şükela:  tümü | bugün
  • insanın gece gece aklına gelince, üstelik de okulda final zamanları ise, dersi falan bıraktırıp,bir sigara yakıp uzaklara dalmanıza neden olan eylem.

    böyle eylemler işte insana şanslı olduğunu hissettiriyor bu hayatta.ben ilk içkimi (bkz: bira) babamın elinden içmiştim. "gidip saçma sapan insanlarla yanlış şekilde içip de kendini dağıtma, ne yapacaksan benim kontrolümde yap,doğru ve yanlışın farkına var" demişti babam. sonraları ben hep bira içtim o ise rakısını içerdi. "ben ne zaman rakı içeceğim" dediğinde daha vaktimin olduğunu,rakıya sonra geçiş yapacağımı söylerdi.çok isterdim onunla rakı içmeyi çünkü hep özenirdim ben babama. yanlız rakı içmeyi sevmezdi.içtiği zaman mutlaka kardeşlerim dediği arkadaşları olurdu yanında. öyle bir keyifle içerdi ki bir büyüğü.hiç sarhoş olmazdı,maksimum gülüşlerini sayısı artardı. o kadar güzel ve keyifli gelirdi ki o sofralar hep özenirdim.bir gün ben de babamın yanında öyle bir sofrada oturacağım diye beklerdim.

    bir gün çağırdı beni yanına, markete bir büyük bir küçük almaya yolladı.hastalığı yüzünden maksimum kırmızı şarap içebilen babama, "baba, hastalık,doktor" kelimelerini içeren cümleler kurdukça o ısrar etti ve o rakı alındı. ilk ve son kez bir rakı masasında babamla karşılıklı rakı içtim o gece. fonda ege türküleri, karşımızda izmit körfezi ve sıcacık bir yaz akşamı. sanki bana son dersini verircesine bütün ayrıntılarını anlattı rakının; hakkı ile nasıl içilmesi gerektiğini, neden içerisine buz koymamam gerektiğini, neden yanlız başına içilmeyeceğini, neden rakı içerek sarhoş olmamam gerektiğini... seneler sonra ilk ve son kez rakı içti o akşam babam. gitmeden son bir kez döktü içini bana o masada. ben hayatımda hiç o kadar çok gülmemiştim bir masada ve o içimden o kadar çok ağlamamıştım.bilmediğim hikayeler anlattı,bilmediğim şeyleri söyledi kendisi ile ilgili bana doğruyu ve yanlışı tekrar gösterdi babam o akşam. eskiden olsa bir büyüğü bitirip sanki meyve suyu içmiş gibi masadan kalkan babamı ilk defa çakırkeyif gördüm o akşam.ilk defa bir büyüğü bitiremedi,kalanını buzdolabına bıraktı.

    ilk ve son kez rakı içtim babamla o gece. hastalıklı bedenine inat, artık yapılacak birşeyler kalmadığını belirten doktorlara inat bizim gibi umudunu kaybetmediğini gösterdi o akşam babam. işte rakı böyle de güzel bir şey dedirtti o akşam bana. gerçekten hastaya can veren,insanları yakınlaştıran, sarhoş olmak için değil mutlu olmak için içilmesi gereken bir içki olduğunu gösterdi. ve ben o akşam öğrendim doğruları ve yanlışları, babamla bir rakı masasında, beraber türkü söylerken...
  • (bkz: #21290436)

    tam bir sene önce bu geceden sonra yazmışım bu yazıyı.

    ama artık babamın yerinde ben oturuyorum. onun yerine bir kadeh de ben içiyorum. artık bir eksik var.
  • bugün tarihinin ilkini yaptı; ben istemeden 4 rakı bardağı çıkarıp ikimize rakı doldurup sularımızı koydu..
    o çinekopları pişirirken ben de salatayı yapıyodum kii, dolaptan rakıyı aldığını hissettiğim an susmaya karar vermiştim. bi kere de söylemeden koysun be diyodum.. sonra bardakların sesini duyduğum an anladım, nihaahaa 4 bardağın mermerdeki sesi paha biçilemezmiş. ayaküstü ilk posta balık pişene kadar mutfakta içelim dedik. kadehini kaldırdı, hadi hadi insanlık görsün gözün diye.. tokuşturduk kadehleri, yudumlarımızı aldık. rakıdan da çalmışın baba dedim, nolcaktı ilk kadehte kafan iyi mi olcaktı, bakıyorum da hemen fark ediyosun, kızım alkolik mi oldu dedi.. belli yani. ben biraz daha fazla koyarım rakıyı. o anasonun yoğun tadını yudumunu aldığım anda fark ederim, hazzını yaşarım. bu öyle değil, yani standarta göre normalde ben biraz fazla koymaya alışmışım. ikinci kadehlerimizi salonda soframızı kurup içtik. yine kızaran yüzüme taktı.. kafamda bi güzellik yok, sadece alkol oranı yüksek içiceklerde damarlarımdan dolayı daha fazla kızarıyorum ben ama gel de bunu babama anlat. karaciğerler bitmiş senin alkolik kızım diye başladı, durdurabilene aşkolsun.. kadehler doldu boşaldı, behzat ç. saati geldi, keyifler iyice tavan yaptı. ha bi de yarın sınav vardı, noldu ki o? ko götüne mantığı hep bu zamanlar için be, koy götüne gitsin bee..
  • iliklerinize kadar huzuru ve mutluluğu hissedebileceğiniz anlar yaşatan eylem. bir ton şey görmüş geçirmiş olan o adamın her cümlesinden bir şeyler kaparsınız, tecrübe puanınıza** eklenir yeni puanlarınız. hele bir de o gün piknik için seçilen alan yemyeşil, sakin bir yer ise sanki cennetteymiş gibi hissedersiniz, cennette tanrıyla muhabbet ediyorsunuzdur o an. o an kralı gelse size bir şey olmayacağını hissedersiniz. çocukluğunuzdan beri sizi kanatları altına almış olan o "heybetli" adamla rakı içiyor, muhabbet ediyorsunuz, baba-oğul sıcaklığını ve arkadaş samimiyetini aynı anda hissediyorsunuz, ne olabilir ki?

    işte o an kafaya dank eder resmen. bir gün elbet gidecektir o, beyaz saçlı, gülümsemesi insana güven ve sevgi veren o en sadık, en iyi yol göstericiniz, her şeyi size öğreten harika adam gidecektir bir gün. "allahım nasıl olur ya?" gibi anlamsız ve mantıksız bir başkaldırış olur içinizde istemdışı olarak. tam suratınız asılmışken o yarı-tanrının sıcak, huzur verici sesini duyarsınız...

    "şerefe oğlum"

    sağlığına babacım...
  • çocukken dayımla beraber oturdukları rakı sofralarını hatırlıyorum da keşke biraz daha erken doğup onlar ölmeden ikisiyle de ben de öyle keyifli bir sofrayı paylaşabilseydim. ya da daha güzeli, ikisi de hala bizimle olsaydı keşke.

    uktedir, dolmaz.

    açık havada geç saatlere kadar süren çoluklu çocuklu o soflar artık ancak gözyaşlarında toplanıyor.

    şimdi onlar ikisi yine muhabbete devam ediyorlardır öbür tarafta, bende gittiğimde eşlik ederim artık napalım.
  • rakı ilk sarhoş eden içki oldu beni baba. biradan da önce. sanırım 14 yaşındaydım. ilk yudumda o kadar korkmuştum ki bu tuhaf tattan, o kadar karışmıştı ki bütün duyularım, o kadar kapana kısılmış hissetmiştim ki kendimi...tükürsen olmaz, yutsan, yok, sadece ağzımın içindeki hali bile acı veriyor, kimbilir gırtlağıma ne yapacak. dudak, burun, dil, göz, hepsi kısa bir süreliğine yer değiştirmişlerdi o an. ve bıraktım aktı mideme doğru. tutamadım daha doğrusu. beklenmedik bir teslimiyet. hooop, gitti. bir kere daha olsun mu, tamam peki başladık bir kere. bir kere daha, şikayetim yok. bir kere daha, sıcaklığı alnıma kadar çıktı ama hoşuma da gitmeye başladı meret. bir kere daha. oooooooooo. bir kere daha. aaaaaaaaaaa. bir kere daha......................

    senin de en sevdiğin içki rakıydı, biliyorum. annem anlatmadan çok daha önce biliyordum hatta. fotoğraflarından kopya çekmedim, hayır. hatırlıyorum desem inanılası değil, biliyorum, ama durum bu. durduğum bu. senin anlattığın öyküler. bugün doğan kelebek'le başlayan, kısacık bir yaşamı tüm çocukluğuma dolduran, çakırkeyifken daha da heyecanla, burun deliklerin genişleyerek anlattığın güzelim öykülerin. hiç durmadan anlatırdın. ve ben, kelebeklerin zar kanatlarının üstünde uçardım rüyalarımda. mavi, mor, kırmızı, bordo kanatlar. güllere düşkünlüğüm bu yüzdendir, yapraklarına dokunup öldürmeyeceğimi bilerek hafifçe hissedebildiğim, yarı tüylü, yarı tozlu, kadife gibi değil ama, başka tür bir doku. kelebeklerim benim. uçmayan türden. onlar da duruyor.

    durmak ne kolay anlaşılabilen bir tepki. acımakla ilgili sanırım. çok acıyınca insan, bir noktada durmaktan kaçamıyor. kendisinden beklenen ve vermekle yükümlü olduğu tepkilerden hiç birini veremiyor. ivmesiz, geçişsiz, kıpırtısız bir donuş anı. ve o donuş içinde dev hezeyanlar. malesef...

    sen "birazdan uyuyacak bu" diyerek kelebeklerin öyküsünü o gecelik kapatmaya yeltendiğinde, sana daha da sıkı sarıldığımı hatırlıyorum. kollarımla, bacaklarımla, arsız bir kedi gibi bütün vücudunu sarmaya kalkışırdım. ne salaklık. ama ayrıca ne garanticilik. hani belki beni uyutup sonsuza dek sıvışırsın diye. gitme işte. olmaz.

    şimdi düşünüyorum da, zaten, bir kız bir babaya böyle sarıldı mı, o baba kalıcı olamazmış. tavşan gibi uyurdum geceleri. nefesindeki anason kokusuna sığardı bütün sıcaklığım. ter içinde. gideceğini bilirdim ama onun yeri orasıydı, bütün soğuk akıntılara karışma riskine rağmen. bu korkuya alıştırmış olacağım ki kendimi, bir gün basit bir ölüm alıp da görütünce seni, hiç dehşete kapılmadım. yaş üç buçuk. bitti bu iş dedim. geldi sonra, içime yaşlı birinin ruhu yerleşti. ne duruştu ama. ne kıpırtısızlıktı...

    sana anlatacak çok öyküm birikti benim, hem de neler neler, duysan...sıradanlığın olağanlığına inanan akıllı bakışların nasıl takip ederdi yüzümü, tepkilerimi nasıl kollardı da anlatmaya cesaret edemediklerimi nasıl da okurdu yüzümden. çok önceden gördüm, yine gördüm, görüyorum hala. bir de bilsen sarhoşken neler neler görüyorum. neler açılıyor, neler kapanıyor. kocaman hava boşluklarını nasıl dolduruyor insanlar. ne beceri. ve ben ne öyküler yazıyorum...çok eğleniyorum içtiğimde velhasıl.

    ah be babacığım, zaten çok içen bir insan değilim, hani desen en fazla haftada bir kere, o da bir iki kadeh bir şeyler filan...bir gece, bir tek gece, seninle şöyle karşılıklı, her yudumda bir kelebek uçuracağımız...bir senden, bir benden. bir tek gece. bir tek. bir tek...
  • dünyanın en güzel - belki de tek güzel - şeyidir...

    bu gece oturduk mesela, hem beşiktaş maçını izledik, hem 1 büyük kulüp rakı içtik. yetmedi sonra, bir ufak daha içtik.
    sohbet ettik, bağırdık - çağırdık - küfrettik.

    gecenin sakisi ben oldum.
    sigaraları yakan da o oldu.

    göbeğine falan vurdum böyle ara ara, "lan siktir git" falan dedi o da bana.
    muhteşemdi sözlük.

    herkes en az 1 kere yapmalı bunu.
  • her yaptigiyla yaratici ve unutulmaz anilar birakan babamin bizi egitmek icin kullandigi yontemdi.

    abimlerin delikanlilik, benim ise cocukluk donemime rastlar. evde nefis bir raki masasi hazirladi annem, babam oturttu bizi, basladi anlatmaya; sigaradan girdi, uyusturucudan cikti, bunlari neden kullanmamamiz gerektigini, zararlarini vs bir bir anlatti. meslegi geregi bir cok olaya rastladigi icin detaylarina kadar indi.

    "ha" dedi, "raki masasinda anlatma sebebim, raki guzeldir, samimi olursunuz, icinizi doker, dertlerinizi, sevinclerinizi paylasirsiniz, gizli gizli icmeyin keratalar, size dediklerimi icmeyin de caniniz raki cekerse beraber iceriz".

    guzel adamdi babam.
  • anılarda kalmıştır benim için. ilk onunla rakı içmişseniz, baba öğretmişse susuz rakı içmeyi kızına ve şimdi yoksa artık, hüzünlü anılardır. hüzünlü de olsa, güzeldir hatırlamak. hem de çok güzel.
  • baba ogul (ya da kiz) yasanacak en guzel anlardan biridir. nedense bir iskocun babasiyla viski icerken ozel bir an yasayacagina inanmak zor. babayla raki icmek daha rituel bir havaya sahip.

    uyulmasi gereken bazi kurallar vardir bu hadisede.
    kadeh tokustururken sizin kadehiniz babanizin kadehinden daha asagi bir seviyede olmali.
    rakilari o koymali ki ne kadar ictiginizi kontrol edebilsin.
    birakin mezelere o karar versin.
    bir kucuge bir levrek nasil meze edilir konulu dersi besinci kez duysaiz bile sabirla dinlemelisiniz.
    raki koyarken en guzel ayari yanlizca kendilerinin tutturduklarina inanirlar. o yuzden pek karisamamalisiniz.

    bir de kankalarinizda bir ikisi yanindaysa sohbet o kadar guzel yerlere varir ki, arkadasalariniz bir daha icmeye geldiginde illa ki babanizi davet eder sofraya, baba biraz nazlanir ama coook gururlanir cocuklar beni davet etti diye.