanışırsan tanış, bu soruyu sormayan yok. ilk sordukları bu. ne yapacaksın? iş bulmaya yardım etmek gibi bir düşüncen mi var? vah vah demek için mi soruyorsun? hiç olmazsa "çalışıyor musun?" diye sor. merak ettiklerinin cevabını bulmaya çalış. daaan diye de sorulmaz ki.

    önemli olan, soru ve bunun cevabı değil. meraklının birinin karşısında, onun sorularına cevap verme zorunluluğun varmış gibi sorguya çekilmek. vergi memuru değilsin, bana bir ürün satmayacaksın, senet imzalatmayacaksın, evini bana kiralamayacaksın. ben sana niye cevap vereyim? neden soruyorsun ve en önemlisi de neden çirkin bir şekilde soruyorsun?

    üslubunca ve yeri geldiğinde her şey sorulabilir. önemli olan, soru sorduğunun farkında olmak. soru mu soruyorsun, hesap mı soruyorsun belli değil.
  • çocuğun toplum içerisinde yer edinme ve saygınlık kazanma gibi yanlış düşüncelere dalmasını ve uygulamasını sağlayan vaziyet.

    evet toplum içerisinde, en azından kendi çevrenizde sayılan ve sevilen kişi olmak önemlidir lakin babayı ve baba mesleğini küçük görerek asla değil. bu yanılgılar malesef her nesilde devam etmekte ve bahsedildiği üzere sistemin getirmiş olduğu hata olduğu kadar çocuğun da payının bulunduğu gözardı edilmemeli sanırım.

    sınıf içerisinde ve arkadaş ortamlarında tanışma fasılları sırasında utanma duygusuna kapılan çocuk "acaba küçümsenir miyim? beni aralarına kabul ederler mi?" gibisinden düşüncelere dalarak malesef yalan söylüyor ve bu yalanına en çok kendisi inanıyor.

    hatırlarım babası vefat etmiş, annesi ise evlere temizliğe giderek binbir güçlükle çocuğunu okutma çabasında olan, kendisine sorulduğunda "babam turizmci, annem ise ev hanımı" diyen bir çocuğu ve kendimden utanırım bu sözleri duydukça. her ne kadar bazı fikirler empoze edilmiş gibi görünse bile, insan biraz kendi sağduyu, gurur ve özgüveniyle bu duruma kapılamaz. sormalı kimin için kimden utanıyor ve utandırılıyorsun ? babadır yahu.. sana can veren iki değerli varlıktan birisi.. türlü zorluklar içerisinde emek veren, seni adam etmek isteyen ve evladım okusun bu çileyi çekmesin diyen ve ne yazık ki sen bu yüce insanın mesleğinden utan-dırıl-ıyorsun.

    bir insanın babası ister doktor olur ister inşaat işçisi. hiçbir sebep utanma duygusunu açıklayamaz, ismin önündeki sıfatlar adamlık mertebesi değildir. belki klişe olacak lakin namusuyla parasını kazandıktan sonra bırakın utanmayı, eli öpülesidir utandırılan ve utanılan babalar.
  • bilinçaltına yerleştirilen bu utanma duygusu yüzünden özgüveni her zaman düşük olarak yetişen çocuklardır.

    gelişmiş ülkeler, işçisini el üstünde tutup yaptıkları işin zorluğuna ve riskine göre oldukça yüksek maaşlar vererek onlara daha iyi bi yaşam kalitesi sunmaktadır. bu ülkelerde mühendisi ile emekçisinin arasında çok yüksek meblağlar oynamadığından statü farkı türkiye'de ki gibi çok belirgin bir şekilde yaşanmamakta. bu da doğal olarak yetişen yeni nesilin bu tarz işlere kafa yormamasına sebep veriyor. ülkemizde, insanların emekçi kesime bakış açısı ve işverenlerin bu kişilere verdiği maaşlar ortada. doğal olarak bu emekçilerin eşlerine ve çocuklarına da yansıyor bu. çocukları okullarda omuzları düşük ve boyunları bükük dolanıyorlar. bu da statü farkını daha ilkokuldan çocuklara net bir şekilde aksedildiğini gösteriyor. babasının mesleğini söylemeye utanır oluyorlar. böylesine rezil ve utanç verici bir durum olabilir mi?

    olayı daha da açacak olursak, almanya'da bir muhabir gençlere ileride ne olmak istedikleri konusunda sorular soruyor. bu gençlerin cevapları oto tamircisi, inşaatcı ve amele gibi meslekler oluyor. ülkemizde bu videodaki arkadaşlarla çok dalga geçildi. peki bu gençler nerede hata yaptı? inandıkları ve yapabilecekleri şeyin bu olduğunu düşünmüşler ve bunu çok rahat bir şekilde dile getiriyorlar. çünkü yaşadıkları ve büyüdükleri yerde bu meslekler türkiye'de ki gibi hor görülmüyor. ilgili video için buradan.

    toparlayacak olursak, çocukta olsa yetişkinde olsa birine tanışma sırasında baba mesleği sormak kadar absürt bir şey olamaz. hayır yani sanane? öğrenmen neyi değiştirecek. sana ne katacak. o kişi hakkında ne tür bir bakış açısı gelişecek gözünde. emekçisidir ülkeyi ayağa kaldıracak, onu ileriye taşıyacak. omuzlarında ki yük herkesten fazla, ama herkesten fazla hor görülende o. yazık, çok yazık.
  • (bkz: rıza efendi 2 ekmek 1 süt)

    beceremediler tabii ki utandırmayı.
  • genellikle babasının mesleği ve kazancı iyiyse kendinin bir bok olduğunu zanneden çocuklar tarafından yapılmaya çalışan eylemin muhattabı çocuklardır.