şükela:  tümü | bugün
  • oğuz atay beyefendinin korkuyu beklerken kitabındaki bölümlerden biri. "sevgili babacığım, belki sen hatırlamazsın ama bugün sen öleli tam iki yıl oluyor" diye başlar.
    iki cami arasında beynamaz ve goygoyculuk açıklamaları bu mektupta yapılır.
    mektuptaki. "istiyorum ki evde annem gibi biri olsun ve ben de mutfağa giderek, 'burada gene bir şeyler kaynıyor muazzez,' diye içeri seslenebileyim ve bana 'kaynadığını görüyorsun altını kıs cemil bey,' denilsin ve ben de hiçbir şey yapmadan mutfaktan çıkayım." gibi dilekleri de burun direklerini sızlatır.
  • okuduktan sonra babama mektup yazmaya manevi olarak beni zorlayan oğuz atay hikayesi."tabut çukura konulduktan sonra üstüne büyük beton bloklar yerleştirildi.(bu teknik geleneği sevmiyorum babacığım;aşılmaz engellere karşıyım...)" der kitapta ki bu çok içini acıtır insanın...
  • emre kongarın kızlarıma mektuplar kitabına cevaben en büyük kızının yazdığı kitap*
  • bu mektup mavidir, katıksız ve bakımsız mavidir. başı vardır, sonu yoktur. açık denizdir, derin denizdir. mavidir.
  • layık olamadım sana,
    başarılı olamadım baba : affet….
    hep yaparım sandım; her zaman başarırım- senden aldığım güçle
    ama yapamıyorum artık, olmuyor, başaramıyorum
    başından başladığım hiç birşeyin sonu gelmiyor artık…
    yaşıyorum ama ne şekilde, ben de bilmiyorum.amacım yok ki ona ulaşmak için araçlarım olsun…
    evime kar yağıyor, sen varken hiç böyle şeyler olmazdı…
    seni suçladım asırlar boyunca; her şeyin sorumlusunun sen olduğunu düşündüm hep;
    affet beni…
    yalnızım, her zamanki gibi.
    çok zaman oldu birilerine ihtiyaç duymayalı ama artık eskisi gibi olamıyorum;
    kaybetmemek için kimseyi bir şans daha verirdim herkese. artık saymıyorum insanlara verdiğim şans sayısını…ama her şeye rağmen, yitiriyorum teker teker…

    dümdüz hayatlara çok imreniyorum bazen. birileri ailece çıktıkları tatillerden bahsederken ağlamamayı öğrenemedim.
    gerçek şu ki; senin dünyana sığamadık biz; ne annem, ne ablam, ne ben…sen hep kendi içinde yaşadın. belki bunca zaman senin gibi olmaya çalıştım: yalnız ama güçlü. kimseye her şeyimi anlatmadım. kimse tam olarak anlayamadı beni. belki bu yüzden çok yüzeyselleştirdim diyalog sınırlarımı. kimseye senden bahsedemiyorum artık. o kadar özelsin ki beynimin içinde; birileriyle paylaşırsam bi şeylerin değişeceğinden korkuyorum belki de…

    mezarına her gidişimde daha yıkılmış, daha eskimiş bir ben olarak gidiyorum, görebiliyor musun? ve senin için dua ediyorum, duyuyor musun?
    senin sorduklarında cennette olduğunu söylüyorum, yanılmadığımı söyle bana.
    seni rüyalarımda hep bir yerlerden çıkıp gelmiş olarak görüyorum. nerdeydin bunca sene?
    kaybediyorum baba yokediyorum, bitiriyorum arada kendim de bitiyorum, her gün biraz daha eriyorum, kimse farketmiyor…
    hep gülmeyi öğrenmiştim senden koşullar ne olursa olsun. artık her gün yolunda gitmeyen şeylerin sinir bozukluğuyla ağlıyorum…
    biriktirmeyi değil, harcamayı öğrenmiştim senden, kendi benliğimi bozduruyorum artık harcayacak bir şeyim kalmadığı için…
    23 yaşındayım. 9 senedir yokluğuna alışmaya çalışıyorum, 5 yıldır sigara içiyorum, 7 yıldır alkol…
    izinden gitmek adına kötü huylarını mı örnek alıyorum; bilmiyorum. ama senin kadar dayanıklı değilim baba, daha şimdiden midem iflasın eşiğinde…
    bir mucize mi bekliyorum? saçma! inanmıyorum ki böyle şeylere. ben yoktan var etmeye alışkınım yıllardır zaten.
    ellerim üşüyor, burnum üşüyor, ısınamıyorum hiç bir şekilde.kimseyle paylaşmak istemiyorum artık hiçbir şeyimi… senin dostluğunu başkalarında arıyorum zaman zaman. ama hayır! yine kimseyle paylaşamıyorum kendimi, açık değilim, net değilim; vazgeçiyorum hemen. çünkü biliyorum ki sanal kişilikler boşluğunu dolduramaz…
    birileri gelecekten bahsediyor.gelecek? alışkın olmadığım bir zaman kavramı. ama öldürmeyi düşünmüyorum hiçbir zaman kendimi; ecelimle ölücem diye umuyorum çünkü; bu kadar da güçsüz olamam.
    beni sonuna kadar bir tek sen dinlersin baba; biliyorum. başkalarına anlatmaya çalıştığımda, duymak istemediklerini biliyorum aslında. sanırım suskunluğum da bu yüzden ya…
    çok yoruldum başkalarının hayata gözlerini yeni açtığı bu yaşta. çok yaşlandım, tükendim. mücadeleye değer bi şey kalmadı hayatımda.
    daha öğrenecek ne var ki? tükettim hepsini.
    rahat mıyım? hayır!
    daha ne kadar açıklayabilirim ki? :
    gittiğin günden beri yarım bi insanım, eksik yaşıyorum.
    boşluğunu doldurmaya çalıştığım herkes ;senin yerine « belki » koyabilirim dediğim herkes, ruhumda daha büyük bir delik açtı.
    banaysa bütün bunların ardından, yalnızca ağlamakla dolu,
    anlamsız bir hayat kaldı- senden en büyük miras…
    bir de hiç bi zaman ısınmayan bir ev,
    içi çamurlu toprakla dolu bir mezar,
    bugünümü yaşamaya çalışmak kaldı…
    başaramadım baba, affet !
    senin kızın böyle olmamalıydı…
  • ne harfin var ne de hecen…
    en güzel m senin sonundaki m canım babam.
    hesapsız, çıkarsız her şeyin…
    hep kolların açık iki yana. tay tay yaparken ‘gel kızım babaya’ der gibi.
    öylesine tarifsiz ki senin kollarının arasına gömülmek, o sınırsız güveni hissetmek…
    peki ya hasta olduğumda canından can, dermanından derman vermek isteyişin.
    tenimi ürpertiyor başucumda usulca saçıma dokunuşların. ateşle yanan bedenime su serpiyor eşsiz sıcaklığın…
    kimse bilemez seni, beni,
    babamı, kızını.
    kızının bir tanesini…

    ben biliyorum bizi. aklımdayız ikimiz.
    yıllar oldu bunu düşüneli belki.
    ben senin acını yaşamak istemiyorum baba! önce ben.
    .................
    istemiyor-dum-.
    inanması güç ama artık bundan vazgeçtim baba ben.
    gözlerimin önünde yaşadığın, çektiğin evlat acısı,
    bana kalan kardeş acısı baba işte bu! bu her şeyin sebebi.

    dedim ya harfsiz, hecesizsin… benim de harfsizliğim, hecesizliğim bu mu?
    ‘’sen benden önce git’ mi diyor yoksa kızın sana babam…
  • baba !
    her yılbaşında
    sana söyleyecek
    bir tek
    sözüm var :
    " seni ne kadar çok seversem
    o kadar
    çok olsun ömründen geçen yıllar... "

    baba !
    babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım !
    ne zulüm, ne ölüm, ne korku
    başımı eğemez !
    yalnız senin elini öpmek için
    eğilir başım.
    babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım...

    1/1/1932
    nazım hikmet

    yatar bursa kalesinde
    adam yayinlari
  • (bkz: anneye mektup)
  • zaman.
    aynı degil tarihinden baska.
    gerceklikler alemine davet edilme zamanı.
    olan biten herseyle beraber, yasadıgım ve algıladıgım herseyle beraber, yolunu izledigim arkandan, bu tarihte tekrar..
    iceri giriyorum muazzam kayalıktan
    ismini bilmedigim kitaplar okumusum
    yerini bilmedigim topraklarda surmusum kraliyetinin izini
    gercek carptı suratıma, kırbacladı yine..
    elimde tutarken benim diyerek sarıldıgım hic birsey benim degilmis yine..
    can yucel yazdı ben okudum
    ve sarıya bıraktım herseyi...

    well i run to the rock
    please hide me i run to the rock
    please hide me lord
    all on that day

    saklanacak yer olmadı hic bir zaman benim icin
    duramadım, susamadım cogu zaman
    ve apacık ortadayım yine
    nehirler ve denizler tasıyor icimde
    hic olmadıgı kadar hemde susturuyor
    her sene aynı gun..
    secilmislik hissi
    ama en fazla senin kadar buradayım baba
    en az senin kadar orada...

    yetmek icin koklerime
    orada olmayı degil burada olmanı diledim hep
    keskelerimin uzeri kuflu
    umudum ayakta hep, vazgecmeyi dusunmedim ki hic
    herseye ragmen diyorum kalkanlarımın arkasından hayata
    ne kadar yuksek cıkıyo sesim, ne kadar cıkmıyo

    farkettimki hep kendim icin soyluyorum
    hayat bana bunu yaptırdı vedasız yokolusunun ardından
    ve ogrendigim en iyi sey oldugunu dusunurken ben
    zamanı geldi yine ve bagıra cagıra.. bu ne kustahlık!
    gidisinle hıckırırken aslında kendime aglıyordum
    ne bencillik!

    lord lord hear me prayin
    lord lord hear me prayin
    lord lord hear me prayin
    all on that day

    herseye ragmen baba...
    didikledigim hatalarımla buradayım
    kapıyı aralık bırak n'olur
    ellerimin dokundugu herseyi hatırlıyorum
    unuttuklarım dokunamadıklarım
    izin ver bana ve aklımın uykusu canavarlar yaratmasın artık