şükela:  tümü | bugün
  • sovyet tehlikesine karşı, ırak ve türkiye'nin 24 şubat 1955 tarihinde imzaladığı, daha sonra ingiltere, pakistan ve iran'ın da katıldığı birlik.
  • (bkz: cento)
  • (bkz: rcd)
  • mısır olmadan imzalanan pakt.

    truman gidip yerine eisenhower başkan olunca, abd dış işleri koltuğuna john foster dulles oturdu. tam bir pakt manyağı idi dulles. kahire’ ye gitti ve nasır la görüştü. nasır’ ın sırdaşı heykel’ e göre, mısır’ ın bu pakta katılmasının önemli olduğunu anlattı. nasır ise nedenini sorunca, “sovyetler birliği’ ne karşı” cevabını aldı. nasır, sscb ile hiçbir sorunları olmadığını belirtti. sscb, mısır’ dan 7500 km uzakta idi. ingiltere ise 70 yıl mısır’ da kalmıştı.

    sonuçta dulles nasır’ ı bu pakta ikna edemedi. türkiye başbakanı adnan menderes ise, böyle bir pakt için dünden hazırdı.

    mahmut dikerdem’ in yazısı ile ;

    “bağdat paktı’ nın imzalandığı haberi , mısır’ da kızılca kıyameti kopardı. o güne kadar türk hükümetinin zorlamalarıyla yaratılmaya çalışılan dostluk havası yerini ve ne yazık ki bayağıca bir türk düşmanlığına bıraktı. nasır’ dan ve ‘sahibinin sesi’ görevini üstlenmiş el-ahram başyazarı hasaneyn heykel’ den aldığı işaret üzerine, mısır basını ve arap sesi radyosu türkiye’ ye o denli ağır saldırılarda bulunuyordu ki, bir türk temsilcisinin sinirlerinin bozulmaması olanaksızdı.”

    nasır,bağdat paktı’ nı yıkmak için mücadeleye girmiştir.
  • ülkemizde 27 mayıs darbesine zemin hazırlayan en önemli unsurlardan birisi olmuştur.
    parçalanmış, birliği bozulmuş ve perişan durumdaki islam ülkelerini yeniden toparlamak, fikir birliği oluşturmak ve başta sovyetler birliği olmak üzere, dış tehditlere karşı birlikte hareket etmelerini sağlamak amacıyla türkiye'nin liderliğinde kurulan bu pakta imza koyan ülkeler ve liderleri, bundan rahatsızlık duyan güçlerin bir numaralı hedefi haline gelivermiştir. pakta imza koyan ülkelerden olan pakistan'da darbe yapılmış ve devlet başkanı iskender mirza sürgün edilerek, ülkesinden kovulmuştur. ırak adına paktı imzalayan nuri said paşa öldürülmekle kalmamış, gömüldükten sonra cesedi çıkartılıp yakılmış ve bir direğe asılmıştır. kral faysal, ankara'ya gitmek üzere hava alanına geldiği sırada yakalanmış ve yalnız kendisi değil çocukları dahi katledilmiştir.
    peki bağdat paktı'na türkiye adına kim ya da kimler imza atmıştı? başbakan adnan menderes, dışişleri bakanı f.rüştü zorlu ve maliye bakanı hasan polatkan.
    darbe heveslileri ve çığırtkanları bir kez daha düşünsün, darbenin kime ve hangi amaca hizmet ettiğini, neyi hedeflediğini..
  • abd'nin zorlamasıyla kurulan yapay bir örgüttür ve başarılı olamamıştır. türkiye nato'ya alınabilmek için ortadoğu'nun savunucusu olmaya söz vermiştir, ancak tüm askerlerini nato'ya verdiği için askeri caydırıcılığı olmamıştır. ortadoğu'da ülkeler arasında daha fazla bölünmeye neden olmuştur ki aslında beklenti tam aksi yöndedir. türkiye, iran ve pakistan bir safta yer alırken; mısır, yemen, suriye ve suudi arabistan karşı çıkmış, lübnan ve ürdün ise tarafsız kalmayı tercih etmiştir.
    türkiye'nin çağrısı üzerine ürdün katılmak istese de halk ayaklanınca geri adım atmış sonrasında lübnan da cesaret edememiştir. mısır, suriye ve israil'in yanı sıra sovyetler de tepki göstermiş sonunda türkiye de pişman olmuştur.

    temelini abd attığı halde paktta yer almamıştır çünkü:
    - az da olsa mısır ve suudi arabistan ile anlaşma yapma ihtimali vardır ve paktta türkiye'nin olması tepki çekmiştir.
    - sovyetler'i çok fazla kışkırtmak istememiştir.
    - dostu israil'i gücendirme endişesi vardır.
    -bu tür bir anlaşmayı senatonun onayına sunmayı göze alamamıştır.
  • bölgede yaşananlar neo-bağdat paktı benzeri bir oluşuma doğru gidildiğinin işaretlerini taşıyor.

    türkiye-iran-ırak-pakistan bölge aktörleri olarak.

    britanya-rusya-çin de destekleyici aktörler olarak.

    konseptin ana ekseni ise abd'yi dışarıda bırakmak. barzani'nin şu sıralar dayak yemesi, ıkby'nin kazanımlarının 1992 boyutuna gerileyeceğinin sinyalleri vs. hepsi buna işaret.

    britanya-abd arasındaki dillendirilmeyen soğuk savaşı ve diğer hegemonik güçler arası çelişkileri devlet aklımız iyi kullanırsa türkiye içine girdiği çıkmazdan yüzünün akıyla çıkabilir.

    dış politikada tanzimat aklını çalıştırmak gerek böylesi zamanlarda.
  • sovyet rusya'nın ortadoğu'ya sızmasını önlemek amacıyla imzalanmış ama arap dünyasındaki bölünmeler sebebiyle sovyetlerin ortadoğu'ya girişini kolaylaştırmıştır.

    şöyle ki; bu fikir esasında amerika tarafından ortaya atılmıştır ancak türkiye tarafından gerçekleştirilmiştir. 1955 şubat ayında türkiye ve ırak arasında, bağdat'ta imzalanmıştır. imzalandıktan sonra tarihsel sıra ile; ingiltere, pakistan ve iran da pakta katılmıştır. bu birleşmeye rağmen olaylar başta düşünüldüğü gibi gitmemiş, arap dünyası üç gruba bölünmüştür.

    birinci grup pakta katılan ırak, pakistan ve iran;
    ikinci grup paktın şiddetle karşısında olan mısır, suriye, suudi arabistan ve yemen;
    üçüncü grup ise iki grubun da dışında kalan ürdün ve lübnan'dır.

    arap dünyasına sovyet girişini önlemek amacıyla yapılmak istenen pakt, sovyetlerin bu bölgeye girişini kolaylaştırmıştır.
  • sscb'ye karşı nato'nun bir uzantısı olarak orta doğu'da türkiye, iran, ırak, pakistan ve ingiltere arasında 1955 yılında kurulan karşılıklı güvenlik ve savunma örgütüdür.

    1950'li yılların başında türk dış politikası, 1949 yılındaki avrupa konseyi ve 1952 yılındaki nato üyeliği sonrası orta doğu'ya yönelmiş gözüküyordu. orta doğu arap devletlerinin gözleri ise mısır'daydı, daha doğrusu cemal abdülnasır'daydı. sanki büyülenmiş gibi bir halleri vardı. arap halkları, hükümetler üzerinde görünür halde olmasa bile epey etkili olabiliyorlardı.

    ingiltere, türkiye'yi orta doğu politikasının göbeğine sürmek için çok çabalıydı. ingiltere, türkiye'nin nato'ya alınmasını bile, bir orta doğu savunma anlaşması sözüne bağlamıştı. bunu aynı zamanda en büyük şart olarak da ileri sürmüştü. ileride kendisinin de katılabileceği bir anlaşmanın hazırlığını el altından ve dikkatle sürdürmekte olduğu gözden gizlenemiyordu.

    ancak amerika farklı görüşteydi. sscb tarafından avrupa'da ilk saldırıya uğrayacak devletin yugoslavya olacağı düşüncesindeydi. bu nedenle de pamuk ipliğine bağlı gibi gözüken balkan paktı 28 şubat 1953 tarihinde, türkiye, yunanistan ve yugoslavya sosyalist federal cumhuriyeti arasında imzalanmıştı ve üç ülke arasında nihai askeri iş birliğinin yolunu açmıştı.

    bu dönemde, sovyetlerin türkiye politikalarında bir yumuşama gözlenmekteydi, doğu sınırlarımızdaki toprak isteklerinden vazgeçtiklerini bildirmişlerdi. ayrıca stalin'in ölümüyle, komünist ülkelere yumuşak davranmakta ve "barış içinde birlikte yaşama" politikasına hız vermişlerdi.

    amerika birleşik devletleri başkanlığına general eisenhower seçilmişti. el attığı ilk dünya sorunu da orta doğu oluyordu. bu amaçla dış işleri bakanı john foster dulles'i orta doğu ülkelerini kapsayan bir geziye göndermişti. türkiye ve israil dahil bütün orta doğu ülkelerini ziyaret edecekti.

    bu gezi sonrasında durum pek iç açıcı değildi, orta doğu devletleri kendilerini doğrudan doğruya batılı devletlerin savunma örgütlerine bağlanmak istemiyorlardı. orta doğu'da kurulacak bir savunma örgütünün bel kemiğinin türkiye olması yönünde görüşler bulunmaktaydı. bu örgütlenmeyi ilk arzu eden de pakistan oluyordu. oysa ingilizler, kendi çıkarları yönünden, bu işin arap ülkelerinden başlayıp gelişmesini düşünüyorlardı.

    türkiye ile pakistan arasında bir yakınlaşma, hatta nisan 1954 tarihinde bir anlaşma olmuştu. bu, orta doğu savunma örgütü için ilk adım olarak nitelenmekteydi. ancak, bu örgüt, arap devletleri katılmadığı sürece bir anlam taşımayacaktı. arap devletleri ise, bu işin arkasında batılı devletleri gördüğü için devamlı kuşku duyuyordu. kurulacak böyle bir örgütün içinde batılı devletlerin bulunmasını istemiyorlardı.
    orta doğu'da batıya açılabilecek ilk pencere olarak ırak görülmekteydi. son dönemde türk-ırak ilişkileri canlanma dönemine girmişti.

    2 eylül 1954 tarihinde ırak veliahtı abdülillâh türkiye'ye bir ziyarette bulunuyor ve başbakan adnan menderes ile görüşmelerde bulunuyor. adnan menderes ile birlikte izmir'de izmir fuarınını geziyor. veliahtı abdülillâh, ırak'ın üçüncü kralı gazi bin faysal'ın kuzenidir ve kral 2. faysal'ın 1939 yılında küçük yaşta tahta geçmesinden sonra kral naipliğini üstlenmiştir. "veliaht" deyip geçmek pek doğru bir tutum değildir, bu kritik dönemde 13 yıl boyunca tek sorumlu olarak ırak'ı tek başına yönetmiştir.

    görünüm oydu ki, menderes ırak ile yapılabilecek bir ikili anlaşma için bir çok fedekârlıkları göze almıştı. ankara, arap ülkeleriyle ilişkiler konusunda canlı ve istekliydi, ancak mısır'ın tutumundan çekiniliyordu. kendisini kayıtsız şartsız arap dünyasının lideri gören cemal abdülnasır, türkiye ile ırak arasındaki yakınlaşmayı kesinlikle istemiyordu. ırak başbakanı nuri said paşa, batı ile ilişki kurmaya yatkın görünüyordu, bu yakınlaşmanın israil karşısında ırak'ı güçlendireceğine inanmaktaydı.

    1954 yılı ekim ayında ırak başbakanı nuri said paşa ingiltere'ye bir ziyarette bulunuyor. bu ziyaretin dönüşünde de türkiye'ye uğruyor. bu ziyaret sırasında orta doğu'nun savunma düzeni üzerine açıkça ve cesaretle konuştuğu aşikardır. bu durumun, mısır'ın süveyş kanalı için ingilizler ile yapmış olduğu anlaşmadan ileri geldiği açıkça anlaşılmış oluyordu.

    ingiltere, kendi liderliğinde, ya da himayesinde bir orta doğu antlaşmasını şiddetle istemekteydi. nuri said paşa ise ingilizlerin orta doğu politikasında en çok güvendikleri adamdı. ingilizler orta doğunun geleceğinin "gediksiz birleşik bir güvenlik cephesi kurulmasıyla sağlanacağını" savunmaktaydı ve bu düşünce türk dış politikasına da uygun düşmekteydi.

    ırak başbakanı nuri said paşa'nın ingiltere ziyareti sonrası türkiye'ye uğraması ve on gün kadar kalarak türk yöneticiler ile konuşması, bağdat'ın çalkalanmasına yetmişti. aydın zümre bir türlü mısır başkanı nasır'dan sıyrılamıyordu. bu nedenle de açıktan açığa türk-ırak anlaşmasından yana olamıyor, her olaya filistin açısından bakıyordu.

    1955 yılı ocak ayında dış işleri bakanı fuat köprülü ile birlikte başbakan adnan menderes bir hafta süren bağdat ziyaretine çıkıyor. 12 ocak tarihinde bir bildiri yayınlanıyor:

    "türkiye ve ırak hükümetleri, orta doğu'da istikrarın kurulması, tecavüz niyetlerin önlenmesi, güvenliğin pekiştirilmesi ve barışın sağlanması amacıyla bir güvenlik anlaşması yapıyorlar. bu anlaşma bölgedeki tüm devletlere de açıktır."

    ortak yapılan bu bildiri adeta bir çağrı niteliği taşımaktaydı. menderes türk-ırak ikili anlaşmasının orta doğu'da yapılması düşünülen güvenlik paktının ilk ve sağlam temel taşı sayıyordu. bu nedenledir ki bağdat dönüşü şam'a da uğruyor, suriye başbakanı ile görüştükten sonra lübnan'a geçiyor. her iki devlet ile yapılan temasların olumlu bir sonuç verdiği söylenemezdi. mısır ise böyle bir ırak-türkiye ikili anlaşmasının, arap birliğinin bütünlüğünü bozacağını açıklamıştı.

    başbakan menderes bağdat'dan ayrılır ayrımaz hoş olmayan olaylar başgöstermiş, basın, türk-ırak ikili anlaşmasını hoş karşılamamış, gençlik gösterileri başlamıştı. hatta bir gece türk büyükelçiliği bahçesine bomba atılmıştı. bu tepkiler mısır'dan geliyordu, arap ülkeleri için cemal abdülnasır aranan lider durumunda görülüyordu.

    adnan menderes'in türkiye'ye dönüşünden hemen sonra mısır milli istikamet bakanı salah salim:
    "... bölge savunması arap devletleri ortak güvenlik paktı vasıtasiyle yapılmalıdır. ırak'ın türkiye ile yapacağı ikili anlaşma, arap birliğine indirilmiş büyük bir darbe olacaktır. arap biriliğini parçalayabilecek nitelikte bir girişkenliktir." diyecektir.

    türkiye ile ırak arasında karşılıklı iş birliği anlaşması 24 şubat 1955 tarihinde bağdat kerrade bölgesindeki beyaz saray'da başbakan menderes katılımıyla imzalanyor. anlaşmanın imzalanmasından sonra anlaşmaya karşı çıkışlar nispeten azalıyor, ancak eski politikacılar "bu bir ingiliz oyunudur, biz ingilizleri zorla başımızdan atabilmiştik. o bile tam değildi. bu anlaşma ile onları yeniden başımıza bela edeceksiniz." diyeceklerdir.
    ırak görünüşte bağımsızdı. ama ingilizler, yönetim kademelerinde,eğitimde ve orduda, görünmeyen ve fakat daima hissedilir bir güç halindeydiler. kendi politikalarını bu güçlerin yardımı ile sürdürmesini de iyi bir biçimde becerebiliyorlardı.

    ingiltere'nin ırak'ta üsleri vardı. üs bulundurma hakkı kısa bir süre sonra sona erecekti. süveyş'in ise elden çıkabileceği apaçık görülebiliyordu. ingiltere böyle bir anlaşmaya girebilirse 1956 yılında sona erecek olan basra üsleri konusunda olumlu bir çözüm bulmuş olacaktı.

    ırak'ta eski politikacılar, ileri gelenler ingilizlerin pakta girmesine karşıydılar. fakat bütün bunlara rağmen ingiltere pakta giriyordu. çünkü antlaşmanın 5. maddesi:

    ".... bölgenin güven ve barışı ile ilgili ...." devletlerin pakt'a girişini açık tutuyordu. ingiltere de bu açık kapıdan elini kolunu sallayarak 4 nisan 1955 tarihinde pakta giriyordu. bağdat paktına girmek ingiltere açısından çok büyük değer ifade etmekteydi. süveyş'deki üslerin bırakılmasıyla tehlikeye düşen basra körfezindeki çıkarları güvenceye kavuşmuş oluyordu. tüm bunlardan daha önemlisi de petrol çıkarlarıdır. bağdat paktı ile ingilizler ırak ile yapmış oldukları ikili anlaşmayla hem petrolü sağlamışlar, hem de korunmasını güvence altına almışlardır.

    şimdi paktı yürütenlerin çabası iran ve pakistan üzerinde toplanıyordu. pakistan ile türkiye arasında 1954 yılında yapılmış dostluk ve iş birliği anlaşması bulunuyordu. pakistan bağdat paktına dördüncü üye devlet olarak katılmak istiyordu. pakistan'ın da hindistan'dan yana kaygısı büyüktü. kendisini güvence altında görmek istiyordu. böylece 23 eylül 1955 tarihinde pakistan da bağdat paktına üye olarak girmiş oluyordu.

    türkiye'den pakistan'a kadar alanda boş bir alan kalmıştı. bu da iran'dı. iran bir tercih yapmak istemiyordu, bağımsız politika izlemekteydi. fakat şah, batı'ya dönük bir politika izlemeye meyilli görünüyordu. iran üzerindeki çabalar da olumlu sonuç vermişti. 3 kasım 1955 tarinde iran'ın katılımıyla bağdat paktı 5 üyeli bir örgüt haline geliyordu. abd ise pakta katılmaktan kaçınmış, gözlemci olarak yer almayı seçmişti. böylelikle sovyet güney sınırı boyunca, sovyet genişlemesine karşı yeni bir baraj kurulmuş oluyordu.

    paktın genişletilmesi yönündeki çabalar suriye üzerinde etkili olamıyordu. suriye'nin gözü daima mısır üzerindeydi. mısır'da bundan hızlıca yararlanarak suriye ile bir anlaşma imzaladı, sonra da benzer bir anlaşmayı suudi arabistan ile yapmıştı. anlaşma "savaşta ve barışta iki devletin silahlı kuvvetlerinin ortak bir kumandanlık emrine konulması"nı öngörüyordu. ingilizlerin ürdün üzerindeki çabaları da bir sonuç vermiyordu. ırak da akrabalıklarına rağmen ikna edemiyordu.

    oysa pakt kurulurken orta doğu devletlerinin lideri türkiye diye düşünülmüştü. bu görüş doğrudan doğruya türk dış politikasınındı. ama düşünülen olmadı, ingiltere el çabukluğu ile liderliği kapıvermişti. orta doğu paktından beklenen sonuç alınamamıştı. istenen güvenlik de yoktu. sadece ingilizler istediklerini ve çıkarlarını güvence altına almışlardı.

    ileriki yıllarda, pakt üyeliğiyle arap dünyasını karşısına alan ırak'ta kral 2.faysal ile nuri said paşa 14 temmuz darbesi ile devrilecekti. darbenin olduğu gün, ankara’da bağdat paktı toplantısı için ırak kralı faysal beklenmekteydi. 14-19 temmuz 1958 tarihleri arasında bağdat paktı toplantısına katılmak için gelen pakistan cumhurbaşkanı, iran şahı ve türk liderler, kral faysal ile başbakan nuri said’in öldürüldüğü haberini duyduklarında büyük bir şok yaşamışlardır. bu darbe örgüt yapısını zayıflattı. ırak'ın 24 mart 1959'da örgütten çekilmesiyle merkezi ankara'ya taşınan paktın adı, 21 ağustos 1959'da cento (central treaty organisation - merkezi antlaşma teşkilatı) olarak değiştirildi.

    pakt yeni kimliğiyle bu tarihten itibaren ekonomik, kültürel ve teknik iş birliği alanlarına yöneldi. 12 mart 1979'da önce pakistan’ın, ardında da ertesi gün iran’ın ayrıldıklarını açıklamaları sonucunda, fiilen işlevsiz hale gelen cento'nun varlığı sona erdi.

    sonuçları;

    - abd'nin sadece gözlemci üye statüsünde kalıp pakta katılmayışı nedeniyle askeri açıdan hiçbir zaman güçlü bir savunma örgütü olamadı.

    - türkiye'nin 1956'da israil ile diplomatik ilişkilerini kesmesi bile örgüte yeni bir arap ülkesinin katılımını sağlayamadı.

    - abd tarafından sovyetler birliği’ne karşı bir set çekilme projesi olarak düşünülen pakt, tam tersine sovyetler birliği’nin bölgedeki popülaritesini yükselterek, soğuk savaş sırasında mısır ve suriye gibi radikal arap ülkelerinin sscb'ye yakınlaşmasına yol açtı.

    - 26 temmuz 1956 tarihinde mısır başkanı nasır'ın süveyş kanalını kamulaştırma kararı sonrası (bkz: süveyş krizi) patlak verdi. ingiltere ve fransa mısır'a askeri müdalede bulundu, sina yarımadası israil tarafından 1957 yılına kadar işgal edildi.

    - süveyş krizinde ingiltere ve fransa'yı geri çekilmeye zorlayan sovyetler birliği'ydi. bu tarihten sonra bölgede sovyetler'in prestiji hızla artmaya başladı.

    - 1 şubat 1958'de suriye, mısır ile birleşti ve birleşik arap cumhuriyeti kuruldu.

    - ırak ve ürdün krallıkları benzer bir ittifak kurdular, 14 şubat 1958'de resmi olarak arap federasyonu kuruldu. haşimi ailesinin kıdemli üyesi faysal devlet başkanı oldu.

    - 14 temmuz 1958'de (bkz: 1958 ırak darbesi) sırasında, kral 2.faysal, veliaht abdülillâh, başbakan nuri said paşa ve kraliyet ailesinin neredeyse tamamı öldürüldü. darbe, ırak ve ürdün arasında sadece 6 ay önce kurulan haşimi arap federasyonu'nu sona erdirdi. darbeci abdülkerim kasım, ramazan devrimi'nde devrildiği ve öldürüldüğü 1963 yılına kadar başbakan olarak iktidarda kaldı.

    kaynak: menderes devri anıları (nilüfer matbaacılık/istanbul) yazan: bekir tünay

    bekir tünay, 1953-1957 yılları arasında bağdat askeri ataşeliği görevini yürütmüş, veliaht abdülillâh'ın güvenini kazanarak, onun en yakın arkadaşı olmuş, bağdat paktının kuruluşunda sarayla kişisel dostluğundan yararlanarak adnan menderes'e yardımlarda bulunmuştur.

    ek bilgi: bağdat paktı maddeleri şuradan görülebilir
    türkiye, iran, ırak ve afganistan arasında 1937 tarihindeki bir önceki versiyonu için (bkz: sadabat paktı)

hesabın var mı? giriş yap