şükela:  tümü | bugün soru sor
  • merkezi guzel gerisi pek de birseye benzemeyen sehir.

    bir turk icin, turkiye disinda kendinizi en cok evinizde hissedebileceginiz yer burasidir diye tahmin ediyorum. ilk baslarda hizli konusulan azericeyi anlamakta gucluk cekebilirsiniz ama biraz zaman gecmesiyle bu sorun ortadan kalkacaktir. oyleki kendinizi turkceden ziyade azerice konusurken bulabilirsiniz cogu zaman.

    her yerde turkler tarafindan isletilen turk lokantalarina rastlamak mumkun oldugu icin yemek konusunda hic bir problem yasamazsiniz. ote yandan azeri et yemeklerinin cok yagli oldugunu belirtmeden gecmeyelim. benim gibi yagli et olayina aliskin olmayan bunyelerin azeri yemekleri yemesi pek olasi degil.

    ustunden ucarken gece baku'yu gordugunuzde "ulan ne buyuk sehir bu, yarim saattir ustunde ucuyoz be." diye dusunmeyin, baku kendisine komsu iki adet sehirle neredeyse birlesmis bir vaziyette oldugu icin bu kadar buyuk gorunur. alan olarak gercekten genis bir yer kaplasa da nufus olarak cok kalabalik degildir.

    ilk olarak yazdigim gibi baku'nun merkezi diyebilecegimiz kale ici (azeriler iceri seher der), yakin cevresi (targovil yada fantan bagi olarak gecen bolge (fantan=fountain=havuz, bag=park), trafige kapali, bir iki ufak alisveris merkezi ve bar-cafe-restoran tarzi dukkanlarin bulundugu bir caddedir) ve kiyilar cok guzeldir. kiyiya paralel uzanan neftciler prospekti (petrolculer bulvari) boyunca gorebileceginiz ortodoks mimarisi ile yapilmis 1800lerin ikinci yarisindan kalan binalarin yanisira daracik sokaklariyla tarihi kale ici gezmesi cok zevkli bolgelerdir. yine de hazar kiyisi insanda biraz hayal kirikligi yaratabiliyor, bir izmirli olarak kordon gibi bir yerler beklerken sadece sahil boyunca uzanan bir parkla karsilasmak, denize karsi oturup icilecek guzel mekanlar olmamasi can sikici. bu parkta karsilasacaginiz petrol kulesinin 1800lerin sonunda nobel kardesler tarafindan acilan azerbaycan'in ilk petrol kuyusunun yerini gosterdigini bir anektod olarak ekleyeyim. sahilden yukari dogru sehitlik denen parka ve onun biraz daha yukarisina azerbaycan millet meclisine dogru tirmanirsaniz cok guzel bir baku merkez manzarisi yakalayabileceginiz bir tepeye cikarsiniz. ozellikle geceleri baku’yu buradan seyretmek guzeldir. baku’nun felaket ruzgarli bir yer oldugunu ekleyeyim hemen burda, bu seyir noktasi da feci eser ona gore. yukari tirmanmaya usenirseniz hemen kiyida kale icinde tarihi kiz kulesi vardir. vakti zamaninda baku’ye korsan saldirisi olunca kadinlari koruma amacli olarak bu kuleye kapatirlarmis. bu kulenin tepesinden de en azindan kale icini yukaridan gorme firsati yakalayabilirsiniz. sahilde hali muzesi (biraz once soyledigim petrol kulesi bu muzenin onundedir) ve kiz kulesinden 5 dakikalik yurume mesafesindeki ince sanat muzesini bulabilirsiniz. ikisi de eski ve fotojenik yapilardir. ince sanatlar muzesinin karsinda filarmoniya yani filarmoni orkestrasi konser salonu vardir, altin yaldizli kubbeleriyle bu sari renkli bina da gorulmeye deger bir yapidir. baku’de beni en cok etkileyen bina ise eski komunist partisi baku merkezi olan, su anda da devletle ilgili bir iste kullanilan azadlik meydanindaki devasa buyuklukteki kaleye benzer yapidir. vakti zamaninda onunde devasa bir lenin heykeli varmis ancak su anda heykelin yerinde buyuk bir bayrak diregine asili azeri bayragi dalgalanmakta. milli kutuphane binasi ve uzerindeki heykeller ve komunist parti merkezine 5 dakika yurume mesafesindeki ana tren gari da gorulmesi gereken diger binalar. butun bu anlattigim tepeye cikmak, inip kale icini gezmek, sonra targovili arsinlamak ve devam edip parti merkezini ziyaret etmek toplamda yuruyerek 4-5 saatinizi alir.

    bitki ortusu acisindansa baku cevresi col modunda olsa da kuzeye gidildikce (ben gormedim ama) cok guzel ormanlar bulundugu soylenir. isterseniz bir taksiyle anlasip (taksilerde taksimetre yok, pazarlik usulu gecerli, soymaya kalkarlar uyanik olun, sehir ici 5-10 km arasi mesafeler 5 manattir, 45 km sehir disina 20 manata giderim ben, mercedes taksileri tercih edin, fiyat olarak cigulilerle ayni fiyati cekerler, bu arada 1 dolar 0.85 manattir onu da belirteyim) sizi sehir disindaki dogal guzellikleri gormeye goturmesini isteyebilirsiniz.

    baska da gorecek pek birsey yoktur baku’de. bunlari gordukten sonra kendinizi gece alemine atma zamani gelmis demektir.

    once girizgah: petrol nedeniyle gelen yabanci firmalarin calisanlari baku'nun merkez piyasasini feci arttirmis. oyleki baku turkiye'den (en azindan izmir’den) pahali bir sehir. yabancilara koymuyor tabi herif azerbaycan savas bolgesi olarak kabul edildigi icin (ermenistan’la resmi olarak savas halindeler yanilmiyorsam) 20000 dolar maas aliyor, umurunda degil ama, normal bir azeri ogretmenin devletten ayda 70 dolar maas aldigi goz onunde bulundurulursa insanlar nasil yasiyor lan burda diye dusunmeden edemiyorum cogu zaman. bu yasam zorlugunun baku sosyal yasamindaki etkilerini gormek de pek zor degil. baku'de devlette calisan insalar icin rusvet olmazsa olmaz bir sey. devlete kapagi atabilmis insanlar oyle bir rusvet carkina giriyor ki baku caddelerinde amg olmayan mercedeslere dogan gorunumlu sahin muamelesi yapiliyor. azeri magandalarinin sonradan gorme karilari bu rusvet paralariyla alinmis devasa jiplerle geziyor. turkiye'de gormedigim bir cok luks model araca bakude rastladim. yanlis anlasilmasin butun azeriler boyle degil tabi ki ama turkiye'de ne kadar maganda varsa azerbaycanda da o kadar var. soyle bisey duymuslugum var, tam olarak ne kadar dogrudur bilemem, buyuk ihtimal sadece efsanedir ama anlatayim: baku’de polis arabalari bmw 3 ve 5 serisindendir. soylenen o ki, polis ekiplerine istediginiz modelde arabalarinizi kendiniz alin, parasini cezalardan cikartirsiniz nasil olsa denmistir devlet tarafindan. polislerin rusvetciligini gordukten sonra bu pek gercek disi gelmedi bana, belirteyim. ayni sekilde fuhus burada her daim bir adim mesafenizde. gordukleri parlak yasama ulasmalarini saglayacak para icin kendini satan genc kizlar bulmak gercekten cok kolay. ote yandan bu kaymak tabakanin ote tarafinda baku’nun biraz dis bolgelerine kaydiginizda fakirligi gormeye basliyorsunuz. merkezin guzel mimarisi, bol bulunan restore edilmis eski ama guzel binalari ve parklarina tam zit sekilde turkiye’deki gibi her yere dev beton bloklar dikiliyor. ne planlama var ne alt yapi. dolayisiyla baku trafigi istanbul’la yarisir duzeyde, azerilerin arac kullanma aliskanlikari ise turkleri korkutacak kadar gozu kara. alisana kadar feci ucukluyordum yollarda.

    azeriler genel olarak sicak kanli gorunseler de, turklere karsi iyi davransalar da, turklerden cok da hoslanmiyorlar tum diger turki cumhuriyetler gibi. bunun nedeni de genel olarak buraya gelen turklerin is adami olanlarinin bakuyu ve azerileri yolunacak tavuk gibi gormus olmalari, azerileri hor gormeleri, daha alt seviye (santiye iscisi takimi) turklerinse hepimizin turkiyeden tanimakta oldugumuz ameleler olmalari. bunun karsiligi olarak azeriler de turkleri yolunacak tavuk olarak gormeye baslamis yavastan. turklerin azeri kizlariyla olan iliskileri de "sikip atmanin" otesine gecmedigi icin azerilerde bunun rahatsizligi da mevcut.

    bu girizgahin ardindan, buralarda nasil karsilanacaginizi anlattiktan sonra yabancilarin baku gece hayatina kattiklarina gelelim simdi. ozellikle targovil (fantan bagi ve malakan bagi) cevresinde bu yabancilara hitap eden cok guzel canli muzikler dinleyebileceginiz, bir cok yabanci marka (guinness, stella artois, miller, corona, heineken, efes dahil) birayi bulabileceginiz ve iyi vakit gecirebileceginiz bar ve pub mevcut. genel olarak rock, blues ve country uzerine yogunlasiyor muzikler. rock dedigim daha cok oldies tadinda. ama daha modern rock calan, biraz daha genclere yonelik yerler de mevcut. gumbur gumbur azerice metal calan gruplarin ciktigi bir hard-rock cafe bile var. genel olarak haftanin her gunu canli muzik dinleyebileceginiz bir iki bar oluyor. cuma ve cumartesi geceleri ise genis secenekler arasinda o gun dinlemek istediginiz tarzda muzik calan bara gidebilirsiniz, hafta ici ise ne cikarsa bahtiniza durumu mevcut. acik soyleyeyim, buradan gittigimde en cok ozleyecegim sey bu barlar olacak. gercekten sicak ve insana kendini iyi hissettirebilen yerler buralar. cogunda oldukca guzel ve cana yakin, bir iki gidisinizden sonra sizi ismen taniyan ve ozellikle yalnizsaniz barda oturdugunuzda size arkadaslik etmekten cekinmeyen barmaidler calisir.

    biraz daha bodrum katlardaki barlara inmeniz durumunda yukarida yazdigim fuhusa ulasiyorsunuz. hemen sehrin merkezinde benim bildigim yaklasik 5-6 bar var ki, icerideki hatunlarin hepsi fahisedir, ortada bir dans pisti vardir, kadinlar burada vucut hatlarini sergileyen kiyafetleriyle dans ederler, siz gider birini secer alir cikarsiniz. isteginize gore saatlik yada gecelik olarak, kendi eviniz, sauna (ki sadece adi saunadir yoksa icinde bir banyo ve yatak bulunan odalardan olusan yerlerdir buralar) veya otel seceneklerinden birini secersiniz mekan olarak. bu barlarin yanisira “masaj salonlari” secenegi de vardir. bunlar da oldukca yaygindir merkezde. girersiniz masaj salonuna, ana salondan bir “masajci” kiz alirsiniz, arkadaki ozel odalardan birine goturur isinizi halleder cikarsiniz. yalniz buralar daha ucuz ve kolay, ekspres servis sunan secenekler olsalar da bu masaj salonlarinda hijyen ve temizlik aramamak gerekir. aldiginiz kiz o gun icinde sizden once 7-8 kisiyle beraber olmus olabilir ve bu kizlar gun icinde pek temizlenmezler. demek istedigim o ki paraniz varsa ve parayla seks satin almak sizin icin sorun degilse baku geceleri size sinirsiz seks sunar.

    burada gecirdigim 10 ayin ardindan baku deyince ilk aklima gelenler bunlar. ozellikle gormeye gelinecek bir yer degil baku ama isiniz duserse caninizin hic sikilmayacagi, yabancilik cekmeyeceginiz, beklemediginiz kadar iyi vakit gecireceginiz bir yer oldugunu da ekleyerek bitireyim.
  • insanların fısıldayarak kazıklandığı şehir. hava alanında korsan taksiciler yanaşıp susam sokağındaki satıcı edasıyla* "taksi lazım mı?" diye soruyor, "yok, arkadaşım gelecek" dediğinizde "ha, gelecek? gelmezse beni bul" diyebiliyorlar. o tavırlar karşısında adam korsan taksici mi yoksa eroin satıcısı mı diye şüpheye düşebilirsiniz. şehrin yabancısı olarak o taksiciyle doğru pazarlığı yapamazsanız 5 manat'lık yolu kaça götüreceği de artık adamın insafına kalmış. aynı hava alanında, vize almak için yanaştığınız bankonun önünde bir görevli sizi yarı yolda karşılayıp, doldurulması gereken forma yönlendirir, konuştuğunuz dile göre örnek form gösterir, sonra hafifçe başını eğerek, sessizce "sen uğraşma, istersen para ver adamlar doldursun" diyerek paranıza göz dikebiliyor. sanki adımı, soyadımı, doğum tarihimi ve birkaç tane daha rakamı yazamazmışım gibi. vizeyi işleyecek olan memur da büyük bir hevesle, ama fısıldayarak "fotoğraf var mı?" diye sorar, olduğunu söylediğinizde de, fotoğraf çekiminden para kaldıramayacağı için surat asar. kısacası, bakü'de insanlar sizinle fısıldayarak konuşmayı başladığı zaman cüzdanınıza sıkı sıkı sarılın.

    resmi dili korna dili ve edebiyatı olan şehir. günün her saatinde yoğun şekilde korna sesi dinlenebiliyor. sinyal vermek yerine bile kornaya bastıklarından şüpheleniyorum. daha kapsamlı ehliyet kurslarına ihtiyaç var. arabaların korna dışındaki diğer özelliklerini de öğrenmeleri gerekiyor, özellikle de fren pedalının.

    mütevazı bir metro sistemine sahip şehir. moskova metrosu ile karşılaştırıldığında bakü metrosu oldukça basit görünse de istanbul metrosu ve ankara metrosunu cebinden kırk defa çıkartır. en azından su basmıyor.*

    nispeten ufak bir şehre göre inanılmaz geniş caddelere sahip olan şehir. zamanında sovyetler iyi şehir planlamacılığı yapmış ve uygulamış. ama bu geniş caddelere rağmen korkunç bir trafik sorunu var. bunun da en büyük sebebi trafik ışıklarının yok denecek kadar az olması ve herkesin trafikte kendi önceliğini sağlamaya çalışması. otobüs durağı denen bir kavramın olmaması ve belediye otobüslerinin tıpkı minibüs gibi yol kenarından el eden yolcular için durmasının da bunda etkisi var sanırım.

    resmi rengi bej olan şehir. tarihi binaları, yeni binaları, hükümet binaları, resmi daireleri, etrafındaki çorak doğası komple bej. gerçi adamlar da haklı, bakü'nün hiç kesilmeyen rüzgarı sürekli ince bir kum yağdırdığı için farklı renkte bir bina dikseler bile birkaç yıl içerisinde kaçınılmaz olarak bej olacak. o kadar ki, aslında şehirde hiç de az olmayan ağaçlar bile bu toz yağmuru yüzünden bej rengine bürünmüş. bu bej standardını bozan bir tek şehrin her yerinden görülebilen, flame towers adındaki üçüz gökdelenler var. hava karardığında cam cephelerinde azerbaycan bayrağı temalı ışık gösterileri yapılıyor.***

    nüfusunun %60'ı mercedes'ten oluşan şehir. araba fiyatları o kadar düşük ki, insanların ilk tercihi mercedes oluyor. türkiye'de doğan, şahin neyse burada da mercedes o. kesinlikle bir zenginlik göstergesi değil. o iş için bentley, ferrari gibi markalar tercih ediliyor.*

    etobur şehir. azerilerin ete olan düşkünlüğünü daha önce de duymuştum, ama bu boyutta olduğunu tahmin etmemiştim. etsiz yemekleri yok gibi, sebze yemekleri çok az, ki onlar da zaten etli sebzeden ziyade sebzeli et yemeği oluyor. bizimkine benzer yaprak sarmaları var, ama benzerlik görüntüden ibaret. içinde soğan ve pirinç aramayın, baharatlı kıymayı asma yaprağına sarıp pişiriyorlar. ha, çok lezzetli, o ayrı. et düşkünlüğünün doruk noktası ise kırmızı etin içine beyaz et sarıp kebap gibi pişirmeleri.*

    çay konusunda sıkıntılı şehir. aslında çayları çok güzel, ama kendiniz yaparsanız. azeriler çayı çok açık içiyor, ve öyle de ikram ediyor. özellikle de yemek üstüne içilen çayda şeker yerine reçel kullanıyorlar. çay konusunda seçici bünyeler dışarıda içmemeyi tercih etmeli. hele sahildeki kafelerde çay içmeye yeltenmemeli bile, zira bu kafelerde bir bardak çay almanız neredeyse imkansız. ille de "tezgah" kurmaları gerekiyormuş çay servisi yapabilmek için. tezgah dedikleri de size 18 manat'a* satmaya çalıştıkları dilimlenmiş bir adet snickers, üç dilim baklava, yarım kavanoz reçelin boca edildiği bir kase, bir kase de kuru yemişten oluşan bir tepsi. "biz sadece çay istiyoruz" dediğinizde de "tezgah olmadan çay veremiyoruz" diyorlar.

    tarihine sahip çıkan şehir. hatta şehri tarihinin etrafına kuran şehir. içeri şeher olarak adlandırılan, surlar içinde kalan tarihi bakü mahallesi, kız kalesi, şirvanşahlar sarayı ile kendi başına bir açık hava müzesi.* ama o kadar eski olmayan, fakat yine de tarihi değeri olan binaları da korumuşlar, yakınlarına yapılan yeni binaların da tarihi dokuyu bozmayacak şekilde yapılmasına özen göstermişler. genişleyen şehrin yeni bölgeleri hariç, eski kısımlarındaki mimari çok etkileyici. sovyet döneminde yapılan binalar bile belli bir estetiğe sahip. sovyet dönemi öncesinin binaları zaten birer şaheser. şehirde dolaşırken binalara bakıcam derken boyun fıtığı olmak kaçınılmaz. hayran kalacağınız binaların çoğunun da iki polonyalı mimarın elinden çıkmış olması da ayrıca ilginç.
    jozef gozlawski
    jozef plozko
    görülmeye değer binalar linki

    nar şehri. türkler için lale neyse, azeriler için de nar o. şehrin her yerinde nar ile ilgili bir şeylere rastlayabiliyorsunuz. mozaik, resim, heykel, biblo şeklinde karşınıza çıkabiliyor. yemeklerde kullanılıyor. parklarda nar çiçeği, sokak aralarında nar ağacı olmazsa olmazlardan. sokak ağacı demişken zeytin ağaçlarını da anmadan olmaz, zira şehirde nar çiçeğinden sonra en sık rastlanan bitki zeytin ağacı.

    yeni rakı'nın türkiye'den daha ucuza satıldığı şehir. ithal içki sınıfına giren yeni rakı'nın 1 litrelik şişesi 23 manat, yani 69tl. aynısının türkiye fiyatı 78tl., ki bu da bayi fiyatı.*

    targovi -> genişletilmiş nişantaşı izlenimi veren şehir merkezindeki mahalle. bakü'nün içeri şeher ile birlikte gezilmeye en değer yeri.*

    yemeden/içmeden gelmeyin:

    bakü baklavası: bizim alıştığımız baklavaya pek benzemiyor. daha çok ev baklavası ile un helvası karışımı bir tadı var. fındıklı, cevizli veya bademli yapılıyor.***

    soçi baklavası: görebileceğiniz en tipsiz baklava. zaten tadı da baklava gibi değil. daha çok kurabiye gibi bir şey. ha, niye yiyin diyorum peki? işte bunu da yemiş olun da bir daha annenizin evde yaptığı ev baklavasına laf etmeyin diye.***

    dovga: bizim ayran aşına benzeyen bir soğuk çorba/içecek. marketlerde ayran gibi bardak, şişe ve kavanozlarda satılıyor. hem ferahlatıcı hem doyurucu etkisi var.* *

    şekerbura: çekilmiş fındık dolgulu bir tür un kurabiyesi.**

    qara kök mürebbesi: yani şalgam reçeli.*

    hırdalan ve efsane bira. içimi çok rahat ve oldukça lezzetli azeri biraları.

    adazu cips. özellikle dereotlu olanı.*

    pip dolma: asma yaprağı yerine gürgen yaprağı ile yapılan sarma.**

    lüle kebabı: şişte pişen köfte lüle olarak geçiyor. acılısı adana, acısızı urfa. farklı baharatlarla, farklı isimlerde olanları da var, ama genel olarak lüle olarak adlandırılıyor.

    nuş olsun
  • abartmış gibi olmayayım ama, son zamanlarda gördüğüm en düzenli havaalanına sahip azerbaycan başkenti olan il. hele ki pasaport kontrolündeki tatlı ablamızın bana "hayırdır ne diye geldin" soruşu ayrı şahaneydi. teşekkürler güzel yüzlü abla.
  • gidenlere azerbaycan ile ilgili cok yanlis izlenimler ettiren bir sehir.
    her yerde luks binalar, genis caddeler, mukemmel isiklandirmalar, vay arkadas dedirtir size belki ama bilin ki bu ulke fakir insanlarla doludur.
    bilin ki oligarşi buranin anasini aglatir.
    bilin ki emeklilik maasi 100 dolar bile degildir.
    ve millet fakirlik yuzunden artik rusvete yonelmistir, ve rusveti su icmek kadar normal karsilarlar...

    petrol, altin, bunlar sadece belli kesimin cebini doldurur.
    ulkenin %90i cok ama cok fakir...

    ve tabii buradan iran ve rusya'ya da selam etmek lazim.
    kokunuze kibrit suyu.
  • (bkz: #34459103)'a ilaveten;

    tam 2 ay süre zarfında ilk yazdıklarıma ilaveten;

    - erkekleri ve kadınları terlik giyme kültürü yüzünden sanırsam bildiğin büyük ayaklılar. sen de 40 ben diyeyim 41 giyen bayan sayısı hiç de az değil. bir de bayanların genetik midir nedir %90'ı büyük göğüslü. (burada dekolte giymek normal ama konuşması ayıp)

    - külotlu çorabı kim öğretti ise kafasına ağrı dağı düşsün. açık burun ayakkabıya bile çorap giyiyorlar (inanılmaz renklerde) ve cidden ismi manasında kullanıyorlar. külotlu çorap işte daha ne giyeceğim diyeni çok gördüm.

    - masaj salonu her yerde var ama sadece ismi masaj salonu, içerisi bildiğin küçük kerhane. ortalama 30 - 40 - 50 azn'ye sözde masaj ve seks bulabilirsiniz.

    - tarqovi bildiğin gezilecek tek piyasa mekanı ki herkes buraya akın ettiğinden bir iki defa dışında gitmenin manası yok.

    - eskiden bayanlar ile sohbet etmek kolaymış ama şimdi kime salam desem cümlenin başına 3 saatlik 150 azn diyor ya da benim kör talihime böyleleri düştü. o yüzden normal bir arkadaş arıyorsanız gidip kendiniz konuşun ama başka türlü arıyorsanız badoo bu işi yapan tiplerle dolu.

    - trafikte ayna kültürü hiç yok o yüzden çok dikkatli olmak lazım ve trafiği kornalar ile yönlendiriyorsunuz. türkiye'deki taksi ve dolmuş şöförleri burada çok rahat zorlanmadan kullanabilir. eskiden istanbul'da araba kullanan her yerde kullanabilirdi ama burayı gördükten sonra bakü'de araba kullanan her yerde kullanabilir diyorum.

    - erkeklerde daracık kot pantalon altı terlik modası çok yaygın. adamlar bildiğin sıcakta taşak kebabı oluyorlar haberleri yok.

    - pratiklik yok denecek kadar az. markete giriyorsun aynı üründen 5 tane aldığınızı varsayalım kasadaki kişi 5 tuşuna basıp barkod okuyucu çalıştırmak yerine okuyucuyu 5 defa çalıştırıyor.

    - kredi kartı kültürü yerine bildiğin kredit dedikleri sistem var ve siz paranızı oraya yatırıyorsunuz. biraz saçma ama ne yapalım.

    - bankacılık sistemi henüz geliştiğinden olsa gerek bankamatiklerden ne şifre değişimi yapabiliyor ne de bakiyenizi öğrenebiliyorsunuz. (yapı kredi için konuşuyorum, diğer bankaları bilmiyorum)

    - inanılmaz rüzgarlı bir şehir.

    - aşırı pahalı bir şehir. bildiğin 10tl'lik dandik bir t-shirt'ü burada tl bazında 30tl'ye alabilirsiniz. o yüzden gelecek olanlar varsa mümkün mertebe kıyafetlerini türkiye'den alıp gelsinler.

    - burada içki, sigara, elektrik ve doğalgaz çok ucuz. onun dışında her şey pahalı. teknolojik aletlerin fiyatları türkiye'ye göre 200 300 tl daha uygun.

    şimdilik bu kadar gene yazarım ileride.
  • çelişkiler şehri..

    avrupa hariç hayatımda gittiğim en güzel irish pub'a burada gittim. ingiliz rock'ından (ben diyeyim pink floyd) amerikan country'sine (siz diyeyin rawhide şarkılar çalan harika bir canlı müzik grubu, o grupta klavyede harikalar yaratan dünyalar güzeli rus kız, harika bir seyirci topluluğu, seyircilerin arasından çıkıp adele'e takla attıracak kadar iyi adele söyleyen azeri kız, klavyede harikalar yaratan dünyalar güzeli rus kızın dünya çirkini sevgilisi, 6 manatlık guinnes getiren garson, ikinci birayı "bu bizden olsun" diye getiren enfes garson, hepsi bu pub'ın içindeydi.. merak edenler için pub'ın adı finnegan's..

    trafiği rezalet. öyle böyle değil. koca koca bulvarlarda şerit merit tanımadan dolanan serseri mayınlar, özellikle karşıdan karşıya geçen yayalar için böyük tehliqe.

    yemekler eh işte. kızların bazıları güzel, ama genelde girilen ortamlar sosis partisi şeklinde geçiyor, 6-7 erkeğe 2 kız düşüyor, düşmüyor.

    balık var diyorlar da, balıklar tırışka. gözel bir deniz balıkı ümid etmeyeniz.

    şehrin çok lüks yerleri var, bazı yerleri dökülüyor. bu konuda herkes yazmış. sovyet döneminden petrol doğal gazla paranın amına koymuş olmanın verdiği bir hanzoluk malum, doğrudur.

    ancak şehirde tüm istanbuldakinden daha çok kültür ve sanat eseri var.. müzik ve opera salonları, sergiler, şehir heykelleri, anıtlar..

    bindiğiniz taksi şoförünün de önce "size yahşi kız takayım?" diye pezevenkliğe soyunması, siz istemedikten sonra gelişen muhabbet esnasında da yolda gördüğünüz "bakü davlet dram opera ve teyatrası"ndan geçerken "men de buraya şiir dinletilerine gidiyrem" demesi bambaşka bi ortamda olduğunuzu size hatırlatır.
  • en kısa özeti için şöyle diyebilirim; haydarpaşa garı'nın mimarisini al, bütün ana yolları aynı mimari ile sarmala, aralarına yemyeşil parklar koy, gece de bütün binaları inşaatlar da dahil ışıklandır. gittiğin zaman beni an, bakü öyle bir yer.

    haydar aliyev havalimanı'na inince şöyle bıyıkları olan bir polis size ''azeerbayçana ne üçün gelmişiniz?'' diye sorarsa allah aşkına gülmeyin, valla ayıp oldu.

    http://666kb.com/i/cutfbjclou0rf67fd.jpg
  • 11 gundur icinde bulundugum ve 1 kere bile kufur isitmedigim sehir. genclerin icinden gecerken envai cesit kufur isitirken turkiyede buradaki gencler yasli ve ozellikle bayanlara (nisanlim yanimda iken ondan gozlemledim) oldukca saygili. otobusde yer verme yarisina giriyorlar. kufur isitmemek beni baya sasirtti ve hosuma gitti. haminizi sevirik
  • henüz 1,5 haftadır buradayım iş için ve yavaştan alışıyorum diyebilirim. sağolsun burada yaşayan türk arkadaşlar olsun, şirketimdeki arkadaşlar olsun şehrin tüyolarını veriyorlar.

    şehir içi ulaşım metro ve otobüs 20 qepik. metro ruslardan kalma olsa da izmir'e nazaran çok hızlı yalnız aşırı kalabalık. otobüs desen bizim izmirli binerken 10 defa düşünür "lan bu yolda kalır mı" diye.

    trafikte araç bolluğu istanbul'u aratmayacak şekilde hatta ve hatta burada yaşayanlara göre 5 sene sonra trafik denen olgu nanay.

    yemek konusunda şu ana kadar çok sıkıntım olmasa da (şirkette ve kaldığım yerdeki yemekler sağolsun) gene de türkiye'deki tatları arıyorum. pirinçleri bizim bildiğimiz pirinçten uzun. hatta sarı renkli bir pilavları var ben ilk gördüğümde rendelenmiş kaşar peyniri sanmıştım da "lan yemek olarak peynir mi yemekteler" dedim.

    28 may dedikleri yerde kfc'nin 1926 yılındaki tarihi binayı restore ettirip iki katlı süper bir mekana dönüştürmesi gözümden kaçmadı. içerde menülere ilaveten xırdalan veya tuborg birası söyleyebilir, oturduğunuz masada sabit ipadlerden nete girebilirsiniz. türkiye'de olsa o ipadler daha ilk günden çalınırdı.

    taksilerin bir çoğunda taksimetre yok ama eurovision sayesinde patlıcan moru rengindeki küçük taksilerde ve yeni yeni ortaya çıkan beyaz renkli taksilerde taksimetre mevcuttur. zaten bunlara binmenizi tavsiye ederim.

    arabalar ucuz olduğundan (gürcistandan adam alıp geliyor) her türlü lüks aracı burada görmeniz mümkündür. öyle ki türkiye'de olmayan model arabalar bile mevcut. benzin işlenmemiş olduğundan litresi 0.55 qepik. 2,5lt'lik kola 90 qepik var sen hayal et.

    bentley mağazası bile mevcut ki hikayesini öğrendiğimde yok artık demiştim. vakti zamanında haydar aliyev'in akrabası mı ne tam hatırlayamıyorum bentley alıyor ve bakü'de mağazasını açmak istiyor. bentley izin vermiyor tabi. 2 sene süründürdükten sonra tamam diyor bentley ama şart da koşuyor. yılda 90 adet satarsan sana inanılmaz bir komisyon ödeyeceğim. adam hayhay dedikten sonra ilk ay 250 adet satıyor.

    şimdilik bu kadar nasılsa 2 sene daha burada gözüküyorum bol bol editlerim.

    edit: benzin 0.70 qepik oldu ama yerinde sayacağını sanmıyoruz, çünkü yılbaşından sonra litresi 1 manat olacağı söylentileri dolaşıyor
  • başka bir ülkeye gitmeden önce blogları, yorumları, yazıları sonuna kadar sömürüp o ülkeye adım atmadan ezberleyerek giden biri olarak bu sefer öğrendiğim şeyleri ufak ufak not alıp başkalarına da faydam dokunmasını sağlamak istedim. o yüzden biraz uzun olabilir yazı.

    evet sevgili arkadaşım bakü nasıl bir şehir, istanbul ile asla kıyaslanamayacak kadar küçük, görülecek yerleri az, tarihi kültürü ve mutfağı sınırlı, yani beklentiyi çok yüksek tutmadan gidilmesi gereken bir şehir. bunu neden belirtiyorum, benim aklımda bakü denilince çok daha gelişmiş bir yer gelmişti biraz hayal kırıklığı oldu, siz beklentiyi düşük tutun da daha keyif alın. dubai havası verilmek istenmiş ama tabi bir flame towers ile olmaz o iş, beyaz taşların tek bir avrupa havasında ama avrupa olmayada çok uzun yol var. neyse baslayayım aldıgım notlara;

    cumartesi devlet daireleri çalışıyor, yeni başlanmış buna, bankada çalışmak oldukça prestijli, biz de çocugum mühendis olsun doktor olsun vesaire denir ya onlarda iktisat okusun maliye okusun gibi bir durum var ki bu bana garip geldi, sanırım bankacılar iyi kazanıyor diye. tabi ki bütün dünyada olduğu gibi burada da torpil gerekiyor o işe girmek için.

    otobandaki şeritler en sol 120 orta 100 sağ 90 vesaire gibi 3 farklı hız seviyesinde, çok fazla korna basılıyor denmiş ama benim kadar çalanı görmedim o yüzden ya bunu yazanlar istanbuldan gitmemiş ya da korna mevzusunu biraz azaltmam lazım.

    binalardaki tek malzeme tek renk olayı şık duruyor, dediğim gibi avrupa havası katmış, ışıklandırma eskiden çok gösterişli imiş hatta normal evlerde bile yapılıyormuş bu aydınlatma o yüzden akşamları çok görkemli oluyormuş ama mişli geçmiş zaman kullanıyorum çünkü bu aralar kriz var diye aydınlatma da büyük oranda kapatılmış. o yüzden göremedim bu olayı, 3. sınıf dünya ülkesi olunca böyle oluyor işte, şekil şükül için aydınlatma bilmem ne bir şey yapıyorsun ama altı boş, krize mi girdin hop bitti, bir gün sonranı göremiyorsun, bize de tanıdık haller. onlarda bir de petrol faktörü var, petrol almayı kesiyorlar mı al sana kriz, bu arada petrolü en çok italya'ya veriyorlarmış, bizde onlardan değil de ırak ve irandan alıyormuşuz dip not olarak.

    yine şehir ile ilgili bir detay, mevsimlik çiçek koskoca başkentte yok, zaten bir kaç meydanları var orada da çiçek yok, bitkiler genelde ithal top şimşirler, mazılar vesaire ama gel gelelim renk yok, yeşil pitos içine yine yeşil ardıç olmaz canlarım, estetik noksan tek güzel peyzaj göremedim. sadece bir kaç yerde, four seasons’un önünde vesaire çiçek gördüm onun dışındaki yerde de asker gibi yan yana dikilmişti zaten. yine türkiye bu konuda bazen gereksiz harcama yapıyor gibi gelse de böyle bir ülkeye gidince anlaşılıyor bizdeki belediye çalışmalarının kendi içinde ne kadar yol aldığı.

    mağazaların önündeki polyester saksıların tek tip olması ise çok şık bir görüntü, sanırım onu da onların belediyesi yapmış.

    azerbaycan’ı ya da diğer ortadoğu ülkelerini görünce gibi türkiye’nin önemini daha iyi idrak ediyor insan. bizdeki her anlamdaki zenginlik hiç kimsede yok (ama tabi maddi zenginlik dersek o da bizde yok *). mesela adamların evine yemeğe gidiyorsun, kaç aileye gidersen git hepsi aynı yemeği koyuyor önüne, dolma, azeri pilavi yanına ekşili soganlı et,levengi soslu tavuk ya da balık (bence levengi sos’ta süper cevizli soganlı harika) mimoza (tavuklu bir salata bence efsane) tavuklu biberli bir salata, rus salatası, aklınıza gelebilecek her çeşit turşu (ceviz turşusu bile gördüm) sonra geliyoruz tatlıya şekerbura, mürebbe (reçel çayın yanına), bir tabak çikolata lindt vesaire farklı markalardan (marketlerinde tek tek alınıyor hepsinden böyle bir adet edinmişler) kuruyemiş yani resimini çektim her ev aynı çay faslında.

    bizimle karşılaştırırsak; bizde biri dolma yapar öteki su böreği diğeri mantı ya da ülkenin hangi kısmındaysa ona göre yemekler, tatlı desen baklavanın tek cinsi yoktur mesela, yani aynı yemekleri bulma ihtimalin düşüktür farklı evlerde.

    bu arada çaylarındaki kekik düşünüldüğü gibi rahatsız edici durmuyor, genelde demlenmiş çay, demlenmiş kekik ve su katılıyor. çay olayları da bizden farklı bizim sık çay içmiyorlar, mesela kahvaltıya birine gittin çay bitti baya sonra soruyorlar çay ister misin diye, bizdeki gibi boşaldı hemen doldur yok, onlarda çok içiyor ama iç bekle iç şeklinde. yanındaki mürebbelerden en güzeli bence karpuz mürebbesi.

    yemekleri börekleri tuzluları tabağa elleriyle koymalarından hiç hoşlanmadım ama zaten bu konu benim için türkiye’de de sıkıntı o yüzden devam ettim uyuz olmaya.

    feihua diye bir meyveleri var, bizde yetişmiyor, onlarda çok yeniyormuş, reçelleri içecekleri bol bol mevcut, şu anda mevsimi değil diye yiyemedim değişik mayhoş bir şey, reçelini aldım gerçeği daha güzeldir herhalde, mevsimiyse yiyin diye yazıyorum.

    yemek konusunu geçmeden firuza diye bir restoran var oradan şeki pitisi yenilebilir, piti evde yapılan bir yemek değil, bir tabakta et suyu veriyorlar ötekinde koyun eti eziyorlar ama et oldukça yağlı, yağlı et sevmezseniz benim gibi yiyemezseniz, bir diğer tavsiyemde 'mayak 13' adında bir art cafe-restoran var bayıldım oraya, çok renkli bir yer cunda tarzı cafeler gibi kesin gidin. içeri şehirin o civarda.

    bir şey var mı diye soruyorsunuz; ' baki’dee?? sorışmak lazım' diyorlar ya hem sempatik geliyor hem de gülesi geliyor insanın. aslında dilimiz yüzde 90 aynı, yani çok rahat yaşar bir türk orada o yüzden daha fazla türk turist tercih etmeli, tabi o dil ne kadar anlaşılsa da opera’da yapırsen epirsen denmesine gülmemek elde değil.

    ad günlerinde (dogum gunu) baya giyinip süslenip profesyonel foto çektirme adetleri var çok sevimli bence. bibi hala, hala teyze, mama anne demek.

    'beyaz azeri'ler tayyip sevmiyor dini siyasete alet ediyor diyerek, arapları sevmiyorlar, pek dindar değiller, kendileri de şi’ler ama alakaları yok, şiilerin çok depresif ve sürekli acı çekmesinden şikayetçiler. şehir merkezindeki üç beş cami de kapalı ya da içeride 2-3 kişi var. maddi gelir düştükçe bütün dünyada olduğu gibi dindarlıkta artıyor tayyip sevgiside. din dersek türkiye’deki inanç tabii yok, genel olarak her kesimde inançlı insanları olan bir ülkeyiz biz. ruslar ezip geçmiş analarını ağlatmış adamların, tarihi eserlerini almış, örf adetlerini almış,kendi dilini kendi peynirini adetlerini bırakıp çıkmışlar.
    ruslardan da nefret ediyorlar ermenilerden de, karabağ’da hala çatışma var.

    türklere karşı hem minnettarlar zamanına ermenileri azerbaycana sokmadıkları için hem de türklerin desteğini zamanında alamamanın uyuz olmuşlugu var, var da turkıye de sankı her gun asker ölmüyor, oradan daha buyuk gorunuyoruz da kendımıze hayrımız yok onun farkında degıller.

    cok fazla uzatmadan bitirmek istiyorum, gezılecek sehır merkezındekı yerlerde cok numara yok yanı kız kalesı mesela hiç gidilmese de olur, sadece bir şey komik geldi eski bir film vardı oradan bir video vardı kale ile ilgili, kadın rolündeki adamı görünce şaşırdık o zaman kadın oynaması yasakmış, o yüzden erkekler kadın rolünde oynuyormuş, düşündüm de toplumun cinsel kimliğini bozar bu devam etse, düşünsene erkeksin kadın rolündeki kişiden hoşlanıyorsun izlerken ama aslında o da erkek, enteresan bir durum. şirvanşahlar sarayında da pek bir nane yok, girmeseniz gayet olur da napıcaksınız boş vaktiniz olcak girin bari, ucuz zaten 4 tl civarı giriş bir de tercüman için 4 er tl verip birinin gezdirmesini isteyebiliyorsunuz, azerilerle pek konusamazsanız en azından o bahane ile konusturmus olursunuz. atesgah diye bir yer varmıs zerdüş ve yezidilerin önem verdiği bir yer, yezidileri çok sevdiğimden gitmek istedim ama nasip olmadı gidebilme şansınız varsa gidin şehre uzakmış ama gidilir.

    başka sehre gidelim dedik ama güzel şehirler şehre 5-6 saat uzakta, şehirler arası yollar çok bozukmuş, kayak için şahdağ var ama o da çok iyi değilmiş diye duydum, tren çok gelişmemiş, ülke içine uçak yok pek. bakü'den çıkamadık yani, baku içinde kalcaksanız 2 gün dolu dolu yeter ya da uçakla başka ülkeye geçin öyle bir şans varsa.

    bakü’deki en can sıkıcı mevzu bitmek tükenmek bilmeyen, sağdan soldan insanı hırpalayan o rezil rüzgarı. kesinlikle çok kalın kaz tüyü mont ve mümkünse mutlaka bere ve atkı ve eldiven lazım. yazın bile rüzgar varmış bence çok büyük bir problem, bu mevsimde mesela sokaklar bomboş, insan yarım saat yürüse yoruluyor, bakü’lü olsam evden çıkmazdım.

    en son olarak insanları fedakar, misafirperver, sevgi dolu, kıymet bilen ve gösteren harika insanlar. kültür olarak bize çok yakınlar, büyükşehir insanı gibi de değiller misafir ağırlamada, tek kelime ile harikalar.

    yani dostlarım gidin, kesinlikle bir kere olsun görün, dibimizde böyle yakın bir kültür var avrupaya bayılacağınız para azeri kardeşlerimize gitsin emin olun seveceksiniz, yeter ki kalın giyinin, haydi gidenlere şimdiden iyi yolculuklar.