şükela:  tümü | bugün
  • çizemem, tarif edemem, verdiği huzuru, yaşamı ifade edemem ama aşk gibi birşey diyebilirim, hiç bitmese dedirten kokudur...
  • istanbul'daki ile ankara'daki arasinda daglar kadar fark olan mis koku*. ikisi de pek güzeldir. hatta istanbul'daki, ona deniz kokusu da eslik ettigi için torpillidir ama yine de ankara'daki bahar kokusunun benzeri yoktur... hangi sehirde olursa olsun, insan disari çikinca, o kokuyu duyup gülümser. cigerleri patlatacak derinlikte bir nefes almak, o nefesi hep içinde tutmak ister. sonra neyse ki, dumanli bir otobüs geçer, insani öksürtür ve saklamaya karar verdigi nefesi alir götürür. her sey normale döner, denge bozulmaz. zaten akillardan çikarilmamasi gereken sey; bahar kokusunun ne kadar süperli oldugu degil, onunla gelen mutlulugun ne kadar aldatici ve uçucu oldugudur. dikkat etmek lazimdir.
  • pencereyi açar açmaz "geeeeğeeeel geğeeeeeel" diyerek insanı dışarı çıkmaya zorlar.
  • her maddenin çevresinde onu saran bir gaz tabakası vardır, bu gaz o maddenin gaz halidir, sıcaklık ne olursa olsun her şey buharlaşır. boka yaklaşırken önce bok kokusu duyarsın, sevgiliye yaklaşırken önce kokusu gelip burna girer. baharın kokusu da esasında bahar gelmeden algının bir yerlerine gelip yerleşmeliydi. baharın kokusu bahardan önce gelir, çünkü eğer rüzgar yoksa (nşa), her şeyin kokusu kendisinden önce gelir.

    kışın sonlarında bir zaman, ama ne zaman belli değil bir zaman, ya ruhuna (kışın ortasında kıpır kıpır olur bazen), ya kulağına (bir ilkbahar kuşu), ya gözüne (soğukların ortasında tarlada duran bir leylek) ya da başka bir algına bahar kendini belli eder, ama sen bunu farketmeyebilirsin.

    camı açınca gelen güneş, polen, ağaç kokusu ise bakire sıkıcılığındaki, çırak acemiliğindeki doğanın beceremedikleridir. doğanın deneyidir onlar, her şeyi baştan dener, beceremez, batırır. acemi olmak, ne yaptığını bilmemek, küçük bir çocuk gibi yapmak ama yanlış yapmak, bozup tekrar yapmak, bu baharın ta kendisidir, kokusu değildir. biz bunu bahar kokusu zannederiz ama bahar kendini daha önceden belli etmiştir, kokusunu daha ne zaman, havalar henüz soğukken yaymıştır.
  • eğer antalya'da yaşıyorsanız bahar kokusu eşittir yeni açmış portakal çiçeklerinin kokusudur.. başdöndürücüdür, baştan çıkartıcıdır..
  • sabah yatağınızda tembellik yaparken, perdenin arasından sızan güneş ışığının etkisiyle, pencereyi açar açmaz içeriye dolan ve sıcak havanın taşıdığı uzak bir çiçek kokusudur.
  • şu sıralar cam pencere açıkken evin içine dolan, sokağa çıkıldığında doğanın yeniden canlandırdığı çiçeklerden ulaşıp insanın yüzüne vuran ve hoş duygular hissetmemize yol açan harika koku.
  • yeşil erik ile uzun aradan sonra kavuşacağımın belirtisi olan koku.
  • hani şairin meşhur sözü vardır ya "beni bu güzel havalar mahvetti" diye.. işte o güzel havaların en güzel özelliği yanında bahar kokusunu da taşımasıdır. insanın içini nasıl kıpır kıpır ettiğini şu miskin bedenimde hissettiğimde anladım. insanın aşık olası geliyor.
  • hanfendi açılın lütfen ben hastayım'ın dahiliye ve hariciye doktoru: bahar kokusunun kokusu. sana yemin içiyorum duydum. bu yemin senin şerefine ligarba. genç değil geç kalktım. 1.5 dakikada evden çıktım. adını sen koy apartımanından sokağa fışkırdığım anda: lan noluyor? bir değil iki değil üç sabahtır. uykusuzluğun sarhoşluğa benzeyen o muhteşem dalgın umursamazlığı, düşüncelerin o muhterem disiplinsiz akışkanlığı ve kornealar ve hayat ve ılık sevgili nefeslerini anlatan yaban çileği reprodüksiyonları ve birer şiir gibi havvada uçan birtakım martı görünümlü ademler. gökyüzü yağmurlu günlerdeki dalgalı denizlere benziyor. sana yemin içiyorum içinde yüzdüm. bu yemin benim şerefime ligarba. ıslak ıslığımda nerden geldiğini bilmediğim melodiler, yürüyerek aşındıramadığım yollardan geçtim. işyerine girdim. beynim dışarıda kravatlarını çözüyor. ruhum kaldırımda ligarbayı beklerken şiir oluyor. her yerde bahar kokusun kokusu. sana yemin içiyorum tuttum. bu yemin bizim şerefimize ligarba.