şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sama uozu (summer wars), ookami kodomo no ame to yuki (wolf children), toki o kakeru shojo (the girl who leapt through time - zamanda atlayan kız) gibi şahane animelerin yönetmeni mamoru hosoda'nın son şaheseri. mutlaka bir kaç kere daha izlenmesi gereken animeler listemde ilk ondan giriş hızlı bir giriş yaptı. hatta hosoda'nın diğer şahane yapımlarının yanında şu an biraz öne aldım.

    --- spoiler ---

    senaryo demeyelim de olayın genel hatları şöyle; bir nevi paralel evren tahayyül edin. insanlar ve canavarlar iki farklı dünyada fakat aynı lokasyonda yaşamaktadır. insanların bu canavar şehrinden haberi yoktur. canavar dedikleri ise çeşitli hayvan görünümünde olan insanlardır. domuz sıfatlı fakat kimono giyen, bi nevi miyazaki'nin sprited away'ına benzer bir ortam söz konusu. burada da gizli bir geçitten geçerek ulaşılabilen başka bir dünya var. ren, annesi ölen ve babasından haber alamayan dokuz yaşında bir çocuktur. kendisine bakacak olan akrabalarının yanında kalmaktansa evden kaçmayı yeğler. bu esnada insanları gözlemekten dönen canavarlardan birisi onun yalnız olduğunu anlayıp kendisinin öğrencisi olmasını ister ve olaylar gelişir. hiç öğrencisi olmayan kumatetsu adında kaba saba barzo bir canavardan ders almakla kalmaz kendisi de bazı dersler verir. bu arada bir çok öğrencisi olan ve bu canavar dünyasının yeni lideri olmak isteyen başka bir karakter daha var. ren'in ustası ve bu karakter geleceğin lideri olmak üzere kapışacaklardır. şu anki üstad zamanı söyleyene kadar ikisi de kendilerini hazırlamaktadır. bu arada üstad, hiç öğrencisi olmayan kumatetsu'ya git bir öğrenci edin deyince bu da bir insan bulur. olayın güzelliği de burada. kumatetsu öyle şahane bir abidir ki insan mı canavar mı kim olduğuna bakmaz. kendisine benzettiği için ren'in öğrencisi olmasını ister. aslında sık kullanılan bir hikaye ve konsept var fakat senaryo beni çok etkiledi. çok güzel yazılmış ve resme dökülmüş.

    --- spoiler ---

    senaryo şahane, müzikler ortalama fakat animenin görsel kalitesini tarif etmek biraz zor. gerçekten miyazaki detaycılığında bir kalite söz konusu. yakın zaman evvel 3d max vs. programlarla animelere görsel efektler hazırlayan bir japonla tanışmıştım. bu işi öyle yüksek bir noktaya getirmişler ki gördüğünüz zaman bunun klasik kare animasyon olup olmadığını anlayamıyorsunuz. bu yapımda ise arka planlar ve görsel efektlerin kullanımı akıl almaz seviyelerde. normalde arkaplan zaten zahmetli ve detaycılığın boku çıkan bir olayken burada neredeyse bir art book özeni var.

    örneğin şu kareye bir göz atalım; https://images7.alphacoders.com/685/685162.png
    yakın planı: https://i.ytimg.com/…/zyo1xfu0dgm/maxresdefault.jpg

    normalde 2 boyutlu yapımlara uydurabilmek için 3 boyutlu programlarda farklı bir render yöntemi kullanılarak sonuç alınır. render ne kadar 2d gibi gözükse de siz onun sonradan eklenmiş 3d bir model olduğunu fark edersiniz. örneğin avatar serisinde ateş halkının tankları bas bas bağırır 3d olduklarını. durağan karede bile belli olurken hareket ettiklerinde kabak gibi çıkar ortaya. burada ise arklandaki araçlar ve yakın plandaki bisiklet cuk oturmuş. bu sahneyi görünce bir ayağa kalkıp kısa bir ıslıkla birlikte alkışladım adamları. lan nasıl güzel yedirmişler. hele final sahnesinde yer alan şehirdeki objelerin yarısından fazlası 3d olmasına rağmen fark edemedim. finaldeki balina sahnesi ümit özat'ın deyimiyle; dabiri yerindeyse attığım gol datlunu üstüne gaymak gibü olmuş.

    sık kullandığım bir yöntem vardır. bir yapımda rastgele pause tuşuna basarak baştan sonra çeşitli ekran görüntülerini alırım. sonra bunları açar incelerim. bazı yapımlarda çok komik hatalar ve ucuza kaçılmış kısımlar yakalarım. bu yapımda ise bütün kareler öyle özenli ki bu kayıt ettiğim görsellerden masa üstüne duvar kağıdı yapılır. animeyi, van'ın meşhur otlu peyniri gibi övdüm şimdi ama gerçekten şahane.

    izleyin izlettirin.
  • yalnızlığı anlatan güzel bir animedir. benim açımdan en sevdiğim filmlerden birisi olmuştur. mükemmel bir yapıt olmasa da kendisini benimseten sıcak bir havası mevcut.
  • if istanbul 2016 kapsamında izlediğim ve yalnızlığın nasıl hissettirdiğini ve insanın içindeki karanlığı çok güzel ve çok yalın bir şekilde anlatmayı başaran, son dönem en çok beğendiğim animelerden biri.
  • kendinizi iki dünyanın varolma olasılığının keyfine bıraktığınızda, eksikliklerine rağmen sıkılmadan izleyebileceğiniz anime. orjinal ismi bakemono no ko.
    olgunlaşmamış bir usta ile otorite figürüne sahip olmayan bir insan yavrusunun değişim sürecinin etrafında, başka başka konulara da girip yarım bırakılmış bir film aslında çocuk ve canavar. yarım bırakılmış diyorum çünkü usta kumatetsu dışında hiçbir karakterin davranışının izlerini takip edemiyorsunuz.
    --- spoiler ---

    ren, anne ve babasız kalmış bir çocuk olarak nefret ile başlıyor hayata. bu nedenle sinirli ve başına buyruk bir karakteri var. güç kazanmak istemesinin amacı açık değil, ustasının yalnızlığı ile kurduğu bağ dışında bir ipucu yok. ren’in büyüdükten sonra insan dünyasına geçiş amacı da belirli değil. babasını aramak gibi bir derdi yok. kazandığı güç ile insan dünyasında bir farklılık yaratmak isteği yok. iki dünya arasında sıkışıp kalarak zoraki bir kimlik karmaşası yaratmak amacı güdülmüş gibi. fakat bu düşünce de üstüne basa basa belirtilmiyor. üstelik hayvan dünyasındaki ustası ile yıllardır geliştirdiği sevginin izlerini göremiyoruz son ana kadar. onu insan dünyasına bağlayan herhangi bir şey yok, küçüklüğündeki nefretin yok oluşuna da şahit değiliz. bu nedenle kumatetsu’ya bu kadar sert olmasının nedenini çözemiyoruz. dolayısıyla ren yarım kalmış bir karakter.
    öte yandan kumatetsu’nun rakibi iozen’in ailesindeki gariplik başından beri ortada. hayvan dünyasındaki kimsenin bunu fark etmemiş olması acayip.
    --- spoiler ---
    sonuçta izlediğimizi, ana fikri oldukça karışık bir fabl olarak nitelendirebiliriz. insanların içindeki karanlık yan, gücün gerçek anlamı, kibir, aile vs. derken nereye çeksen oraya gidebilecek bir tarafı var. iozen’in mükemmelliği karşısında, evlat olsa sevilmeyecek kumatetsu sizi kendine bağlayan tek karakter bence. ren (kyuta) ile olan eğitim bölümleri ise babayla ders çalışmaya benzediğinden oldukça komik. izleyin ama çok da fazla ren’e takılmayın bence.
  • çizimleri, karakterleri, yarattığı dünya ve hikayesi olsun son zamanlarda izlediğim en iyi anime. mamoru hosoda yine döktürmüş diyorsunuz sonunda.
  • ön yargılarıma yenilip uzun süredir beklettiğim film.

    bu ne olm yaa diye başlasam da baya baya mest olmuş bir şekilde bitirdim. ren'le kumatetsu'nun gaza geldiğinde ağız dolusu japonca konuşması baya hoşuma gitti. :)

    --- spoiler ---

    anladığım kadarıyla filmde canavarlar hayvanları (böyle düşünmemin sebebi içlerinde karanlık barındırmamaları); insanların göğsünde oluşan boşluk öfkeyi, nefreti; karanlık tarafından ele geçirilmek dark side'a geçmeyi (kendini kötülüğe teslim etmeyi) temsil ediyor. yamulmuyorsam filme göre bütün insanların içinde karanlık var ve işler çığrından çıkınca bu göğüsteki boşluklar ortaya çıkıyor. engelleyen bir şey olmazsa ichirohiko'nunkisi gibi işler sarpa sarıyor. ren'se ana karakter olduğu için şanslı. kaede hanım kızımızın verdiği kitap ayracı (o nasıl kitap ayracı) sayesinde öfkesi duruluyor ve kendine geliyor.

    bunun içine biraz aile meseleleri, güçlenme tutkusu, romantizm serpiştirmişler senaryo ortaya çıkmış.

    --- spoiler ---

    velhasılıkelam görselliği açısından anime severler tarafından izlenmesi gereken bir filmdir.
  • komik diyaloglara sahip anime-film.
  • son zamanlarda izlediğim sağlam animelerden biri. yalnızlığı anlattığından vs. bahsedilmiş ama bence olay öyle değil. bence olay tam olarak arkadaşların tanrı'nın akrabalara karşı sunduğu mazeret olması. iyi ki varlar!
  • yine mamoru hosoda'nın bu filmden yaklaşık 10 yıl kadar önce yönetmenliğini yaptığı the girl who leapt through time diye bir animesi daha var ki, the boy and the beast senaryo olarak onu yakalayamamış sanki. yalnızlık temasının bu kadar sulandırması ve uzattıkça uzatması beni biraz baydı. yalnız, insan dünyasının eş zamanlı bir izdüşümü olan canavarlar dünyası -ya da adı her ne ise artık- muhteşem detaylara sahip. tokyo sokaklarından çok, bu dünyada yer alan ve özenle yerleştirilmiş imgelerin, çizgilerin, karakterlerin hastası oldum. biçimsel olarak muhteşem bi anime gerçekten. özellikle kaçmaca - kovalamaca sahnelerindeki dinamik görüntüler ve şehir meydanıyla arenadaki meydan okuma sahnelerindeki akıcılık çok etkileyici. içerik olaraksa, çok daha iyilerini izlemiştim açıkçası...
  • 'güçlü olmak' nedir sorusuna sanırım dünyadaki en güzel cevabı veren harika film.

    momoru hosada filmi olduğunu bilmeden izlediğim için ortalama bir beklentiyle izledim ookami kodomo no ame to yuki'yi izlerken nasıl hüzünle karışık harika duygular hissettiysem aynısını hissettim. ren'in çiziminin de ame'ye inanılmaz benzerliği bundanmış demek.

    (bkz: ağlamıyorum gözüme capon kaçtı)