şükela:  tümü | bugün
  • paldır küldür olduğunda donmuş bataklıkta bataklık canavarıyla boğuşurken bulabiliyoruz kendimizi (bkz: bataklığa batmak), (bkz: boka batmak). bir de (bkz: traktör sürmek).
  • bir bahceden izinsiz meyva çalmak.*
  • bu iş yüzünden kaç defa kazma kürekle kovalandım, kaç defa kaçıcam diye ağaçtan düştüm hiç saymadım ama çok zevkli bir olaydı. evde temiz ve olgun hatta çoğu zaman daha tatlı meyveler dururken birinin ağacından toplanmış! meyvenin tadı herzaman daha güzel geliyodu insana. hayatta pazardan alınmış dut yemedim daha ama ağaç tepelerinde üstüm başım bata bata ağzım yüzüm kıpkırmızı binlerce dut yemişimdir heralde
    bahçe sahibinin izin istesek vereceğini bile bile izinsiz dalmanın heyecanı başka oluyodu:)
  • ananın evde yediremediği caanım meyveler dururken, yan mahallede köpeklerle korunan villanın bahçesinden yusuf yusuf sesleriyle kolkola, olmamış japon elması çalmak, muzaffer bir kumandan edasıyla mahalleye dönüp yüksek bir duvara çıktıktan sonra arkadaşlarına dağıtmaktır. sırf dalış var diye giydiğin bol tişörte* bakıp annem ağzıma sıçacak akşam diye düşünürken, suratını şekilden şekile sokan ekşi japon elması yemektir.

    ara sıra yolum düşünce geçiyorum çocukluğumun geçtiği yerlerden, duruyo japon ağacı hala. köpekler değişmiş maalesef, haklarını helal etsinler artık. koca koca japon elmaları dökülmüş bahçeye, kimse dalmamış. nereye gitti lan bütün bebeler. köpeklerden mi korkuyonuz oğlum?

    -iki taşı birbirine vurunca kaçar lan köpek!*
  • şarkısı bile var. (bkz: bahçelere daldık)
  • artık etrafta pek fazla bahçe kalmadığından sadece anılarda kalan insanın hatırladıkça içini burkan eylem:(
  • çocukken bunu yaptığımızda kıtlık girmiş gibi, başka meyve yokmuş gibi bildiğin ayvaya dalmıştık. eylem anında kafam kadar ayvaları nasıl tüketeceğimizi hiç sorgulamamış olacağız ki, ganimet bölüşülürken bile hır gür çıkmamıştı. topluca yediğimiz o ayvalar benim boğazıma durmuştu.* zannederim, şahsımda haram bilinci o gün tekemmül etmiştir. ayvanın genetiğinden bihaber, taşınır bir malı sahibinin rızası hilafına hiç edersen ahanda böyle boğazına durur diye yorumlamıştım. hayırlara vesile olsun inşallah.
  • ben yedi abim on yaşında bu hikayede..
    yazları anneannemlerde geçirirdik bikaç haftayı; her yaz ayrı bir macera.. her gün yepyeni birşeyleri keşfetmenin heyecanı.. herkes dahil olurdu oyunlarımıza.. dedem kahraman korsan, anneannem kötü kalpli cadı, kuzenler; ordumuzun sadık askerleri.. bitmek tükenmek bilmeyen enerjimizle hayatımızı yaşıyorduk tam manasıyla.. kocaman bahçesi var evlerinin bildiğin devasa, hoş şimdi küçük geliyor ama o zamanlar alice harikalar diyarı idi bizim için.. o yaz, yeni yüzler gelmişti komşu evlere, bizim gibiydi onlar da başlarda çekindik birbirimizden, sonra bizimkilerin muhteşem bahçesiyle girdik kanlarına; ''bak şimdi burası orman olsun, siz de benim adamlarım kurtaralım kızları!'' dedi abim ta o zamanlardan belli romantikliği ile.. çekici geldi hikaye hepsine kabul ettiler ilk teklifte.. bahçeye girer girmez görev bilinci uçtu kafalarından, olağanca güzelliğiyle insanı kendisine çeken erik, ceviz, kiraz ağaçlarına gitti çocuk akılları.. biz de hemen senaryoyu değiştirdik, aslında sınırsız bir şekilde yiyebileceğimiz meyvelerden ''oluum dedem bize bile izin vermiyor lan, hadi gizlice toplayalım hepsini'' diye bahsettik.. sözde yasak olması daha da çekici gelmişti hepsine, tabir-i caizse ilk defa meyve görmüş gibi saldırdık bütün ağaçlara.. hırsını alamamıştı aralarından biri eline geçirdiği top büyüklüğündeki taşı (!) fırlattı ceviz ağacına, hedefi şaşırmıştı taş, ceviz ağacına ulaşamadan abimin kafasıyla buluştu!! tam filmlerdeki gibi; işin içine kan da karışmıştı hatta olay hastaneye taşınmıştı kafasında kocaman bir yarıkla yarı baygın halde gitti hastaneye, sargılar içinde döndü eve.. aklı ise yarım kalan oyunumuzdaydı, ''erikler'' dedi, ''cebimde bak topladıklarım'' o an durdu ağlamam, yanımdaydı yine kahramanım.. tuz istedik bir de.. masal yıllarımızdan kalan izlere bir yenisi eklenmişti *, bir yenisi de anılarımıza..
  • akşam karanlığında sessiz sedasız bir bahçeye girmediysen, minicik şortunun küçücük ceplerini tıka basa vişne ile doldurmana rağmen hala büyük bir aç gözlülük ile oturduğun ağaç dalında vişne yemediysen, ağaca tırmanmayı beceremediğin için aşağıdan ağacın tepesinde çıtır çıtır erik yiyen arkadaşını kıskanıp var gücünle " bahçeye dalan var" diye bağırmadıysan, daldığın bahçe sahibi tarafından tüfekle kovalanmadıysan, yok dostum yok, sakın dolu dolu bir çocukluk yaşadım diyerek anlatma sağda solda.

    çocukluk yıllarımın en güzel anıları, en heyecanlı anlarıydı yaz mevsimi ile bütün mahalle ağaçlarını talan etmeye başladığımız dönemlerdi. ekipler kurulur, gözcüler oluşturulur, krokiler çizilirdi. nerede hangi meyvenin en iyisi var hepsi bilinirdi. evde önümüze getirilen meyveleri yemek yerine çoğu zaman kolumuzu, bacağımızı da çizdirir, kanatırdık lakin o ağaçlardan yediğimiz meyvelerin tadını da hiçbir şeye değişmezdik.

    birçokları tüfekle de kovalanmıştık ama en ilginç olanı ağacın tepesindeki arkadaşa ağacın dalları arasından geçen elektrik tellerinden elektrik çarpması ve agacın tepesinden yere çakılmasıydı. ha bir kerede kendine hayrı olmayan bir erik agacına çıkmış, ağacın dalının kırılmasıyla yukarıdaki eleman aşagıya duşerken altındakini de altına almış ve yere kapaklanmışlardı. altta kalan arkadaşın " nefes alamıyorum, beni açık havaya çıkartın" demesini hala unutmam.

    bu entryi birkaç gün önce bir vişne ağacına dalarken gördüğüm çocuklara ithaf ediyorum. bu da böyle bir anımdır işte.