şükela:  tümü | bugün
  • başrolünü harvey keitel'in oynadığı, abel ferrara'nın yönettiği, 1992 yapımı film. senaryo da ferrara'ya ait. filmde keitel'in kızı rolünü, gerçek kızı stella keitel oynamaktadır.
  • hatırlanamayan bir dönemin çöküş sonrası, kıstırılmış ruh haliyle açılan film. hiçbir yere ulaşmayan diyalog/monologlar sayesinde havada asılı bırakılan bir oyuncu mekan ilişkisi yaratıyor. bu ilişki ağı, filmin belgesel olmaya yatkın atmosferi bulup çıkarma isteğiyle öncelikli seçimlerini yansıtmak açısından önemli. kamera açıları merkezdeki karakterin dünyasının yanından akan dünyanın saflığıyla bütünleşme gayretinde değil. merkez aynı zamanda kurguyu yönlendiren ve ona duygu tonları yükleyen zamansal kesitler. hayatın gözlerin önünden geçmesi-kurgu anlayışı. her bir parçacık aynı çöküşten çeşitlenen farklı bir serüven anı. özellikle araba içinden arka plana yaklaşım, bu buharlaşmış olay örgülerini daha net bir şekilde, fazladan bir bilgi olarak zihne yediriyor. ses köprüleri karakterin gerçek incilini yansıtan kirlenmiş bir modern zaman kesiti. bu, uyuyan ruhun kendi bedenini sorgulama anındaki boşluklar olarak ekrana yansıyor.
    çok temel bir abel ferrara ve gerçek hayat ilişkisi hakim tüm bu olup bitene. kötü polisin adı anılmıyor çünkü bir yaratılan olarak o tür bir gerçeklik ona çok görülüyor. herhangi birinin herhangi bir yerdeki zaman ve mekan ilişkisi. sürüklenişin canlı tanıklığı. rahibeye tecavüz olayının araştırılma esnası ise ruhla bedenin aynı zaman biriminde buluşma isteğiyle mesafeleşiyor. buradaki mesafe karakterle dinsel bir kurtuluş fırsatının bilinçte yakınlaşması. sonuçta temel parçacıklar kesik anları birleştirme yoluna gidiyor. karakter kendiyle özdeşleştirebileceği herhangi bir şey için yanıp tutuşurken hep son infaz günü yaşanıyor. ait olma isteği, ya da sadece istek, bir beklenti, uzun vadede yeni bir yaşam düşü. olay örgüsü kendi karanlığına o kadar ait ki. ruhani bir sıçramanın bedensel tepkileri yalnızca kesebileceğine olan inanç, yerinde yapılan duraksama anlarıyla belirginleşiyor. ama ruh temizlenme aşamasına girse de yeniden başlanabilecek bir inanç sistematiği boşluğu hala sabit. rahibe affediyor. kendini affediyor. bu tanıklık anı ahlaki açılımları değil, daha çok içinde bulunulan dünyayı ve onun yarının didikliyor. farklı bir anlamdır manın kendi hayatlarımıza sunduğu yeni bir başlangıç anı. bad lieutenant görmek üzerine bir film, gözleri açan deneyimlerin, insanları seçim yapma anlarına taşıması. karakter sadece kendi merkezinden yönleniyor. new york şehri ise evrenin mutlak yörüngesinden. bunu görememenin sıkıntısı. yeniden başlama inancını da emip yok ediyor. gerçek bir bilinç dışılık. farkında lığın karşıtı her şey ve yorgun düşmek-bu bakıp ta görmemenin temel sonucu.
  • abel ferrara nın filmografisinde king of new york dan sonra gelen ve driller killer la birlikte new york suç üçlemesinin polis kanadını yaratan film.
    harvel keitel; gambler, thief, junkie, killer, cop rollerini teke indirgeyerek mükemmel oynuyor.
  • film, harvey keitel in bad lieutenant diye açılır. ne güzel de anlatır durumu. çünkü hakikaten harvey keitel o karaktere bürünmüş, içine girmiştir. ve filmin martin scorsese'nin mean streets ve taxi driver'ını hatırlatması sadece harvey keitel'dan değildir. kilise, fuhuş, ahlaki çöküntü tamam da bad lieutenant bir travis bickle da değildir. o sadece kötüdür, ne sebep bellidir, ne de amaç. ondandır ki filmin köşeli kurgusu, pastel renkleri karakterin tribiyle müthiş uyum sağlar.

    film sonu itibarıyla biraz muhafazakar bir yapıya bürünse de bu bir döngüye de işaret ediyor olabilir pekala. zira teğmenin gençlere parayı verdiği kutunun üzerindeki resimler oldukça mandardır, ayrıca onları otobüsle yollayıp uzaklaştırdığı yer ise kendi şehridir. düzgün bir hayata yerin kalmadığını söylediği şehir. o yüzden de son sahnenin gerçekleştiği caddenin karşısında şöyle bir yazı dikkati çeker: it all happens here. her şeyin gerçekleştiği yer orasıdır, teğmenin şehridir.
  • sinema sanatının gördüğü en yoz kanun adamı portresinin anlatıldığı kült film.

    --- spoiler ---

    iyiyi simgeleyen rahibe tecavüze uğramasına rağmen kirletilemiyor. filme adını veren "kötü" teğmenimiz ise ne yaparsa yapsın iyi olamıyor ve olamayacak. final sahnesinde rahibenin affettiği tecavüzcüleri ellerine 30000 dolar nakit tutuşturarak göndermesi de doğru gibi görünen yanlış bir harekettir. rahibenin o gençleri affetme hakkı vardır ancak kanun adamı olan kötü teğmenin bunu yapmaya hakkı yoktur.

    --- spoiler ---
  • new order'dan bernard sumner ve phil cunningham'ın kurduğu yeni grup. aynı zamanda gene new order'dan stephen morris ve blur'dan alex james da katkıda bulunanlar arasındaymış. heyecan verici.
  • film hakkında söylenmesi gereken en başlıca şey, harvey keitel'ın kusursuz oyunculuğudur. film tek bir karakter üzerinden işlendiği için keitel'e büyük bir iş düşüyor. bu bağlamda keitel, çok iyi bir performans sergiliyor. film eksiksiz bir suçlu portresini takdire şayan şekilde çiziyor. bad lieutenant'da, tamamıyla kötü bir karakter yaratılması için, abel ferrara elinden geleni yapmış. yasaların verdiği gücü, toplum için değil kendisi için kullanan bir polisin her türlü kötülükle bezenmiş hayat hikayesi, izleyiciyi derinden etkiliyor. teğmen, uyuşturucu bağımlısı, amaçsızca kötülük yapan, suçluları cezalandırmak yerine onlarla iş birliği içinde olan, suçları kendi yöntemleriyle halleden, her şeyiyle kendisi için yaşayan bir polistir. yaptığı şeylerden pişman olsa da yine suç işlemeye devam eder. çünkü tek başına iyi olamayacağını düşünür. büyük bir güç (tanrı, isa) yardım etmeden iyi olamayacağını düşünen teğmen, kötü biri olmaktan asla vazgeçmez. iyi olmak ona çok zor gelir. halbuki kötü olmak kolaydır; o bir polistir ve kötü biri olmak için elinde büyük bir avantaj vardır. bu kötülüğü ona zarar verse de sadece kötüdür. ne mesleğini ciddiye alır, ne suçlulara gerektiği muameleyi yapar ne de insanlara yardım eder. aksine işlenen suçları bile kendi lehine çevirerek zevki için kullanır. bunun en belirgin örneği, eliyeti olmayan iki genç kızla yaşadığı sarsıcı sahnedir. filmde din ve suç ilişkisi işlense de filmin bu yönü pek etkili olmaz. çünkü başkarakterin kötülüğü filmin anlattığı şeyin bile ötesine geçiyor. karakter, kızları zevki için kullanmaktan, taciz etmekten çekinmeyen birisi olduğu için tecavüze uğrayan rahibe onun için pek de anlam taşımaz.

    sonuç olarak bad lieutenant, harvey keitel'ın mükemmel oyunluğu ile devleştiği, bir insanın ne kadar kötü olabileceğini sarsıcı bir şekilde gösteren, etkileyici bir suç filmi.
  • ilk albümleri olan never cry another tear'ı geçtiğimiz sene çıkartan new order dölü grup..
  • yeni versiyonunda nicolas cage'ın öttürdüğü film olmuştur. kaçırılmaması gerekendir.