şükela:  tümü | bugün
  • babadan daha çok çocuğu yaralayan durum.
  • o kadar iyi bir insan olmasına rağmen, o iyilikleri, güzellikleri, yaptığı hataların önüne geçirememek.
  • idrakı zaman alan bir durum ve de uzunca bir süreç bu. zırt diye damdan düşer gibi olmuyor. önce kendini, babayı sevmek zorunda hissetme çağı var, babadan korkma burada önemli bir unsur. babaya karşı duyulan korku yaşları bittiğinde zaten baya bir zaman ondan nefret etme* duygusu otomatik olarak devreye giriyor ve uzuuun bir süre yaşıyor içeride. o asi yaşlar bitip nispeten olgun, daha objektif, daha humanist, daha merhametli olunabilen yaşlara girildiğinde ise "sevmeye çalışma, sevmeyi deneme, şans verme, onu olduğu gibi sevip kabullenmeye çalışma, anlayış gösterme, affetme, olgunluk gösterme" gibi milyon savaş veriliyor saçma sapan uzunlukta bir süre, sanki hayatta başka dertlerin yokmuş gibi, anlamsız ekstra yük omuzlara. kişi bunlardan da yenik çıkınca ve de sevmeye çalışmaktan da vazgeçince kabulleniyor babasını bir türlü sevemediğini ve sevemeyeceğini.

    ha en kötüsü, bunların hiç biri baba denenin bir tarafında bile olmuyor.
  • babaninda kotu bir insan olabilmesi veya babalik vasiflarini tasiyamayacak kadar gerizekali bir yapida olmasi sebebi ile cocugu tarafindan sevilmemesi dogal olan durum.

    herkesin babasida munir ozkul kivaminda olacak degil ya.
  • çok diretmene rağmen karşılık alamayışındır. görmezden gelirsin ama hiçbir şey değişmiyordur.. sen görmedikçe o hiç rahatsız bile olmaz. aynı şehirde olmana rağmen yanında olmayan, seni aramayan, sormayan, merak etmeyen, nerede ne yapıyor olduğunu bilmeyen babaya nasıl yakın olabilirsin ki sevesin? bu aile, karşılık beklemeden seveceğin, sevileceğin bir ortam ama yok işte. yine her zaman olduğu gibi senin için önemli olan hiçbir anında yanında olmayan adam. sıkılırsın sevgi yumağı olmuş baba çocuk ikilisini gördüğünde en çok da, sıkılırsın sokaktaki adamları babana benzetmekten..
  • bu konunun uzmanı, bilirkişisi, master yodası olarak tek söyleyebileceğim;

    babanın bir başka ülkede bir başına yoğun bakımda makinelere bağlı yaşadığını ve yüzde elli yaşama şansı olduğunu bir hafta geç öğrendiğinde ve doktorlarla birlikte tüm çevren kendini herşeye hazırlamanı söylediğinde bu duyguyu baştan aşağı gözden geçirip ağır bir travma yaşıyorsun. duygularını gözden geçirme aşamasına gelmeden önce gelmiş geçmiş en boktan içsel fırtınalardan birine çarpılıyorsun, falan. "bir gün belki kendi kendine düzelir" diyerek tüm akışına bıraktıkların asla düzelmemek ve en son haliyle baki kalmak üzere sonsuzluğa doğru akıp gidiyor. vicdan azabı, kızgınlık, kırgınlık, uykusuz geceler, sorular, isyan falan derken charles chaplin'in sesi yankılanıyor kulaklarında;

    "şu dünyada hiç bir şey kalıcı değildir. dertlerimiz bile." ne o sevemediğin baban kalıcı, ne o sevmeme duygusu, ne sen.

    kafanda zaten baya bi eksilmiş tahtalara taptaze yenilerini ekledikten sonra cher'den strong enough adlı parçayı tavsiye ederim. o abla da da az estetik yaptırmadı he. nurten teyzem bile o kadar estetikle taş olurdu taş.
  • demin konuştuk babamla telefonda. bazen hakikaten sevemiyorum adamı, yok yanlış oldu; sevmiyorum.
    hoş o bazen haricinde neden sevdiğim konusu ise fazla trajedik. özelliklerini çok beğendiğimden ya da çok kafa bir adam olduğundan, ona çoğu şeyimi anlatabildiğimden falan değil, babam olmasından ötürü seviyorum adamı.
    az önce neden tartıştığımızı anlatabilse belki anneme, konuyu belirleyip mantıklı olduğunu ispatlayabilse demin ve bir çok kere neden beni böyle altüst ettiğini, belki sevebilirdim o zaman. üzülmeyecek miyim ölünce, hastalanınca veya? elbette. gebereceğim içten içe belki de şu an düşündüklerim için. ama belirli konuları takıntı yapıp hayatımın içine dönem dönem sıçmış bir adam var, ve babam o adam benim, işte bu yadsınamaz bir gerçek, maalesef hem de.. alkolü yok, uyuşturucusu yok, beni terketmedi hiçbir zaman ve benzeri sebeplerle avutamıyorum kendimi, avutmak da istemiyorum, saçma çünkü elimdekinin nötrlüğüyle yetinmek. bana bu kadar korku aşılayıp beni sürekli huzursuz eden babamı sevememek üzüyor beni çok.. bilmem hatalı düşünen benim belki de. belki en doğrusu kabullenmek adamı böyle, elinden, elimden gelen bu deyip alışmak bu duruma ve kapatmak bu defteri.
  • bu aralar yaparken hiç zorlanmadığım bir eylem benim için. hayata ilk gözümüzü açtığımızda baba figürünün içi nasıl ağzına kadar doluysa, zaman geçtikçe maalesef seçemediğimiz o insan tarafından aynı hızla boşaltılabiliyor.
  • kaybedilince keşke dedirtir.
  • kayda deger bi durum yoksa (icip icip eve gelince sizi dövmüyorsa, tecavuzden hapiste degilse, annenize dayak atmiyorsa, dolandiricilik yapmiyorsa vs vs kisaca serefsizin biri degilse) anlayamadigim duygudur. dise dokunur bir sebep yoksa neden sevmez insan babasini? kafamiz uyusmuyor, beni anlamiyor, gece disari cikmama izin vermiyor vs sebeplerden dolayi ise ben bunu anlayamam. kimse kimseyle yuzde yuz anlasamaz
    baba candir, erkegin en yakin arkadasi kizin hayatinin ilk askidir. bir gun sevecek bir babaniz olmadiginda elinizdeki caresizligi koyacak yer bulamazsiniz.
    2 yasindaki kucuk kuzenimin mezarin cevresindeki tuglalarin deliklerinden babasini görmeye calismasini anlayamaz babasini sevmeyen. amcasi olan babama baba deyisini anlayamaz. tarif edemez. babam ne zaman gelecek sorusuna cevap veremez.