şükela:  tümü | bugün
  • mehmet akif'in en yakin dostlarindan olan ahmed naim, kütüb-ü sitte'nin ilk cildi olan sahih-i buhari'nin mütercimi, islam ahlakinin esaslari ve islamda kavmiyetcilik yoktur isimli eserlerin müellifidir.
    dursun gürlek'in yazdigi kubbealti ne$riyattan yayinlanan ayakli kütüphaneler isimli eserden ögrendigimiz $u anekdotu da aktarmakta fayda var.
    meclis-i mebusan'da balikesir milletvekili olan babanzade ahmed naim'e, meclis başkanı hamdullah suphi tanrıöver yoklama esnasinda mûziplik maksadı ile arap hurûfatında aralarında sadece bir nokta fark olan "be" ve "ye" harflerinin tahrir kurbiyetinden ötürü babanzâde yerine "yabanzâde" diye seslenir. cevap gecikmez: "babandir".

    not: detaya dair verdiği malumattan ötürü kalenderinde tesekkür ederim.
  • 1934'te vefat etmiş, dar ul fünunda 22 sene profesörlük yapmıştır.
  • türkiye cumhuriyetinin ilk kuruluş dönemlerinde bu islam kaynaklarını türkçeye çevirme isteğinin oluştuğu dönemde tıpkı akifin meal, elmalılının kuran tefsiri çalışması gibi, buhariyide bu değerli müellife çevirtmişler.(aslında çevirdiği kitap zebidi diye adamın buhariyi ihtisar edip yazdığı tecrit-i sarih denilen bir kitap,ama ilk bakışta buharinin sahihi gibi geliyor) geniş hal tercümesini aşağıya alıntılayayım.

    babanzade ahmet naim

    bağdat mektupçularından mustafa zihni paşa’nın oğlu olan babanzâde ahmet naim, 1872 yılında bağdat’ta doğdu. son devrin hem felsefe, hem dini ilimler sahasında en kapasiteli alimlerinden olan naim efendi, bağdat rüştiyesi’ni bitirdikten sonra istanbul’a geldi. sırasıyla galatasaray sultanisi, ardından mülkiye mektebi’ni bitirdikten sonra aynı yıl 1894 hariciye nezareti (dışişleri bakanlığı) tercüme kaleminde çalışmaya başladı.
    aynı zamanda mektep tahsilinin yanında medreselerde okutulan islami bilgileri de tamamlayarak arapçasını da ilerletti.
    maarif nezareti (milli eğitim bakanlığı) tedrisat müdürlüğü de yapan ahmet naim, mezun olduğu galatasaray lisesi’nde arapça derslerine girdi. daha sonra milli eğitim bakanlığı tercüme dairesi azalığına (üyeliğine) getirildi. orada çok ciddi çalışmalarda bulundu.
    bu görevin ardından darulfünun edebiyat fakültesi’nde müderrisliğe (profesörlüğe) başladı. burada, felsefe, psikoloji, ahlak, mantık, metafizik (ilmi mabadet, tabia) derslerini okuttu. bir ara buranın rektörlüğünü (umum müdürlük) de yürüttü. daha sonra bazı arkadaşlarıyla birlikte okula alınmayarak, emekliye ayrılmak zorunda bırakıldı.
    13 ağustos 1934 tarihinde sabah namazını kılarken secdede vefat etti. edirne kapı mezarlığı’na defnedildi.

    buhari tercümesi ve ahmet naim bey
    türkiye büyük millet meclisi’nde 21 şubat 1925 tarihinde diyanet işleri reisliği bütçesi görüşülürken ilmiyeden eskişehir mebusu abdullah azmi efendi 53 arkadaşının imzasıyla bir önerge sunmasının üzerine gerek kur’an-ı kerim’in ve gerekse islami eserlerin türkçe’ye tercümesine karar verilir.
    bu kararın akabinde diyanet reisi ahmet hamdi aksekili bu işi yürütecek ehil insanları tesbite çalışır. uzun bir uğraşı neticesinde kur’an mealini mehmet akif ersoy’a verirler. buhari’nin tercümesini de babanzâde ahmet naim bey’e tevdi ederler.
    babanzâde ahmet bey, buhari’nin iki cildini bitirip üçüncü cildinin müsvettesini tamamlamıştı ki, ömrü kafi gelmedi. bayrağı kamil miras devraldı. tamamlanan buhari tercümesi, “tecrid-i sarih” olarak 12 cilt ve bir de fihrist olarak hizmete sunuldu.
    özellikle ilk ciltteki hadis –usul- hakkında yazmış olduğu geniş malumat takdire şayandır.
  • şehbenderzade filibeli ahmed hilmi bey gibi babanzade ahmed naim bey de galatasaray mezunu bir islamcıdır. özellikle ırkçılık mevzusuna karşı yazdığı yazılarla etkili olan ahmed naim bey bir sabah namazı esnasında seccade'de vefat etmiştir.

    bunun üzerine elmalılı hamdi efendi şöyle der;

    verdi ser hamdi bu tarihe cihan
    secdeden gitti hüda'ya naim
  • cumhuriyet döneminde devlet desteğiyle yayımlanan buhari ve tecrid-i sarih tercemesi hadis alanında bugün hala ulaşamadığımız bir kalitededir.alim-aydın şizofrenyasına dair belirtileri üzerinde izleyebildiğimiz adamlardan denebilir.
  • fethullah gülen ünlü kitabı ruhumuzun heykelini dikerkende imân ve aksiyon kahramanları olarak gördüğü 8 isim(necib fâzıl'la beraber 9 da olabilir, hatırlayamadım şimdi) sıralar ve hayatlarına değinip ideal nesil olarak kavramsallaşdırırken işâret etdiği gençliğe örnek olarak onları:

    1. şehbenderzâde filibeli ahmed hilmi
    2. bâbânzâde ahmed nâim
    3. mehmed âkif
    4. ferid kâm
    5. nureddîn topçu
    6. elmalılı hamdi yazır
    7. şeyhulislam mustafa sabrî efendi
    8. bediîüzzaman saîd nursî

    işte buradaki isimlerin hepsi okunmadan, hazmedilmeden, tedkîk edilmeden, kendileri ve eserleri üzerine tahliller-münâzaralar, sempozyumlar yapılmadan bu ülkede geçmişden bugüne dinde, cemiyetde, dünyâda müslümanlar, türkiye nerede durmalı, nasıl bir fonksiyon edâ etmeli, kendimizi müslüman olarak dünyâya ve âhirete nasıl hizmete koşmalıyız-koşabilir miyiz, biz kimiz, geçmişimiz ne, geleceğimiz nasıl olacak, gelecek inşâ edebilir mi müslümanlar vs vs..sorularının hiçbirine ama hiçbirine cevab bulunamayacakdır.
  • babanzâde ahmet nâim bey, imparatorluk'tan cunhuröyete gecis devrinde yasamis önemli bir öğretmen, hoca, münevver, muâllim, âlim ve mütefekkirdir.

    galatasaray lisesi'ni ve mülkiye mekteplerini bitirmiş. hem dinî ilimlere, hem de sosyal bilimlere hâkim; arapça, farsça ve fransızca’ya ziyâdesiyle vâkıf, galatasaray lisesi’nde ve darülfünûn’da ders vermiş.
    merhûm mehmet âkif ersoy'un, ilmine güvendiği en yakın arkadaşlarından da biriymis. 1933 üniversite reformunda birçok "müslüman" aydın gibi, o da tasfiye edilmiş...

    merhûm babanzade’nin ilk vasfı; türkçe, arapça, farsça ve islâmî ilimlerdeki yetkinliğidir.
    devrinde arapça’yı literatürüyle, gırameriyle, mânasıyla en iyi bilen aydınlardan biri olduğu söyleniyor. nitekim arap edebiyatından yaptığı tercümeler ve ancak 3 cildini tamamlayabildiği "sahih-i buhari muhtasarı ve tecrid-i sarih" tercümesi ile “mukaddime”si bunu gösteriyor…

    ikinci hususiyeti; fransızca’yi ve batı felsefesini hıfzetmiş olmasıdır.
    darülfünûn’da felsefe dersleri verecek kadar, felsefeye dair araştırma ve tercümeleriyle de tanınacak kadar konuya hâkimdir babanzâde ahmet nâim bey.
    cumhuriyetin ilk yıllarında, okullarımızda ve üniversitede islâm felsefesini savunan, islâm düşünce geleneğinden kopuşa şiddetle direnen nâdir felsefecilerden imiş.

    hâsıl-ı kelâm;
    babanzâde ahmet nâim bey, batı fikir ve telakkîsinin, islâmî algıda ve dahi yurdumuz, milletimiz üzerinde yapacağı tahribâtı öngörebilen, durumun vehâmetinin ilk farkına varabilen, osmanlı bekâsı ve türkiye cumhuriyeti'nin az sayıdaki aydınlarındandı. ne yazık ki, dinleyen, ciddiye alan, değer veren olmamış. cumhuriyetimizin en büyük zaâfı da budur zâten...

    babanzâde ahmet nâim bey bize, müslümanların "müslüman" gibi düşünmeleri ve yaşamaları gerektiğini anlatmaya, öğretmeye çabalamis. çünkü kavramlarını kaybeden bir milletin, düşüncesini ve inancını da kaybedeceğini biliyordu.
    biz ise anlayamadık, öğrenemedik.
  • turan'da yaşayan türkleri müslüman saymayan, semerkand ve buhara gibi merkezleri islam kapsamına almayarak ittihad-ı islam'a varacağını zanneden düşünür.

    "...sizin etbanız türklüğü mü çok sevecek? yoksa islamiyet'i mi? her ikisini aynı derecede sevsin derseniz olmaz. çünkü bir gaye, gaye olabilmek için aşk derecesinde sevilmelidir. elbette tasdik edersiniz ki aşk inkısam ve tecezzi kabul etmez. iki gaye takip eden kimse mutlaka birini daha ulvi bir gaye ittihaz ettikten sonra diğerini onun içinde eritecek, kaynatacak ve iki gayeden dün olanı en ulvi tanıdığı gayeye olan alakası nispetinde sevecektir. yani birine olan muhabbeti diğerinin hatırı için olacak.

    öyle ise allah rızası için, türklerin yüzünü kabe'den turan'a çevirmekten vazgeçiniz. her iki tarafa bakmayı kimseye tavsiye etmeyiniz. zira yönler bir diğerine zıttır. aynı anda her ikisi birden görülemez. türkler ya kâbe’ye dönüp turan’ı arkada bırakacaklar, ya turan’a bakıp kâbe’yi unutacaklar. gah birine gah diğerine bakanlar ise "muzebzebine beyne zalike, la ilahi haulai ve la ila haulai" zümresine dahil olacaklardır.

    cengiz'in yasasını bilmek, ilhan'ın yurdunu tanımak, altın ordu'yu anmak bize lazım değil. mazideki işrak ile tefahir edilmez. bize şer-i muhammedi'yi, islam yurdunu, mücahidin-i islam'ı bilmek, tanımak lazım. şeref-i islam'a karşı şeref-i cinsiyet kale bile alınmaz."

    ("islam'da dava-yı kavmiyet", sebilü'r-reşad, nisan 1330, sayfa: 115-188)