şükela:  tümü | bugün
  • asıl kahredecek olan babanın hayata küsmesidir. yoksa, size küsse de nasılsa bir şekilde gönlü alınır.
  • sevgilinizle birlikteliğiniz yüzünden küsmüştür size. başlarda nasılsa barışıcaz dersiniz ama zaman geçmekte, zaman hiç bi şeyi değiştirmemekte... facebookunda yüzdeyüz kendi çocukluğunuza gönderme yapan fotolarını, viedolarını beğendiğinizde veya yorum yaptığınızda yorumlarınızı ve beğenilerinizi siler, sanki hiç olmamışsınız gibi. havada asılı kalırsınız, babanız sizi terk ettiğinde...
  • amcanın küsmesiyle kafa kafaya yarışır.

    hepsi ayrı dert, hepsi. neyse ki görünce dayanamıyor keratalar.
  • "orta 1’deydim. zor bir liseydi bizimki. dersler ağırdı, koridorlarda rahibeler dolaşırdı.
    bazısı aydınlık yüzüyle bakar, "guten morgen" der, yanından geçer, bazısı ise önce şöyle bir formanı süzer, neyin eksik neyin tamam diye kontrol eder, çorabın düşük, saçın salkım saçaksa sertçe uyarırdı.

    korkardık, çekinirdik. okulun taş merdivenlerinde koşuştururken, birden piyon gibi sıraya dizilip veziri bekliyorsak, yaklaşan rahibenin beline astığı anahtarların şangırtısını duyduğumuz içindi.

    sonra, hatırlamıyorum neden, 30 kişilik sınıfımızda, 1b’de, bir tek ben, bir başıma, tarihten ikmale kaldım. haylazlıktan mıydı ya da sevmiyor muydu beni acaba? bilmem. hocanın ismini bile hatırlayamadığıma göre, ben de onu sindirmemişim içime.

    bütün bir yazı aylaklıkla geçirdim. nasılsa tek dersti.

    yazlığın balkonunda otururken, yalandan kitabı elime alıyor, altını çiziyormuş gibi yapıyordum. dandanakan savaşı’na, selçuklular’a, gazneliler’e öfkeli öfkeli yazlığın marketinde paket paket çekirdek yiyordum.

    "başkentimiz de bir zamanlar bursa’ymış" diye atıp tutuyordum.

    ikmale bir hafta kala, babam "n’aber paron, ne durumdasın?" dedi.
    "tabii tabii çok iyi durumdayım, az kaldı" dedim.
    "gel bakalım" dedi.

    kitabı eline aldı, sorduğu sorulara boş boş bakıp bir şeyler geveliyordum.
    sonunda dayanamayıp, "1071’de olanlardan bize ne?" dedim ve kitabı kafama yedim. babam çok kızmıştı.
    bizim evde "laubalilik" yasaktı. "bunların öğreteceği tarihten ne cacık olur bilmem ama sen böyle laubali davranamazsın" diye bağırıyordu.

    ve bana küstü. günlerce.

    o günlerde hep tarih hocasını öldürmek istedim.
    beni ikmale bıraktığı için değil, babamı bana küstürdüğü için.
    çünkü anne küsmesine benzemez babaların küsmesi.
    anneler nasılsa dokuz ay karnında taşıma sertifikasını seninle paylaştığı için, o dokuz aya ve hatta küsuratı 10 güne sığınır, anneni barıştırırsın bir şekilde. "anne ya!" dersin, "ya denmez anneye" der, iki masayı toplarsın, üç bulaşıklara yardım edersin, barışırsın.

    ama baba küsmesi karanlıktır.
    "maddeler halinde babanızın küsmesi size ne yaptı?" diye sorsalar, "galiba yapraklarım döküldü, galiba gözümün feri söndü, keşke barışsa ama zor" yazarsın.

    ağlayarak okudum hakim olacakken, olamayan ve intihar eden didem yaylalı’nın ev arkadaşı evrim ortakçı’nın röportajını.

    tek bir soru, tek bir yanıt.
    "annesine-babasına nasıl açıkladı bu durumu?
    açıklayamadı. onlar da şok oldu. önce ne tepki vereceklerini bilemediler. babası küstü."
    babası küsmüş didem’e.
    gerçi bir hafta sonra barışmış ama. olmaz işte.
    demiyorum ki, "babası küstü diye intihar etti," ama…

    ama’dan sonra söyleyeceklerim ama’dan önce söyleyeceklerimi silmesin diye, baştan kuracağım cümlelerimi.
    babası küsen çocuklar zor toparlar.
    bazı babalar ancak susunca konuştuğuna inanır.
    babanın sustuğu her kelime çocuğun içinde gürültüye döner.
    babası konuşmayan çocuklar sağır dilsiz olur.
    babası bir adım atsa ona koşacak çocuklar, çok beklerse geri viteste kalır, gider kendi boşluğuna düşer.
    teselli olsun diye annesi sarılsa da küsülen çocuklar annelerinin omzunun üstünden babasına bakar, hani bir göz teması yok eder ya mesafeyi.

    diyeceğim o’dur ki;
    kendi alnını çocuğunun başına yaslamayan babalar olmayın. yaslayın.
    o yetiştirdiğiniz evladın aklından neler geçiyor bir de ondan dinleyin.
    boyunuz çok mu uzun?
    kırın dizlerinizi inin onun hizasına. bir de onun boyundan bakın etrafa.
    sevgilisi, öğretmeni, amiri her kim ki ona "git" dediyse, siz başınızdan defetmeyin.
    çocukların gideceği hiçbir yer, sığınacakları tek bir liman yok sizden başka.
    yeter ki siz ilk ya da son göz ağrınızı terketmeyin.
    çünkü; biz kaç yaşına gelirsek gelelim (ölmüş bile olsalar) en çok babalarımızı dinleriz.
    bugün dinlemiyor gözükür, yarın "babamız haklıymış" deriz. sabrederseniz, duyarsınız.

    bizim notumuzu kırın, ama kanaat kullanın. nitekim biz de babalarımızı hep kanaat notuyla tutarız kalbimizde.
    bakın fişekler, plastik mermiler uçuyor havada.
    polis kimin çocuğu, kimin ilk göz ağrısı, kimin kalp sızısı bilmeden isabet alıyor çocuklarınızı.
    bari siz çocuğunuza isabet almayın.

    ricam şudur ki:
    bir saat, bir gün, bir dakika, bir hafta. farketmez. küsmeyin çocuklarınıza."

    http://www.hthayat.com/…r/elif-key/1016333-kusmeyin
  • bu yaşta başıma bunlar da mı gelecekti diye düşünmeme yol açmış, bu küslüğü bitirmek için ne yapmam gerektiğini bilemediğim durum.
  • evlilik dışı yaşadığım ilişkideki kızı tanıştırmak ve torunu olacağını haber vermek için gittiğimde küsen adamdır.
    3 ay konuşmadığı için torunu olacağını da haliyle öğrenememiştir. ben de "sen bilirsin acımasızlığına" bürünmüşümdür.

    hala kabullenemediği gibi, katılacağımız düğün organizasyonu yüzünden kendince yelkenleri indirmek zorunda kalmıştır.
  • sözlüğün forum olma sürecine bir katkı da ben yapayım.

    sözlük yüzünden babam bana küstü. az önce gündemi takip etmek için sözlükte takılırken babam yanıma geldi. kendisinden hiç beklenmeyecek şekilde benimle muhabbete başladı. iş durumu, siyaset spor falan. soldaki başlıklar üzerinden muhabbet ediyoruz sürekli.

    birden mesaj kutumun yeşillendiğini gördüm. baba mesaj geldi dedim. bana aç da bakalım demez mi. sonra ben bakarım dedim ve adamcağız bana küstü ve odayı terketti. tam da baba-oğul tartışmanın hazzını yaşıyordum. biz buradan başlar sabaha kadar diyalektik materyalizmden çıkardık. olmadı sözlük be yine başaramadım. babamı küstürdüm. tekrar gönlünü almam için ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.

    formatı s*ktiğim için üzgünüm. siz küsmeyin bana.
  • günün birinde arabada dinlemek için bi liste verirse size belleğe atmanız için, gülmeyin arkadaşım. küsüyorlar.. adam o kadar özenmiş liste yapmış niye güleyim, valla gülmedim lan, hafif tebessüm belki

    2 saattir çaylar kahveler donattım masasını ama ıı ıhhh geçmiyor tribi. adam atarlı angara fanı çıktı rıza baba

    la senin kızının adının leyla, nasıl içine siniyor da bastırıyon paraları leyla' ya.. nesrin ve hüseyin "düyetine" hiç girmiyorum.

    mevzu bahis liste
  • babanın çekilmez bir insana dönüşmesidir. hoşuna gitmeyen bir konu konuşulduğunda sesini yükseltip de "kapat o konuyu!" dediği halde konu kapatılmadığı için aklınca tavır aldığını zanneder. problemleri çözmek yerine raflara kaldırmaya alıştığından bunun tersi yapıldığında zoruna gider. dediğinin olmasına alışmıştır. aksinin ifade edilmesi küsmesi için yeterli bir sebeptir.

    dolapta yeni pişmiş yemek olduğu halde bütün öğünlerde kahvaltılık malzemelerden yer. evde suratı beş karış gezer. gerekmedikçe konuşmaz. hatta gerekse bile konuşmadığı olur. ne zaman ki annem "gerginlik devam etmesin!" diyerek onunla konuşup bir orta yol bulmaya çalışır o zaman yavaş yavaş "normal" hallerine geri döner. ben annem gibi değilim ama. "haksızsa haksızlığını bilecek!" derim. ama o bilmez. el alemin mutluluğu için bizi mutsuz eder, huzursuz eder. iş işten geçtikten sonra anlar belki, o da belki.

    anneme küstüyse ve ben fikrimi ifade ediyorsam (muhtemelen haksız olduğunu söylüyorumdur.) "anne ile babanın arasına girilmez!" der. adeta "sen kim oluyorsun da bizim ilişkimize karışıyorsun!" demiş kadar olur. (nedense diğer zamanlarda da aile danışmanı olmamdan pek memnun olduğunu ifade eder.) bu tavrı, ikimiz arasında bir gerginlik oluşmasına da neden olur pek tabii. "bir insanın sevgisini gergin bir ortam olduğundaki davranışlarından anlarsın." derim hep. seven insan kıyamaz. babam küsmezken hep sevdiğini söyler, küsünce de nedense sevgisini çöpe atar.

    "bazen" diyorum, "annem babamla baş edebilecek kadar güçlü bir kadın olsaydı ya da babam baş edilmeye ihtiyaç duyulmayacak bir adam olsaydı hayatımız nasıl şekillenirdi acaba?" belki ben bu kadar yorulmak zorunda kalmazdım. belki enerjimin bir kısmını ona haksız olduğunu anlatmak, kendimi anlatmak ya da annemi korumak için kullanmak yerine başka başka şeyler için kullanırdım. belki hayata daha umutlu bakardım. "evlenmek istemiyorum!" demezdim belki. "aramızdaki ilişki her seferinde daha da güzelleşiyor." diye düşünürken her seferinde hayal kırıklığına uğramazdım.

    işte özellikle bu zamanlarda alıp başımı gidesim geliyor. "bir veda mektubu yazsam" diyorum, bilinmeyene doğru gitsem, daha da geri dönmesem. "senin yüzünden," desem, "bana verdiğin bütün acılardan dolayı gidiyorum." o zaman bile "ben sana ne yaptım ki?" der herhalde. peki ya bir şeyin kıymetinin bilinmesi için onun yok olması mı gerekir?

    babam küsmeseydi biz yine uzun uzun kahvaltı yapacaktık ve meselelerimizi konuşacaktık. "bugün anneme bisiklet öğretelim!" diyecektim. sonra "beraber araba sürelim." de diyecektim. yenice kendi kendime yaptığım kitaplığın açılışına davet edecektim onları. (kitaplarımı da doldurdum, öyle güzel oldu ki.) kurdele kesecektik hatta. açılışta onlara kahve ikram edecektim, belki yanında da ceviz ile üzüm pestili. bugün bunların hiçbirini yapmadık. yarın da yapmayacağız, öbürsü gün de.