şükela:  tümü | bugün
  • yönetmenlik koltuğunda kleber mendonça filho ve juliano dornelles'in yer aldığı 2019 yapımı film.

    film, dünya prömiyerini bu sene gerçekleştirilen 72. cannes film festivali'nde yapmış ve burada "jüri ödülü"nü kazanmıştı. film ayrıca münih'te "en iyi film" seçildi.

    yakın bir gelecekte, brezilya kırsalında geçen gizemli ve gerilimli filmde anaerkil düzene alışmış bir köy halkı, köylerinin resmi haritalardan silinmiş olduğunu fark ediyor.

    türler arasında gezinen "bacurau"nun anlatıcısı, batılı belgeselci rolünü üstlenen kült oyuncu udo kier. "bacurau"nun yönetmenlerinden kleber mendonça filho'yu aquarius ve o som ao redor (neighboring sounds - komşu sesler) filmlerinden tanıyoruz.

    filmin afişi
  • ufak sakalar barindiran muazzam bir politik alegori.
  • filmi iki bölümde yorumlamak lazım.
    filmin ilk yarısındaki kasabanın hikayesi, inanılmaz farklı karakterler, karakter gelişimi ile muhteşem.
    ama burası giriş kısmı. heyecan ile film nereye gider diye bekliyorsunuz.
    filmin ikinci yarısı bildiğiniz lağım ve klişe pornosu.
    abd’li kötü vatandaşları porno sektöründen seçmiş olmalılar. oyunculuk , diyalog rezalet ötesiydi.

    orta ve güney amerika’nın haklı abd travması, bu kadar korkunç klişelerle ve porno seviyesi oyunculuklarla anlatılmamalıydı.

    eğer bir travmanızı filme çekecek iseniz, kaçınmanız gereken ilk şey, pornografik ve karikatürize kötü adamlar , motivasyonlar ve drama olmalı. yoksa böyle rezil ötesi filmler çekersiniz.

    --- spoiler ---
    tarih boyunca cia ve onun işbirlikçisi rezil politikacılar, bu filmde korkunç , klişe abd’li tiplerle anlatılmış. hele ülkesinde avm basmaya karar veren abinin hikayesinde, neredeyse sinemadan çıkıyordum.
    --- spoiler ---
  • beğenip beğenmemek arasında kaldığım film.

    --- spoiler ---
    "ben şu an ne izliyorum" absürtlüğünde geçen ilk yarının ardından ana konu ortaya çıkmaya başlayınca iş dönüp dolaşıp basit bir istila hikayesine dönüşüyor. ama neyse ki film bir grup insanın bir grup insana manhunt yapmasının ötesinde bir derinliğe sahip, zaten festivallerde gösterilmeye layık bulunmasının sebebi de bu.

    filmin en büyük sorunu -özellikle ilk yarıda- hiçbir odağının olmaması ve derdini alabildiğine savruk işlemesi. başlarda anneannesinin cenazesi için şehirden gelmiş bir kızın öyküsünü izleyeceğimizi sanıyoruz ama protagonist sandığımız kişi hızlıca figürana dönüşüyor. cenaze sekansı o kadar uzun sürüyor ki nat geo'da kapalı ve ilkel bir komünün kültürüyle tanıştırılıyormuşuz gibi hissediyoruz. filmin imdb ve film ekimi tanıtımda anerkil toplum vurgusu yapılıyor ama filmin cinsiyet konusunu işleme gibi bir derdi de yok, zaten köy anaerkil mi, orası bile tartışılır. bacurau'nun lideri anneanne figürü öldükten sonra yönetim gayet de oğlu olan öğretmene geçiyor. bu yüzden anerkillikten ziyade cinsiyetler ötesi bir hanedanlık anlayışıyla yönetiliyorlar, onlar farkında bile olmasa da. önemli kararları da film boyunca yine erkekler veriyor.

    ikinci yarıda filmin içine ufo'msu bir drone ve alabildiğine prototip beyaz anglo saksonlar girince film iyiden iyiye deli saçmasına dönmesine başlıyor. bilhassa istilacı ekibin neden bu kadar klişe bir salaklıkla insan avladığını anlamadım. öldürmek bir güdüdür, insanın içinde vardır ya da yoktur. zekayla bir korelasyonu olmasa gerek. sırf finalde bacurau halkı bunları katlederken catharsis yaşayalım diye bu kadar salak, bu kadar yoz ve şımarık olmaları asabımı bozdu. gereksiz bir garanticilikti. brezilyalı çiftle dalga geçmeleri falan da yine kör bozuna parmak bir ırkçılık eleştirisi. çok yüzeysel kalmış. bu grubu karikatür olmaktan kurtarmak için çocuk öldürmeye duyar kasan -sözde daha insani- birini eklemişler ama yetmemiş. hele drone ekranından tepeden çekimler, orta parmak gösterip sevişmeler falan 89 yapımı aksiyon filmlerini aratmadı.

    tüm bu olumsuzluklara rağmen lunga (yoksa lungo muydu?) gibi orijinal bir karakterin hikayeye dahil olmasıyla film nihayet bir raya oturuyor ve hedefe odaklanıyor. zaten yönetmen/senarist biraz da bu bölüme güvenerek öncesinde bu kadar savsak davranmış olmalı. ama köye gelip kimseyi bulamamaları ve çatışmanın arasında süre de çok sündürülmüş. zaten film 130 dakika anlatacak kadar kompleks bir öyküye sahip değil. 100 dakika da yetermiş. yine de o son yarım saat kafamda filmi kafamda 1 puan artırdı. en azından sinema salonundan küfrederek çıkmadım. gore'luktan kaçınmamaları da yine artı puan.

    doksanlı yıllardan kalma retro sahne geçişleri, tuhaf kamera açıları elbette yanlışlıkla olacak şeyler değil ama bu tercihin nedenini çözebilmiş değilim. filmin odak sorunu olduğu gibi homojenlik sorunu da var. bazen 5 dakika -soundtrack'lerin de etkisiyle- şık ve stil sahibi bir film izlediğiniz hissine kapılıyorsunuz, derinlik de artıyor, ama sonra sinematografi ve anlatıcılık yine çiğ hale geliyor. bir dakikası bir dakikasına tutmayan bir film. eklektik olmaya çalışılmışsa da boku çıkmış.

    işlenen temalarda da biraz arap-yağ ilişkisi hakim. bir yandan köy alegorisi üzerinden dünya eleştirisi, "birileri ölürken yanı başında birileri sevişir dans eder, insan zaten budur"lar (ki insan zaten budur. şu anda dahi birileri ölürken birileri çatır çatır seks yapıyor, aradaki mesafenin 1000 km ya da 100 metre olması durumu değiştirmiyor), bir yandan belediye başkanının köyü istilacı ekibe peşkeş çekmesi ve cezasını bulması üzerinden yapılan çocuksu siyaset eleştirisi, bir yandan oryantalizm soslu amerikan sömürgeciliği 101, bir yandan vahşet ve barışı aynı anda özümseyebilmiş pagan inancı, ilkel köy yaşamı-teknolojinin iç içe geçme tezatlığı, adeta temalar yarışıyor. mesela bizim kızın sevgilisi gibi olan ama aslında nesi olduğu da belli olmayan şu adını değiştiren adam ile lunga arasında geçmişte gay ilişki yaşandığını işaret eden 2 saniyelik yakınlaşma niye vardı? bunların gay olup olmamasının, adamın adını değiştirip köye straight biri olarak gelmesinin filme katkısı neydi? belki vardı ama bize geçmedi.
    --- spoiler ---

    sonuç olarak, alabildiğine basit konusuna rağmen hafiften çorbaya dönmüş, rafinelikten hayli uzak kalabalık bir film. yine de izlendiğine pişman edecek kötülükte değil.

    ha bir de, giriş müziği kalp ben.

    https://www.youtube.com/watch?v=6khzzkcsome
  • çok dağınık bir film ancak iki saatin nasıl geçtiği anlaşılmayacak kadar da akıcı. oyunculuk konusuna değinmeyeceğim zira onun öncesinde giriş- gelişme- sonuç ekseninde ilerlemeyen bir olay örgüsü var. beklediğimi bulamasam da sıkılmadım ve tüm olmamışlarına rağmen filmi beğendim.

    puanım: 7/10
  • hostel sanat filmi olsaydı ama bi şakalar bi komiklikler de olsaydı filmi.

    vasat bir film. nasıl jüri ödülü almış, ilginç.
  • ben çok beğendim. alegori falan kısmına girmeyeceğim.
    senaryosu nefis yazılmış, nefis çekilmiş, nefis oynanmış.
    bir kez daha beni insanlıktan nefret ettirdiler...