• afilifilintalar taifesine henüz avdet etmiş bir şekerlemedir.
  • dikkat çeken yazardır, iyidir. başka da bir şey bilmem hakkında, kimdir, nedir.
  • afili filintalar'ın yenisi imiş. ciddi ciddi komik olduğu kanısında gibi duruyor. "abauv" diyerek birkaç alıntı:

    "stendhal’ın çamaşır günü >> otuz derecede yıkanacaklar: kırmızı ve siyah."
    "kız arkadaşım tırnak makası olsaydı eminim şöyle derdi: “anca tırnakların uzayınca aklına geliyorum."
    "dilberdudağını övmek, dilberi değil aşçıyı yüceltir. dilber, aşçının kızıysa efendi gibi tatlınızı yiyin ve kalkın."
    "twitter hakkında bir roman yazıyorum. adı: sensin salak."

    zaten afili filintalar meselesi epeyden bir baymaya başlamış idi; murat menteş şiirlerinde zamanında ne görmüş olabileceğimiz üstüne daldığımız derin düşüncelerden zar zor yırttık paçayı; bu da bir adım oldu. hayırlısı.
  • komik bir adam. kim olduğunu, naptığını açıklasınlar.

    • dedem, internetten izlediği filmi anlatıyordu: “çok ağırdı, neredeyse hiç konuşma yok, müzik yok. tam bir sanat filmi.” “adı neydi?” dedim. “loading” dedi.

    • 2023 gündemi: ilk defa bir koyundan bir insana karaciğer nakli gerçekleşti ve ilk defa bir kedi insan gibi konuştu: “o adamla tanışmak istiyorum.”

    • orhan pamuk romanları ilaç prospektüslerine benzer. önemlidir. herkes bir merakla eline alır. tamamını sadece redaktörler okur.
  • mizahçıymış kendileri, enteresan şeyler yazıyor.

    --- spoiler ---

    dedem, internetten izlediği filmi anlatıyordu: “çok ağırdı, neredeyse hiç konuşma yok, müzik yok. tam bir sanat filmi.” “adı neydi?” dedim. “loading” dedi.

    --- spoiler ---
  • (bkz: #23752480)
  • "erkekler arasındaki rekabette kozların paylaşılması için halı sahalar, kahvehaneler, trafik vs. gibi seçenekler varken kadınların bu meselede düğün makyajına sıkışıp kalması herkes için çok üzücü."
    gözlemine hayran kaldım.erkeklerin sahip olan,kavgacı ve egemen tavırlarını kadınların ise kısa alandaki dar ve sığ paslaşmalarını pek güzel anlatmış.
  • böyle güzel güzel şeyleri var:

    • yabancı bir belgesel kanalında anadolu hakkında birkaç yıl önce çekilmiş bir program izliyordum. uzak köyleri dolaşan sunucu bir çeşmenin başında durup -sanırım- ispanyolca anlatmaya başladı. ingilizce altyazıyı okudum: “bu çeşme, türkler yeni devletlerini kurduktan hemen sonra yapılmış. üzerinde yazan osmanlıca tarih 1925’i gösteriyor. yaptıran kişi mi, daha sonra onaran hayırsever mi bilmiyoruz ama üzerindeki latin harfleri ile yazılmış büyük tabelaya göre adamın ismi ‘araba yıkamak yasak’”

    • bir karpuzcuyla kaleci arasındaki fark, karpuzcunun kusursuz olmasıdır.

    • “birisini tehdit etmenin en iyi yollarından biri, bir dinamit lokumunun fitilini ateşlemektir. sonra adamı ararsın ve yanan fitili ahizeye dayarsın. ‘duyuyor musun?’ dersin. ‘bu bir dinamit bebeğim.’ ”

    • “belki insanlığı anlamak için ‘insanlık’ kelimesini incelememiz gerekiyor. basit olarak bu kelime ‘insa’ ve ‘nlık’ kelimelerinden oluşuyor. peki bu kelimelerin anlamı ne? işte burası çok gizemli.”

    • “bir çocuğun yüzü size her şeyi anlatabilir. özellikle ağız kısmı.”

    • elindeki kitapla uyuyakalan birini görünce yüzüm güler, içim sevinçle dolar ve o yazar ben olmadığım için şükrederim.

    tabi siteden de bakılıyordur elbet ama ben burada da bulunsun dedim, tamamı şurada:
    http://www.afilifilintalar.com/yazar/bcuneytyalcin

    düzeltme: espirilerin bazıları kendisine ait değil, çeviriymiş. tırnak içerisinde yazılanlar çeviri; tırnak içerisine alınmayanlar kendine ait.
    oldukça duyarlı bir uyarı almış oldum ve ben espirilerin alayını sevdim lan.
  • bugün paylaştığı yazısıyla güldürmüş ve biraz da düşündürmüş adam.

    --- spoiler ---

    amcam anlatır: bundan kırk yedi şubat önce, bir anadolu şehrinin büyük ilçelerinden birinde, o yıl kurulan heyecanlı zabıta teşkilatı birkaç fakir mahalleye gece baskını yaparak korsan üretildiği ve dağıtıldığı gerekçesiyle tonlarca meşe odununu toplayıp yakarak imha etmiş. güneş teneke çatıların arkasından turuncu soğuk göbeğiyle fırlarken şehir meydanında yakılan odunları uykulu, şaşkın ve yaşlı gözlerle izleyen ahaliden tek ve tırsak bir fısıltı yükseliyormuş: “biz de yakacaktık.”

    --- spoiler ---

    devamı için
  • "bir şeyi uzun süre bekledikten sonra umutsuzluğa kapılıp hiç içine sinmeyen başka bir şeye razı olduğun anda o beklediğin şey çıkageliyorsa ve onu mecburen hiç hak etmediği bir yere koymak zorunda kalıyorsan tetris oynuyorsun demektir." demiş.