şükela:  tümü | bugün
  • lisedeyken güya en asi, en atarlı, en ergen halimle yaptım. ilk ve sonuncu kez oldu zaten bu. tabi o zamanlar filmlere de özeniyor insan. işte ben de babama sinirlenip "fak yu madırfakır leave me alone!" diye bağırıp odama doğru... hala ciddi ciddi okuyon mu la? babaya fak yu madırfakır mı denir allasen? ha denir aslında anlamaz zaten ama öğrendiği gün madırfakır yani off neyse ingilizce üzerinden çok seviyesizleştim.

    aga olayın gerçek yüzüne geleyim. o zamanlar aydın'dayız. lisedeyim ve yine her zamanki yüzyılın aşkını yaşıyorum. sabah kalktığımda telefonumda kızdan gelen 72 cevapsız aramayı görüyorum, "cnmmm yhaaa beni nasıl düşünüyo" diye iç geçiriyorum. mesela şimdi sabah kalktığımda telefonumda 72 cevapsız arama görsem kim aramış diye bakmadan kalp krizi geçiririm sanırım. ee yaşlandık tabi o zamanlar deli çağlarım aşkı hızlı yaşıyorum.

    neyse bir akşam yemeği zamanı evde. kardeşim daha o zaman anaokulunda. babamın surat asık daha annem çorbaları koyarken ağzından baklayı çıkarıyor.

    - tayin çıktı bugün yine. kayseri'ye gidiyoruz.

    yav arkadaş belki de bu duyduğum 10.tayin haberi ama sanırım daha önceki tayinlerle tüm arkadaşlıklarımın, tüm aşklarımın, çocukluğumun yarım kalmasının birikimiyle isyan bayrağını çekiyorum.

    + nasıl tayin ya? yeter artık ya! daha buraya geleli 2 sene oldu!
    - napalım oğlum?
    + banane ya siz naparsanız yapın! ben gitmek istemiyorum bir yere! yeter baba yeter! işinden de tayininden de çok sıkıldım!
    - bağırma! ben çok mu istiyorum?
    + bağırırım. gitmiyorum ben! yemeği de yemiyorum! ne haliniz varsa görün yeter artık!
    - otur yerine!

    o zamanki sevgilime "babamların tayini çıktı ama ben postayı koydum merak etme ahu ceylanım" mesajını veren 43 cevapsız çağrı bırakmanın heyecanıyla elimdeki kaşığı çorbanın içine fırlattım. hışımla sandalyemden kalkıp arkamı dönüp gitmek üzereydim ki...

    işte o an!

    ilk defa böyle bir atar yapmanın heyecanıyla ayağım sandalye takıldı ben yere kapaklandım. yere kapaklanırken de kafamı biraderin sandalyeye vurdum. daha 2 dakika önce güya babasına deli ayar veren ergen yerdeydi.

    + babaaa kafam ahh! acıyo babaaaa!
    - ah benim salak oğlum.

    sonra kuzu kuzu masaya oturup tek elimde buz torbasını kafama dayayarak tek elimle de yemeğime devam ederek annem, babam ve hatta anaokullu biraderin gülüşmeleri eşliğinde akşam yemeğimi bitirdim.

    demem o ki adam olun anaya, babaya isyan etmeyin aha böyle kafayı gözü yararsınız. hem mis gibi anne çorbasının içine kaşık mı fırlatılır iblis?! adam olun anaya, babaya atar, nimetle de şaka olmaz.

    ha peki sonra uslandım mı? tabi ki hayır kıza "babama posta koyarken kafayı gözü patlattım ama b planım hazır gülüm" manasında 13 cevapsız çağrı attım.

    hayal kırıklıklarıyla dolu b planı için: (bkz: ergenlik yıllarında yapılan evi terk etme planları/@life is drunk)

    :(
  • filmlerdeki zengin taifesinin evlatlarına özel bir trip. onlar içün üretilmiş. normal insanda sakil durur, yakışmaz. babayı da daha bi' sinirlendirir hem. adrenalinin sınırları yeniden çizilir o vakit. aksiyona değdirilip kaçılır.

    filmlerin gerçek olmadığını henüz bilmediğim yaşlarda sikimsonik sebeplerden yer sofrasını -fakirdik- terk edip mutfağa -kendi odam yoktu aybalam- kaçmışlığım vardır 1-2 defa. beklediğim neticeleri doğurmadı, orası ayrı. ama tadına baktım o tribin. tuzlu biraz -gözyaşlarımın katkısı da olabilir bunda-. tavsiye etmem. zira filmde;

    + hayır dedim küçük bey, bu akşam partiye gidemezsin, ders çalışman gerekiyor!
    - lanet olsun!
    * john hemen masaya dön, john sana söylüyorum! gitti.. (masada figürandan öteye geçemeyen samimiyetsiz, ağlak anne tribi).

    şeklinde cereyan eden diyalog her nedense bizim evde;

    + ne maçı lan bu saatte? otur dersini çalış eşşoleşşek, ilk dönem getirdiğin zayıfları düzelt! ama sen duurr, onlar bi düzelmesin ben o zaman yapıcam senle maçı.
    - lanet olsun!
    + aha lanet olsun dedi, gel buraya lan! nasıl konuşuyon babanla sen it?
    * vurma dur! ay kulağını ısırıyo çocuğun, dur dedim bey! komşular adam öldürüyolar yetişin, ay komşulaaar! küçük tüple vurma bari bebeye zalım! (fedakar ama çaresiz anne tribi)

    tarzında yaşanıyordu. sülalem sikildi yediğim dayaklardan. tek kulağım 17 öbürü 11 santim. burnum desen ege haritası gibi. eciş bücüş.

    hep bu masa terk etme sevdasından işte. yapmayın o yüzden :((
  • yerlerde süründürür yeminle.

    bi gün eve dürüm getirmiş, sabahtan konuşmuşlar annemle tavuk mu et diye. annem de para fazla gitmesin diye tavuk demiş hepimize. babam da tavuğu sevmez öyle. neyse bizim peder tuvalette, oturdum bende baktım ilk aldığım etli dürüme denk geldi. beklesene babanı. ısırdım bi ısırık. yiyom bi güzel amına koyıiim. herif o et olan mı falan dedi. hee dedim. olm ben onu kendime aldıydım falan dediği gibi.. ben nasıl atar yaptım. iyi bee, nolacak, gidip alırız et dürüm, çok mu değerli falan dedim dış kapıya yönelirken.

    evin dış kapısını daha tutamadan yeri bi güzel öptüm aga. adam ayağımdan tuttuğu gibi salona sürükledi. çuval gibi yerde sürüklüyo beni. ben de gitmeye çalışıyom tabi. annem ablam gülmekle ağlamak arasında gidip geliyo.

    bi gün sonra et dürüm getirmiş canım babam. zor olm baba olmak. hele bi de benim gibi evladın varsa..
  • benim pedere yapsan bunu, sırtında ekmek bıçağıyla terk edersin o masayı. asabidir o biraz.
  • 0 - 3 yaş:

    masa ve yemek kavramlarını yeni öğreniyorum.

    3 - 7 yaş:

    babaya kızıp yemek masasını terk etmem henüz söz konusu değil. masada oturup kaşlarımı çatıyor ve yememe eylemi yapıyorum. babam alttan ve sinirli bakışlarla kaşılık veriyor, annem olmasa dövebilir.

    7 - 12 yaş:

    babaya kızıp yemek masasını terk etme isteğim yeni yeni yeşeriyor. ama götüm yemiyor. yeni eylem biçimim tabağımdaki yemekle oynamak. babamın alttan ve sinirli bakışlarına homurtular ekleniyor, annem olmasa dövebilir.

    12 - 17 yaş:

    babaya kızıp yemek masasını terk etmek benim için artık bir kişilik mücadelesi. her riski göze almışım, zırt pırt masayı terkediyorum. babam duruma alışmış görünse de homurdanmayı ihmal etmiyor, annem olmasa dövebilir.

    17 - 22 yaş:

    bu dönemin başlangıcında tekrar bir masaya dönüş isteği söz konusu. dönemin orta ve son kısımlarıysa istanbul dışında bir üniversitede geçiyor. terk ettiğim masalar aklıma gelince gözlerim doluyor.

    22 - 24 yaş:

    üniversite bitti. işsiz olduğum için tekrar ailemin yanındayım. konserve, makarna ve yarım ekmekle geçen 4 seneden sonra babamdan gelecek her eleştriye açığım. masayı sadece tuzluğu almak için terk ediyorum.

    24 - ...

    evden ayrıldım. haftada bir ailemi ziyarete gidiyorum. babam evlilik muhabbeti yapınca sinirlensem de masayı terk etmem gerekebilir korkusuyla sert yapmıyorum. evde yapılmış ev yemeği gibisi yok. babama değil yemeğe konsantre oluyorum. biraz çok konuşuyor ama iyi adam.
  • yıl: 1991-92
    yer: aydın
    filmlerden görüp ben de aynısını yapayım dedim. kızınca yemek masasını terk etmek için sandalyeden kalktım.
    babam: otur yerine!
    ben de anında oturdum yerime tabi.
  • küçükken beni yemek yemeye zorladıkları için kızıp masayı terkedebilirsem yemek yemekten de kurtulmuş olacağımdan denediğim artistik hareket. ama 'o tabağındakiler bitmeden sofradan kalkmak yok' azarını işitip geri oturmak zorunda kalırdım. saatlerce surat bir karış masada beklerdim minik parçalar alarak yemeğimden.

    şimdi ben yemeyeceğim diyip kalkınca kimse sallamıyor, hatta geçende kalkarken babamın benim tabağımdakilere de kaşık uzattığını farkettim yüzünde garip bir tebessümle. ya hakkaten insanlar yaşlanınca değişiyor, ya da ben gerçekten fazla yemeye başladım :/
  • ''çabuk yerine otur'' tepkisiyle karşılaşma nedenidir. direnip, hırs yapıp kalkmaya kararlıysan eğer yüzde elli şansın var; bazen kıyamet kopar, bazen ''bırak ne hali varsa görsün'' denir. risk almak böyle bişey olsa gerek.
  • bu olayı ne abim ne ben başarabildik. her deneme hüsran, her deneme büyük acılar.

    baba kişisi aşırı agresif. kıbrıs barış harektında yaralandıktan sonra gazi ünvanını alarak anayurda dönüş yapıyor. hemen peşine yaşadığı ilde iç çatışmalar başlıyor ve babam kesinlikle bu kavganın tarafı olmalı. (bkz: çorum olayları) çok dayak yiyor, çok dayak atıyor. bize söylemese bile sanırım bıçaklama mevzuları falanda var.

    velhasıl kelam babam aradan yıllar geçse bile psikolojisini düzeltemez, öfkesini kontrol edemez.
    gel zaman git zaman abim büyür lise çağına gelir. yemek masası kurulur, menüde karnıbahar vardır. abi kişisi karnıbaharı sevmez. ama yemem demek güven, özveri, tecrübe ister. ve bunların hepsi kendisinde mevcuttur.

    ve yiğidim, aslanım, abim "ben karnıbahar sevmiyorum, yemek falan yemeyeceğim!" der.
    "`bu ne cesarettir yarabbi! seni tanımak istiyorum yiğidim beni mutlaka ara`" nidalarıyla baba kişisi içi karnıbahar dolu olan tencereyi abimin başından aşağı boca eder. hırsını alamaz masanın yerini ve yönünü tek hamleyle değiştirir. evde ölüm sessizliği. annem "ben bu duvarları nasıl temizleyeceğim" diye düşünür. abim kaynar karnıbahar tenceresini tüm vücudunda hissetmesine rağmen dik durur ağlamaz. baba kişisi söylene söylene oturma odasına geçer. ben de bir şey olmamışçasına kafama göre takılırım.

    ama bu olay bana ders olur ve babamın sevdiği yemekleri severim. yani seve seve sevdirir bize. nazımızı çilemizi sadece garip anamız çeker.

    gelen mesajlar üzerine edit: babam cocuklugundan beri ekmek kavgasında. hâlâ bazen çok sinirlendiği olur ama ne olursa olsun bizim için hayatini adadı ve gururumuzdur kendisi.
  • ergenlik döneminde bir kere babama kızıp sofrayı terk ettim daha da etmem. tam mutfaktan çıkarken babam ablama bağırdı '' kızım dolaptan şu yeni aldığım fıstıklı antep baklavasını koysana sofraya yiyelim'' dedi. ulan öyle dondum kaldım kapı eşiğinde. çok seviyom baklavayı. kıpırdayamıyorum anasını satim. ehehe yapıp gevşek ağızla döndüm geriye. dönüşümle birlikte ''siktir git lan burdan '' dedi babam.
    yani hava atacaksan önce dolaba bakacaksın abi. bu çok önemli bi mevzu.