şükela:  tümü | bugün
  • başkalarının babalarıyla ilişkilerini gördüğün andır. buraya duygusal entry girmek istemiyordum ama görünce dayanamadım.

    annemle babam ben 4 yaşındayken boşanmışlar. benim babamı tanımaya fırsatım olmadı çünkü hiç görüşmedik ve böyle bir çabaya girmedi. anlatılanlara göre çok tanınması gereken bir insan değil zaten, aklımda bir kaç anı var ve pek parlak değil. zaten 4 yaşında olan bir olayı hatırlamak için ya çok iyi ya da çok kötü olması lazım, ne yazık ki benim anılarım ikinci türden.

    baba tanımı hiç bir şekilde oturmadı bende. hatta baba kelimesini kendi ağzımdan duyunca hep çok eğreti geldi. otorite, şefkat gibi kavramları çağrıştırsada tamamen kavrayamadım. hiçbir zaman bu duruma çok üzülmedim çünkü baba kavramını beni küçükken terkeden insan olarak hatırlamaktansa böyle kalmasını yeğlerim.

    lisede sabah babasının arabasından gülüşerek mutlu inen, tatile babasıyla gelen, tavlayı kağıt oyunlarını babasından öğrendiği için çok iyi bilen, mezuniyete babasının koluna girerek gelen, bir olay olduğu zaman arkasında şüphesizce güvenebileceği bir insan olduğundan kendinden emin kızları gördüğümde içim ezildi. bunlar çoğaltılabilir örnekler ama beni 4 yaşında terkeden adamın yeni kızının her anını fotoğrafladığını ve üstüne titrediğini görünce çok canım acıdı.
  • 13 yaşındaki yeğenimin babalar gününde sabah erkenden kalkıp odasında babası için saygı duruşunda beklediği andır.
  • lise 2 ye giderken annemi kaybetmistik ve okula bir sure devam edememistim. okula tekrar basladigimda yeni gelen ogretmen sirasiyla ayaga kalkip babalarimizin ne is yaptigini soylememizi istedi. kan ter icinde cumleyi nasil soyleyecegimi dusunurken sira bana geldi ve ben vefat etti dedim. ogretmen buyuk bir saskinlikla kizim senin annen olmemismiydi dedi.bende babami 7 sene once kaybettigimi soyledim. 45 kisilik bir sinifta herkesin bana attigi o acima bakisini hala unutamiyorum. o gun varolmamak istemistim. herseye bir sekilde alisiyorsunuz. ama yokluklarini itiraf etmek kadar uzeni azdir.
  • öz babanızın, üvey kardeşiniz koltuğun kenarında oynarken ha düştü ha düşecek diye hop oturup hop kalktığını gördüğünüz zamanlardır.
    (hele ki 17 yaşına kadar sadece bayramlarda görebildiğiniz (o da denk gelirse dede evinde falan) bir baba...)
  • birçok örnekle açıklanabilecek andır ki;
    çoğunlukla baba olunduğunda su yüzüne vuran anlardır,

    zira belki çocuklukta da,
    sünnetinizde olmayan baba,
    ilkokul mezuniyetinize gelemeyen baba,
    dersleri-sınavları soramayan baba,
    size karne hediyesi bisiklet alamayan baba,
    lisesinizi-üniversitenizi göremeyen baba,
    düğününüzde-derneğinizde gelin edemeyen güvey edemeyen baba örnekleri vardır, yaşanır ,
    çoğalır gider, belki
    ama sanki en ezildiğiniz, hep ezildiğiniz an, kendi çocuğunuzu kuvözünde ağzı yüzü şiş, mosmor gördüğünüz andır, ama sanki.
  • şimdi halen var mı bilmem lise zamanı her dönem başında ilk defa sınıfın dersine giren öğretmenler bugün ders yok önce tanışalım hadi bakalım sırayla adın soyadın nerelisin vs baban ne iş yapıyor diye sorarlardı. sınıfta da babası ölmüş tek öğrenci olunca isyan ettirirdi bu durum. aranızda bir sürü öğretmen var öğretmen olacaklar var dikkat edin böyle şeylere.
  • en kötülerinden biri de, lisede okurken derse giren her yeni hocanin, hadi bakalim ilk dersimiz de tanışalım arkadaşlar, herkes adini soyadini mezun oldugu okulu bi de babasinin meslegini soylesin, demesiyle sira bana gelince yuzume ates basmasina neden olan ne diyecegimi bilemedigim andir. babam yok mu desem öldü mu desem vefat etti mi desem yoksa gercekten olmeden onceki meslegini soyleyip otursam mi bilemezdim. zaten butun sinif seni izliyordur, agzindan ne cikacagina bakip dururlar hoca desen karsinda siritir neden boyle birseyi sorar anlamam ki sanene arkadas benim babanin mesleginden isinden gucunden sen dersini anlatmaya bak bir de hemen hemen butun hepsi anlasmis gibi ayni seyi sorarlar. en mantiklisi olmeden onceki meslegini soyleyip oturmaktir ama o da insanin icine sinmez zaten arkadaslarinin bazilari biliyordur durumu boyle soyleyince onlarin yuzune nasil bakacaksin sonra bi de onun sikntisi mevcuttur. yani bombok bir durumdur..
  • allaha şükür ki babam yaşıyor ama konuyla ilgili bir arkadaşımın lafını hiç unutmam elemanın babası kendisi daha 8 yaşındayken vefat etmişti ve aynen şöyle derdi "anne yürektir oğlum, yüreğin acır annen olmayınca yaşayamazssın, ama baba iskelettir, iskeletin eksik olunca ayakta zor durursun" benim arkadaş için babasızlında en ezildiği an o sözü söylediği andır.
  • doğduktan bir ay sonra babasını kaybetmiş daha doğrusu hiç bulamamış birisi olarak hiç hissetmedigim andır. çünkü annem sağ olsun bi gün hissettirmedi eksikliği. biz hep tamdık ona göre. yetimdim hep birilerine göre anneme göre ise yetiyorduk birbirimize. bi söz okumuştum tam hatırlamıyorum ama söyle birşeydi ya babası olacak insanın ya da baba olacak insan bu ikisi arası yetimliktir diye.az kaldı 6 ay sonra yetimlik bitiyor.
  • benim için sanırım her an. en azından şu sıralar.

    hiç umrumda değil özgürlük. evet rahat büyüdüm belki ama keşke bir babam olsaydı başımda, sıçsaydı ağzıma oturtsaydı beni evimde. öyle çok da değil arada bir oturup konuşsaydı benimle, akıl verseydi bana. saçımı okşayıp kızım dese bile yeterdi.

    baba kız diyalogları başlığını okuyorum bazen. hayal ediyorum yazılanları ve o kadar şaşırıyorum ki, insanların hayatında 'baba' diye ayrı bir şey varmış. nasıl anlatsam, anneden ayrı bir şey işte yahu. ama anne gibi. ama daha farklı, garip. benim beynimde, anılarımda böyle bir şey olmadığını fark ettim. ve işin daha garip yanı bu 'baba' bir erkek ve size şefkat gösteriyor, sizi koruyor, sizi seviyor, ağzından sevgi sözcükleri çıkıyor ve size sarılıyor bazen, öpüyor. o kadar uzak ki benim için anlatamam.

    madem bu kadar uzak, neden eksikliğini duyuyorum? hiç cevap veremedim buna. ama çocukken en çok arkadaşımın evine gittiğimde babasını görünce garipserdim, babalarını öperlerdi, şakalaşırlardı ne bileyim üzülmek de değil tam. safi, katıksız bir boşluk gibi. sınıfta da anne babası boşanmış diye vebalı muamelesi yaparlardı bana. ben acıların çocuğu olmaya mahkummuşum gibi. ne alaka be? ben takmıyordum ki o zamanlar. çocuk aklı, oyun gibi geliyor.

    ama sonra ne zaman ki gördüm o imalı bakışları, annemin ablamın üzerinde dolaşan; ağızlardan tıslama gibi çıkan imalı lafları duydum işte o zaman nefretle doldu içim. bütün akrabalarıma, bütün komşularımıza sizin ağzınıza sıçayım orospu çocukları demek istedim. ama diyemedim. onun yerine herkesle ama herkesle irtibatı kopardık. birbirimizden başka kimsemiz kalmadı. üzülüyor muyum? aslında hayır. ama ne bileyim insan istiyor bazen "babam halleder ya" demeyi ya da "dur amcamdan bir rica edeyim", "dayıma bir danışayım, tanıdığı varsa" demeyi, diyebilmeyi. başkasına güvenip rahat olmayı istiyor insan bazen, hiçbir şey yapmayacak olsa bile.

    bir de tabii, ataerkil toplumdayız malum. babanız yoksa açık hedefsiniz artık. insanların saygısızlaşabileceğine şahit oluyorsunuz. sizinle konuşan gözlerdeki soru işaretlerini görüyorsunuz, saklayamadıkları pisliklerini. hiç görmemiş allahın belaları kendi işini kendi gören kadın. ha bir de, matkap kullanmayı ampul değiştirmeyi kalorifer suyu boşaltmayı ne bileyim çivi çakmayı filan öğreniyorsunuz mecbur. bu bir avantaj tabii :)

    çok uzattım kusura bakmayın. içimi dökmek istedim yanlış anlaşılmasın. babamız yok diye laklak ettiğimden değil de, anlatacak kimseyi bulamayınca insan dökülüyor bulduğu bir yere.

    ben en çok savunmasız olduğumda hissediyorum babasızlığı; annemin ya da ablamların canı sıkıldığında ya da ailemize yapılmış bir haksızlık olduğunda. babam olsaydı diyorum şöyle bulup o adamı, adamları patlatsaydı ağızlarına üç beş tane. aa bir dakika, babam olsaydı o adamlar bunları bize yapamazlardı ki? korkarlardı belki, çekinirlerdi? babam olsaydı ben de hırpalanmazdım belki bu kadar. sonuçta bu kızın bir babası var. duysa dünyayı tersten gösterir, değil mi, bir çekince oluşturur illa. diyorum da diyorum anlayacağınız. ama sonuç değişmiyor, o nedenle üzülmek yok :)