şükela:  tümü | bugün
  • bu kadar çek beğenmemde bir açıkhava sinemasında yıldızlar altında izlemiş olmamın katkısı olduğuna inandığım, sakin hikayesi ve muhteşem müziğiyle beni büyüleyen, sarı mavi bi film
  • arkadaşlık hakkında seyrettiğim en güzel filmlerden biri, whoopi goldberg bu filmin dizisi yapılmıştı ve orada brenda rolünde oynamıştı. filmde ise bu rol cch pounder'ın idi. bu film çok iyidir diyebiliyorsak bunun başlıca nedeni, bahsi geçen iriyarı şişman kadın (marianne sagebrecht) ve cch pounder'dır.
  • yonetmeni alman percy adlondur.
  • jasmine bir buyu setinden ogrendigi numaralarla kervan gecmeyen bozkirin ortasindaki cafeyi ve hayatlarini cafeye baglamis insanlari oyle bir degistirir ki iste sihir odur. ve gittiginde de magic is gone der barin arkasinda uyuklayan adam ve de o noktaya kadar dogasina uygun ucuslar yapan bumerang cotank diye su kulesine carpar. asik olunasi bir karakterdir su jasmine.
  • orijinal adi out of rosenheim olan, alman sinemasinin mucizelerinden birisi. ayrica calling you sarkisini kim unutabilir.
  • bugun geriye donup bakinca sanirim halihazirda sakladigimiz kendine yonelik sempatimizin, seyrettigimiz ilk kucuk butceli, -yaygin deyimiyle- indietarzda film olmasindan kaynaklandigini ayrimsamaktayiz. california colunde metruk bir cafe ve oraya takilan ekzantrik mudavimler ve yolunu sasirmislar mevzuyu olusturuyordu. yonetmeni percy adlonolan bu filmin en one cikan karakteri cch pounderidi. jack palance in da onemli rollerden birinde oldugu filmde birde sihirbaz tombul bir teyze vardi "it's magic"...
  • adını asla bilemeyeceğiniz ama hayatınıza bir şekilde bir anlık girmiş ve o bir an içinde bakışınızı değiştirmiş, zor giden bir gecede sabaha çıkmanıza sebep olmuş, size insanlığın hala bazı insanlar için ölmediğinin işaretini vermiş birileri hep olmuştur. dilini bilmediğin bir memlekette soyulup soğana çevrildiğin ve ağlamaklı bir ifadeyle etrafına boş boş baktığın anda çıka gelmiştir. seni oteline götürmüştür. polisi aramıştır. bir miktar para çıkarıp vermiştir, geri ödenmesini istemeden.

    koskoca bir metropolde önüne pat diye bir güvercin düşmüştür; kurtaramamışsındır. hayatının muhasebe defteri o saat açılmıştır önünde. gördüklerin karşısında dibe vurduğun o an, biri hiç düşünmeden sarılıp, sıvazlamıştır sırtını.

    yaban ellerde, sabahın köründe belki de siftahını yapan taksi şoförü, para çıkışmayınca kendi dilinden “canın sağolsun” demiştir mesela; yüreğin dura yazmıştır. dünya ahret borçlu olacağını bilirsin o adama.

    iki tost ekmeği arasına ince bir dilim cheddardan oluşan tek öğününü alabilmek için, kaldırıma atılan bozuk paraları topladığın günlerde, konfeksiyon atölyesinde aynı tezgahta çalıştığın ve senin aksine, bu hayatı yaşamaktan başka şansı olmayan bir adam soğan ekmeğini paylaşır seninle.

    ezberlemek için yüzlerine bakmışsındır uzun uzun, unutacağını bilerek. kalbinde yer edinmişlerdir. birgün tekrar karşılaşmak ve bir hayrının dokunmasını istersin o insanlara. hayatın sana armağanıdır onlar ve sen de aynı şekilde hayata borcunu ödemek arzusuyla yanıp tutuşursun.

    bagdat cafe, o adını asla bilmediğin ama gönlünde yer etmiş insanlar gibi bir film işte. 1989 yazında izlemiştim ve sözlük’te rastlamasaydım şu ana kadar aklıma bile gelmeyecekti. filme ilişkin kapsamlı bir giriş yapılmadığı için borcumu ödemek istiyorum. benim hayatta bir duruşum varsa, oluşumunda etkisi olan bir filmdir bagdat cafe. değiştirmek için dönüşmek gerekmez. altını çizmeden, üstelemeden, insanları aptal yerine koymadan, büyük harflerle konuşma(san)dan da, bir yer edinebilirsin insanların yaşamında.

    bir rüyanın sonu, bir çölün kıyısında gelse de, aynı çöl yeni bir yaşamın başlangıcı da olabilir.

    film percy adlon tarafından amerika’da ingilizce çekilen bir alman filmi.

    --- spoiler ---
    film, kuş uçmaz kervan geçmez mojave çölü'nün ortasındaki döküntü, destur de gir bir motel-cafe'de geçer. amerika turuna çıkmış olan alman bir karı koca’nın küfürbaz, asabi koca ayağı burnundan getirmektedir kadının. orta yaşlı, tombulcuk, pembe yanaklı, saçları itinayla toplanıp spreyle sabitlenmiş orta sınıf ev kadını görünümlü jasmin (marianne sagebrecht) daha fazla dayanamaz ve bavulunu kaptığı gibi fırlar arabadan dışarı. mercedes kızgın güneşin altında uzaklaşırken, esen sıcak rüzgarı, tozu ve ıssızlığı hisseder insan.

    burası, umutsuzlar barınağı, bütün umutların toplaşıp firar ettiği bir yer. yaz sıcağında, lüks otobüslerden birinin camına başınızı yaslamış, orta anadolu bozkırından, gideceğiniz yerin hayaliyle mutlu mesut geçerken, yol kıyısında gözünüze bir an çarpan, sonra kayıp giden görüntülerden biri.

    gövdesi kadar kocaman valiziyle jasmin, motelin kapısından içeri girer ve bir oda ister. böylece motel sakinleriyle tanışmaya başlarız. motelin ve cafenin sahibi brenda ve çocukları, yakınlardaki bir treylerde yaşayan set ressamı rudi (jack palance), zamanını dövmeler yaparak geçiren aksi debby, italyan aşcı.

    jasmin’in temizlik takıntısı, motel sakinlerinin şaşkın bakışları arasında kendi odasından motelin diğer odalarını ve sonunda tamamını temzilemeye dönüşür. brenda’ya temizlik ve yaşam standartlarının korunmasına ilişkin söylev çeken, saçının teli dahi bozulmayan, jasmin’in kuralcılığı gün be gün erir gider.

    jasmin, peri masallarındaki tombul iyilik perisine benzer. hatta bir iki sihirbazlık numarası dahi bilmektedir. o’nun gelişiyle birlikte, motele uğrayanların sayısı artmaya başlar. yemekler düzelir, ortam çiçekleşir. müşterilerin rol almak zorunda oldukları kabare şovlar düzenlenir. kıyıda gezinen birbiriyle alakasız insanların dalmadan önce aldıkları son nefes gibidir burası.

    hayat hep böyle güllük gülistanlık değildir elbet. durmadan ağlayan bebekler, maddi zorluklar, yaşamın ucuna gelmiş, ipi boğazlarına geçirmiş insanlar. bu cafe’de her an herşey olabilir. en beklenmedik, en beklenilmeyen anda tezahür eder. umut ve hayal kırıklığı yanyana gider.
    --- spoiler ---
  • barselonada bulunan ve avrupada en iyi canlı seks şovlarının orda olduğunu söyleyen mekan.girişinde 2 rambo bekler.
    giriş ücretini nineteen (rakamla 19) sanarsınız fakat rambo abi yok yok nine-zero (rakamla 90) diye sizi düzeltir.

    oha çok pahalı diye tepki verince 90 euroluk pakette 16 farklı çiftin sahneye çıkacağını ve size şirketten bir kere blowjob hediye olduğunu söyler.
    şok olunur , kaçılır.
  • çekim teknikleriyle olsun, oyunculuğuyla olsun, ekspresyonizmin etkileri içinde bir senaryoya sahibi oluşuyla olsun gayet güzel bir film.