şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: baby dont go)
  • ilk bakıldığında bana led zeppelin şarkılarını anımsatan bir söz öbeği.
  • artık aerosmith şarkılarından da biridir. (bkz: honkin on bobo)
  • van morrison tarafından da güzel bir şekilde yorumlanmış olan eser.
  • airborne albümünde curved air yorumu bulunmaktadır.
  • big joe williams adıyla nam salmış joseph lee williams adında bir blues müzisyeni tarafından ta 1935 yılında yapılmış şarkı. tonla müzisyen ve grup tarafından yorumlanan şarkıyı ben the animals'tan dinlemiştim ilk olarak, en sevdiğim yorum da onlarınkidir.

    bu şarkıyı bir yerden daha hatırlayanlar olacaktır. david lynch'in wild at heart filminden elbette. aşklarını doyasıya yaşamak için birlikte kaçan nicholas cage'in canlandırıdığı sailor ile o dönem ciğerlerimizde iç geçirecek nefes bırakmayan laura dern'in canlandırdığı lula'yı geri getirmek için peşlerine düşen dedektifin arabayla gittiği sahnede çalar. bir nevi foreshadowing etkisi yaratmak için kullanmıştır şarkı. adamın tehlikeye doğru yol aldığı hissettirilir. yani müzik, görüntüye eşlik etmek, diyalogsuz bir sahnenin sessizliğini kırmak, sahneler arası geçiş yapmak, insanları oyalamak gibi bir amaçla değil, seyirciyle hikaye arasında doğrudan bağ kuran, filmin içinde asli bir öge olarak kullanılmıştır. oyuncular, dekor, diyalog, ışık falan filan gibi. genelde müzik seyirci sıkılmasın diye serpiştirilir "dandik" filmlerde. 80 dakikalık bir dizide 60 dakika müzik kullanılmasının nedeni de seyirciyi hipnotize etmek, abuk sabuk sahnelerin saçmalağını örtmek, müziğin gücüne yaslanıp seyircide duyguların uyanmasını sağlamaktır mesela. bir nevi üçkağıtçılık bana göre. aman neyse uzattım yine.

    şimdi aklıma geldi. o zamanlar sağda solda david lynch'i sinemanın peygamberi ilan etmek için sıraya girenlerin (sonradan sesleri cılızlaştı, yeni keşiflere yelken açtılar) vay anasını ulan herife bak, müzik kullanımıyla neler yapıyor diye hayret, gıpta ve coşku dolu, "postmodernizm" övgüleriyle süslü yazılar yazdığını hatırlıyorum. bu durumun şimdi niye canımı sıktığını da ekleyeyim de havada kalmasın. elalemin sık kullanılan bir tekniğe bu kadar tezahürat yapmış olması anlamsız geliyor. lynch ayarında ya da ona yakın bir yönetmen bu memlekette çıkmamış demek ki. çıktıysa da haberimiz olmamıştır, kıymetini bilememişiz ya da görmezden gelip unutulmaya terk etmişizdir. bu yüzden canımı sıktı şimdi.

    dünyanın öbür ucunda adamın biri 70 küsur yıl önce bir şarkı yapmış, bugün beni aldı nerelere götürdü. bak şu işe.
  • ingiliz dil ve edebiyatının utanç kaynağı dize, şekspir'e de mi saygınız yok be deyyuslar!...

    kadıköy-pendik minibüs hattı yolcularından rastgele 5 kişiyi seçip "bize ingilizce şarkı sözü yaz" desek 3'ünün kaleminden bu kelimeler dökülür.
  • (bkz: d'yer mak'er)
  • zakk wylde cover'ı nabız artırır, iştah açar, öksürüğe iyi gelir.

    baby, please dont go
    baby, please dont go
    baby, please dont go
    down to new orleans
    you know i love you so
    baby please dont go

    baby, your mind done gone
    well, your mind done gone
    well, your mind done gone
    left the county farm
    you had the shackles on
    baby, please dont go

    before i be your dog
    before i be your dog
    before i be your dog
    to git you way down here
    i make you walk alone
    baby, please dont go
    hey

    baby, please dont go
    baby, please dont go
    baby, please dont go
    down to new orleans
    you know i love you so
    baby, please dont go

    before i be your dog
    before i be your dog
    before i be your dog
    git you way down here
    make you walk alone
    baby, please dont go

    know how i feel right now
    my baby leavin, on that midnight train
    and im cryin

    baby, please dont go
    oh, baby please dont go
    baby, please dont go
    down to new orleans
    you know i love you so
    baby, please dont go
    lets go

    before i be your dog
    before i be your dog
    before i be your dog
    to git you way down here
    i make you walk alone
    baby, please dont go, yeah

    alright