şükela:  tümü | bugün
  • adana'da içeriğinde tavan boyası bulunan 2 ton civarında sahte şampuan ele geçirilmiş. her markanın sahtesini yapmışlar. bu sahte ürünlerin mahalle bakkallarına satılma ihtimali çok yüksektir. sonuçta bakkal amca kesesini düşünüp nerede ucuz mal var ise onu alacaktır. son kullanma tarihi 8 yıl geçmiş diş macunu satan zihniyetten herşey beklenir. bizzat ben gösterdim bakkala:
    -bak amca bu macun 2003 üretimi.
    -ondan birşey olmaz deterjan ürünlerinin son kullanma tarihi yoktur.
    -tamam dayı.

    evimin yanında olmasına rağmen bir daha o bakkala uğramadım. 15dakika uzaklıkta büyük bir hipermarket var. bütün alışverişimi oradan yapıyorum. zamanında kendim de orada çalıştığım için malların nereden ve nasıl geldiğini biliyorum. sahte mal gelme ihtimali yok denecek kadar azdır. mallar doğrudan üretici firmardan veya yetkili dağıtıcılardan geliyor. son kullanma tarihi 8 yıl gemiş diş macunu da yoktur.
  • taze boka çok sinek konmasıdır.
  • standardizasyon eksikligi.

    sictigi bok bile standart olan bir insan olarak bakkallara karsi bir garezim yoktur, ancak her bakkalin kendi kafasina gore olusturdugu raf duzeni, barindirdigi urun cesidi falan standart degildir. ayni zincire ait marketlerde bu olay standarttir.

    bakkallarin tek kazancli yani markalarin duzenledigi promosyonlardan faydalanabiliyor olmaniz. mesela 5 kapak topladiniz, marketten alamazsiniz bardaginizi.
  • "macırdır", bir kuruşun üstüne atlar. kazıkçıdır dolayısıyla.
    göz göre göre kazıklandığınızı anlar anlamaz kesersiniz ayağınızı.
    para harcamaktan ödü kopar. sümüklü çocukları kılıksız dolaşırken damlata damlata biriktirdiği kuruşlarla sıfır golf'ü çekmiştir kapısının önüne.
    "hizmette sınır yoktur" anlayışını benimsediğini göstermek için kendi kendine icatlar yapar, kahve öğütüp altın tartar gibi tartarak çekilmiş kahve satar; yufkacıdan yufka getittirir, beş yufkanın fiyatına üç yufka satar... kahveyi bulgaristan'dan ucuza getirttiğini söylemeye gerek yok herhalde...
    üzerinde bağıra bağıra 3.75 tl yazan yoğurdu üç kuruş fazlasına satayım derken bile kazıklar.
    tescilli kazıkçılığı, iyice sevimsizleşmesi, suratsız hizmeti ve hain hain bakışı kendisinden artık alışveriş yapmamam için yeter şarttır.
  • 34'le 10'un kesimi gibi ridiculously commercial bir lokasyonda ikamet ediliyorsa grocery dahil tum ev ihtiyaclarinin telefon/internet uzerinden yapilmasi ihtimal dahilindedir.
  • ne alırsan al üzerine sinmiş o naftalinimsi nostajik kokudur bence. bisküvi mi yiyorum arap sabunu mu belli değil.
  • bim de 1tl olan lee cola bakkalda 1.5tl dir.
  • bilinçli tüketiciyimdir, biraz da cins bir insanım. ürünleri alıp üstünü okurum genelde. alıp incelerim uzun uzun, ekşiciyim nihayetinde, beğenmem öyle hemen, içimden söverim sinirlenirim; doldurmuşlar buna da yapay tatlandırıcıları orospu çocukları filan derim geri bırakırım. 50 ürüne bakıp 1-2 tane ya alırım ya almam. hal böyle olunca, bakkalın küçük bir yer olmasından dolayı kendimi özgür hissedemiyorum. incelemeye başlıyorum bir ürünü bakkal gözünü üstüme dikiyor, sağa gidiyorum sola bakıyorum, adam beni izliyor. üstümde psikolojik baskı oluşturuyor. zaten dükkana adımımı atar atmaz "geldi yine tipini siktiğim" bakışıyla karşılanmışım" neyse incelemelerime devam ediyorum, bakışlar benim üstümde, kucağında çocuğuyla bakkalın karısı geziyor bazen yengeye de selam veriyorum.gözler benim üstümde, müşteriye ilgi had safhada. koca rafta fiyat etiketi olmayan tek ürünü bulup fiyatını soruyorum. kem küm ediyor, cevap verse de dinlemem zaten almayacam. maksat konuşma olsun. iyice bunalıyorum ilgiden. iyi ki açıldı şu marketler diye geçiriyorum içimden. bişeyler daha soruyorum -yeni geldi onnar yiieenim tazedir." diyor. onu da almayacaktım zaten, bakmayın bana. belki bir ara ansızın gelir alırım, karışmayın bana. neyse göstermelik bir iki parça bir şey alıyorum, hem küçük esnafa destek hem de emeğe saygı göstereyim. çıkarken de teraziye tıklıyorum. anlamıyor bakkal amca. beni kimse anlamıyor.
  • çarşı içinde, merkezi bir yerde değil, şehrin girişinde (ya da çıkışında) bir sitede oturuyor olmak.