şükela:  tümü | bugün
  • arkadaş yıllardır çözemediğim bir mefhum bu baharlık mont. sanırım ömrü billah da çözemeyeceğim.

    benim hatunla 8 seneye yaklaştık ayıptır söylemesi. kendinden zeki bir yaşam formuyla, yani kadınla birlikte olmaya adapte olmak biraz zor gerçekten. insan garipsiyor tabii gecenin bir vakti çamaşır sermeliyim diye uyanan bir canlıyı ama alışıyorsun. bi de benim hatun hakikaten monica elizabeth geller kadar temizlik manyağıdır. mesela yemek yerken epey dağılıyorum ben, döke saça yiyorum. kız titriyor amına koyim ben kırıntı döktükçe. gülerek bi şey anlatıyorum, hop pizzadan bi parça düştü ya mesela, bizimkinin bütün konsantrasyon kayboluyor. kafasında muhtemelen "iz yapabilir, execute! execute!" filan diyor, tam kestiremiyorum. sonra yine malumun aga kadınlar mimik yorumlama konusunda çok yaratıcı olurlar. çok ceremesini çektim kayan, devrilen, seğiren gözümün. hatta bu ben öyle hissediyorum saldırılarını bile başarılı şekilde atlattım. ya bi de yeri gelmişken kızlar, olum nedir lan bu ben öyle hissediyorum? nasıl bir his, nasıl bir altıncı hisse yenemiyorsun amına koyim. bi de kombineleri olur bunların mimiklerle, alt etmek mümkün değil;

    -selçuk sen gelmek istemiyorsun değil mi?
    +yok hatun, istiyorum gelmek.
    -yok yok, istemiyorsun sen. hareketlerinden anladım.
    +gelmek istiyorum dedim ya güzelim.
    -hayır, benim altıncı hissim çok kuvvetli. gelmek istemiyorsun.
    +allah belamı versin ki gelmek istiyorum lan, tekmil kainat götümü siksin ki gelmek istiyorum.

    tabii kız beni kendisi kadar zeki sanıyor. ima ederek, ufak reveranslarla laf koyarım sanıyor da değilim. ben sabah ne yediğimi hatırlamıyorum ki ince laf koyucam. düşe kalka bu zamana kadar geldim. bana garip gelen çok şeye alıştım. temizlik sevdasını, sürekli tekrar eden "giymeye hiç bi şeyim yok" serzenişini filan komple kabul ettim. lan bunla alışverişe bile gidiyorum paşa paşa, düşün yani. fakat gel gör ki bu baharlık montu anlayamadım lan. allah belamı versin anlayamadım.

    aga benim hatun düzenli olarak her mart ayında "off, baharlık mont almam lazım" diyor. her sene ama. lan baharlık mont dediğin ince yağmurluk filan oluyor diye biliyorum. ben üniversitedeyken almıştım bir tane kullanıyorum hala ama bizimki bir türlü bulamadı kaç senedir. birkaç kez aldı bi şeyler ama sonradan öğrendik ki aradığı baharlık mont değilmiş aldıkları. geçen gün bir arkadaşıma sordum, olum dedim nedir bu baharlık mont, bu da bilmiyor. aga dedi benim hatun kaç senedir arıyor ama bulamıyor dedi. bulursan bana da haber ver lan, bizimki de alsın dedi. hayır bulamamasına da bi şey demiyorum da bulamamanın acısını gömlekle, bolero mudur ne sikimdir onlarla kapıyor.

    +hatun bu ne?
    -gömlek aldım aşkım.
    +ee mont almayacak mıydın baharlık?
    -bulamadım, ben de bunu aldım.
    +ama senin bir milyon tane filan gömleğin var.
    -olsun. bu füme. hem kolları fırfırlı.

    füme nedir amına koyim lan, fırfır nedir? anlamıyorum ya süsten renkten, böyle etkisiz hale getiriliyorum.

    beyler, bu siktiğiminin baharlık montu nerde satılıyor bilen, duyan varsa insaniyet namına yerini söylesin. ocağıma incir ağacı dikilecek amına koyim. mont değil kumar sanırsın. kızlar, siz de yoksa yok deyin bu lanet. felsefe taşı mıdır, ab-ı hayat mıdır, baharlık mont mudur belli değil. yemen gibi, peşine giden geri gelmiyor. kaç senedir kaç kız heder oldu gitti yolunda. hem yarın öbür gün evleneceksiniz, 2 tane çanak, 3 tane tencere alın baharlık mont sevdasına harcadığınız parayla. yarın evlenirsiniz, gelin de hiçbir şey getirmemiş derler. lütfen. lütfen diyorum bakın.

    aylar sonra gelen ekleme: aranan mont, yine bir mart ayında bulundu. 15.03.2014. teşekkürler türkiye :'(

    aylar sonra gelen ekleme'ye tokat gibi cevap: öyle baharlık mont mu olurmuş, tabii ki baharlık mont sandığımı baharlık mont olarak almamış. the search continues.
  • anne dilinde: mevsimlik
  • erkek dilinde olsa olsa

    (bkz: hırka)
  • motosiklet dilinde: dainese g.air flux tex
  • erkek dilinde: 3 günlük hırka için bi dünya para bayılma
  • benim için bagaj montu: bunlardan bir tane almıştım 5,6 sene önce açık renkli birşey, araba olmadığı zaman kolumda dolaşırdım bununla, gören yeni bir organ edindim sanardı. giyilmez doğru düzgün boyuna sandalye arkasına, koltuk kenarına konur, özellikle ankaranın soğuk akşamlarda eve dönerken kullanılır. sonra araba olunca bunu hep bagajda sakladım, ama sende toplasan en fazla 5,6 defa giyerim, her sene 15 nisan sonrası bagaja düşer, eylül sonu bagajdan çıkar, o sırada zaten oldukça kirlenmiş olur. benim dünyamda arabaya düşen cemre, baharın müjdecisidir.
  • gereği kadar ince olan monttur. ne fazla kalın olmalı ne de çok ince olmalıdır. sabahları hava soğuk olduğundan sabahları ısıtmalı, öğlenleri sıcak olduğundan terletmemelidir. günün büyük zamanını çantaya asılı ya da kolda takılı şekilde geçireceğinden hafif olmalıdır. bahar aylarında aniden yağmur yağma olasılığı olduğu için yağmura karşı koruması da olmalıdır. ayrıca şık olmalıdır. tüm bu özellikler bizi tek bir ürüne götürüyor.

    (bkz: 215 bin liralık burberry trençkot)
  • benim için ya trençkot ya da deri ceket'tir. ancak bunların kısası, uzunu, kahverengisi, hakisi, siyahı, tabası, hardal renklisi, elektrik mavisi, kırık beyazı, zımbalısı, hakim yakalısı, kruvazesi, kürklüsü, kapitonesi, iri kemerlisi, ince kemerlisi derken, gerçekten de her yıl yeniden alma/arama ihtiyacı doğuyor ya da bizler ihtiyaç yaratıyoruz.
  • (bkz: rüzgarlık)
  • yeryüzünün fiyat/perfornans oranı en düşük giysisi. 300 lira ne lan ?