şükela:  tümü | bugün
  • bitmek... yitip gitmektir.

    sonu bilinse de cabalamaktir...

    en az aci ise, kaybedildiginde yasanir...esas darbe gune gun katildikca gelir...zaman herseyin ilacidir sozunun yalan oldugunun anlasildigi andir...
  • basliklar icinde görür görmez o güne döndürdü beni.. hayır dedim bisey yazmiyacagim, ama dayanamadim iste. patoloji sonuclarini almaya ben gittim, elime tutuşturulan kağıtta yazilanlar bana pek birsey ifade etmedi o an, nedir ki bu ca+ bilmemne derken, hastanede asistan olan arkadasima bana burdakileri anlatir misin dedim, ve, o da anlatti.. anlatti ve ben elimde o kagitla kalakaldim.. ne söylicem ben simdi eve gidip, "baba bu sonuclar gösteriyor ki sen kansersin".. hayir hayir bu güne kadar zor zamanlarim oldu tamam ama hayir bunu ben yapmak istemiyorum, yapmiyacagim evet, yapamam.. ama biliyorum iste lanet olsun biliyorum artik.. eve gidip hicbirseyden haberi olmayan saftirik kiz rolu oynamak mi daha kolay yoksa sonucta yazilanlarin ne demek oldugunu söylemek mi? yol boyunca bunu düşündüm.. ama gercegi degistiremeyecek olan bu sorunsal beynimi yememe sebep olmaktan baska bir ise yaramadi.. keske bu doktorlarla aramda bir sır olarak kalabilse ve mutlu hayatimiza devam edebilseydik ama gene de ne olursa olsun bunu söyleyen ben olamazdim. olmadim da.. eve gidip, babama, sonuclari aldigimi fakat hemen cikmam gerektigi icin doktoru bulamadigimi ve sonucun ne oldugunu doktoruna sormasi gerektigini söyledim ona.. ona söyledigim yalanlardan sadece biriydi bu belki ama pismanlik duyacagim en son yalan da budur.. sonrasi kocaman bir süreç, ayni zamanda kisacik.. tedaviler boyunca biz umutla iyilesmesini beklerken, babam 7 ay sonra bir yıldız olup kaydi.. ve gene, o buz gibi hastane odasinda yaninda yalnizca ben vardim.. son nefesini verdigini gördüm ve su an söyleyebilecegim tek sey, rahat uyu baba..
  • sen her yeni güne uyandığında, bir diğerinin son güne yaklaşmasını izlemek ve bu gerçekle yaşamayı denemektir. tatilden döndüğüm ilk gün. bir sürü not birikmiş masamda. bir tanesinde "ismet bey" yazıyor. ismet bey. babam bu benim. bir de telefon numarası var kağıtta. çeviriyorum. çağırıyorlar. sesi hâlâ aynı. "yaz şunları!" diyor. hoşbeşsiz. yazıyorum. "altılı tutturdum geçen sene. yarısını yedim paranın, 500 milyon kaldı. iki yüz ellisini sercan'a, kalanını da aydın'ın oğluna.. hesap aç bi bankada. ellerine verme. babaları ota yatırır, malum.." dinleyip, not alıyorum. kapatıyorum telefonu. sanki dün sabah çıkmış gibi evden. oysa on yıldır görmüyorum. bir sigara yakıp, tekrar arıyorum. içimde lanet olası bir acı var. şimdilik sebebsiz. onu görmek istediğimi söylüyorum. "boşver, iyiyim ben. sen söylediklerimi yap yeter." diyor. yine kapatıyor telefonu. üç, dört telefon açıyorum peş peşe. sonunda ikna olup "gel o zaman ama, biraz hastayım.." diyor. allah kahretsin ki biliyorum. ilk kelimede içime bıçak gibi saplanmadı mı bu ihtimal sanıyorsun?

    arabaya atlayıp gidiyorum. yol boyunca ağlamamayı deniyorum. tepebaşı'daki köhne, bekâr apartmanının basamaklarında yükleniyorum adım adım içimdeki büyük boşluğu. kapıyı çalıyorum. başka bir bekâr açıyor. yan yana sıralı odaların ilkine giriyorum. ah! küçücüksün baba. ne kadar küçük. sol kolu sarkıyor ufalmış vücudundan. yarım yamalak sarılıyoruz. sabah evden çkmış gibi. "akciğer kanseriyim" diyor. içim buz kesiyor. filmleri veriyor elime. bakıyorum. saat altı olmuş bile. "onbeş gün oldu teşhis konulalı", "demek vasiyet yazdırıyorsun bana..", "ee, kalemin kuvvetlidir senin.." duvarların arasına kısılıyorum. midemi çekiyorlar bacaklarımın arasından. çıkıyorum küçücük adamın o küçücük bekâr odasından. cihangir'i arıyorum. çıkmamış, muayenehanede hâlâ. onbeş gün olmuş daha. doktoru, "varsa akrabaların helalleş amca, bir aylık ömrün ya var, ya yok.." bile demiş. ama olsun. cihangir ne diyecek, o önemli. bütün umudum cihangir'de, valikonağı'na doğru gidiyorum.

    filmleri alıyor elimden cihangir, ışıklı duvara takıyor. ellerim titriyor. cihangir'in de... ilk kez gözlerinde yaş görüyorum. sigara içmek istiyorum. "iç" diyor. aortta tümor. kötü. çok kötü. "ama sualp de bakmalı.." ağlıyorum. çok ağlıyorum. bütün yolu ağlıyorum. bütün geceyi. rüyalarımı ağlıyorum. sabahı ağlıyorum. ağlamakla iyileşmiyor ki.. uyanıyorum gözlerim iki ceviz tanesi. buz basıyorum gözlerime. arabaya binip babama gidiyorum. "doktora gitmelisin" diyorum. suratı asık. "hayır!" diyor. sağlam eliyle işaret ediyor, oturuyorum. hiç ağlamıyorum. "ne bu halin ağladın mı ?" diyor. "hayır ağlamadım. polen alerjim var." diyorum. gülüyor. "piçsin!" diyor. "yok 65'te yasa çıktı ya, aldın beni nüfusuna." diyorum. gülümsüyor. ama sesi soğuk bana, yüzü asık. bakıyor. kırık, kırgın. içi titremiyor konuşurken. "senin neyin var ? dış kapı mandalı gibi bakıyorsun yüzüme..", "evlenmişsin..", "evlenmedim..", "oğlun varmış..", " oğlum moğlum yok. köpek o. adı oğlan..", "anan mı uyduruyor evlendi diye?", "halil amca'dan duyduysan, evet..", "hala zevahir peşinde desene..", "öyle..", "cinsi ne oğlanın?", "dalmaçyalı..", "kaç yaşında..", "beş.." kapıya doğru eğilip, bağırıyor: "fethiii ustaa! demedim mi sana evlenmez, var bunda bir hata diye. gel, gel de dinle! köpekmiş...", çok gülüyorlar kendi hallerine. "bi köpek için küfrettim çocuğa.." diyor, babam. gülüyoruz birlikte. yüzü ısınıyor. gülümseyerek bakıyor yüzüme artık. o gün bana sarılıyor bile.

    sonrası malûm. onbeş gün sürüyor yolculuğumuz.
    allahın sevgili kuluymuş, diyorlar; yakınlarım, eski kayıplılar, yeni yakalananlar.
    ama... gün geçiyor, yıl geçiyor, ölüm bile eskiyor.
    elde kalan, ne zaman, nerede, nasıl kendini hatırlatacağı belli olmayan artçı acılar.
  • öğrenildiği anda kısa bir şok geçirilir. ilk yapılan kendine teselli vermektir. ikincisi ise anneyi teselli etmektir.
    - tıp çok ilerledi. tedavisi var.
    - internetten alternatif tedaviler araştıralım.
    şeklinde konuşmalar geçer. kemoterapi dönemine kadar en iyi, en muhteşem evlat olmaya çalışırsınız. kendinizi düşünmek en son yapacağınız şeydir. baba eve çıkmak ister. siz de eve gelsin isterseniz ama hastanede kalmalıdır, sağlığına kavuşmalıdır. bir gün eve gelir. çocuklarını özlemiştir.
    ve o son gelişi olur. 2 gün sonra hastane koridorunda kendinizi ağlarken bulursunuz.
  • hiç olmaması gereken bir şeyin hiç olmaması gereken bir zamanda vuku bulmasıdır. hep güvendiğiniz, yanınızda olacağını sandığınız, desteğiniz olan kişi ölüme adım adım yaklaşmaktadır. inanamazsınız önce, benim babama olamaz bu dersiniz, hele ki yaşınız daha erginliğe ulaşmamışsa * olanlar oyun gibi, geçici bir kriz gibi gelir. ama tedavi başlayıp babanız haftanın beş günü tedavi için şehir dışında olunca yavaş yavaş idrak edersiniz olayın ciddiyetini. etrafınızdakileri, hatta kendinizi bile daha fazla üzmemek için saklarsınız tüm acınızı, ağlamayı yasaklarsınız kendinize. her şey geçecek, geçecek, geçmeli dersiniz. babanızın size söylemediği ama her gün yaşamak zorunda kaldığı acıları sizden sakladığını, hala sizi korumaya çalıştığını düşünmemeye çalışırsınız. hayatınıza devam etmeye çalışırsınız yapmacık da olsa. sonunda babanız döner, her şey geçti der ve o zaman çektiğiniz tüm üzüntüleri unutur daha bir sıkı sarılırsınız ona, biliyordum dersiniz, sana bişey olmaz benim aslan babam.
  • halanin kanser oldugunu ogrenmenin daha agir bir sekli oldugunu dusundugum eylem. yalniz siz buyuk ihtimalle benim halaminkileri kestigim gibi onun upuzun sapsari guzelim saclarini kesmek zorunda kalmayabilirsiniz (bkz: kemoterapi) ama yine de onun hergun gozunuzun onunde eridigini goreceksiniz. ama ama belki de gormek istemeyeceksiniz. belki de daha yeni geldiginiz bu sehirde kitapcilari tavaf edecek derdinize derman arayacaksiniz. belki de aciniz sizi size hapsedecek yetmeyecek gucunuz kelimelere dokmeye. belki de kendinizi derslerinize ya da isinize adayacaksiniz. belki de saatlerce stadyumun ust basamaklarinda oturup ruzgarin sacinizla oynamasini bekleyeceksiniz. belki de bunlari yazmayi dusuneceksiniz ama aklinizdan gecen sozcukler kagida ya da sanal ortama dokulmeden once gece yastiginiza dokulecek. belki de siz guclu gorunmek isteyeceksiniz hatta sadece dusta aglayacaksiniz ari sulara tuzlu sular katarak. ama belki de guclu gorunmek icin o kadar cabalayacaksiniz ki aglamak icin gucunuz kalmayacak. belki de yillar ancak yillar sonra onun icin aglayacaksiniz aglamak akliniza gelecek birdenbire oylesine. iste belki de bunlar olabilir. ha bir de terapinin ilk seansinda hemsire bi salaklik yapip sizi butun gece uykusuz birakabilir butun gece buz tutarsiniz koluna bi sii olacak mi (tabii ki birsey olacak ama yilmazsiniz gittigi yere kadar) diye sabaha kadar. ilk kemo paketi bittikten sonra ah iyi gorunuyorsun diyeceksiniz ama bu da oyunun bir parcasidir. vucut cok yorulmustur cok dikkatli olmak gerekir. acaba ikinci bi kemoya gerek var mi derken bir bakmissiniz kanser kendini degistirmistir baska birsey olmustur ama ilkelerinden birsey kaybetmemistir. son bellidir. belli olmayan sizin o zaman geldiginde yaninda olup olmayacaginizdir ya da baska kimler olacagidir ya da cok aci cekip cekmeyecegidir. sevdiklerine haber ucar hemen hani bi gelsen gorsen iyi olur belki derler. artik o her an olabilir ama siz her an yaninda olamayabilirsiniz. yasam icin gerekli ve yeterli kosullari yerine getirmeye calisiyor calismaya cabaliyor olabilirsiniz di mi onun boyle olmasini isteyecegini dusunerek belki de. sonra kendi paranizi kazanmaya basladiginiz is guc sahibi oldugunuzda gucunuzun yettigi kadar kanserle mucadele calismalari yapan kurumlara bagista bulunmak isteyebilirsiniz.
  • (bkz: big fish)
  • rol yapmayı da öğrenmek mecburiyetini beraberinde getirir
  • çocuklugumdan beri düşüncesine bile tahammül edemediğim olgudur...

    (bkz: cocukken anne babanın olecegini dusunup aglamak)
    (bkz: sevdiklerinden önce ölmek istemek)