şükela:  tümü | bugün
  • balat sahilinde, murselpasa caddesinin basinda yer alan, iett'nin balat duragina 50 m mesafede yer alan muhtesem restoran.

    vedat milor'un gidip de bayildigi restoran ilgimizi cekti, eyup sultan ve pierre loti yapip masaya kurulduk.

    kastamonu daglarindan toplanan dogal mantar, biber ezmesi, kalkan, sinop cigeri, fava basta olmak uzere cokca nefis yemek yedik.

    fiyatlari da uygun, ulan iki porsiyon kalkan yedik, saymadigim yuzlerce meze yedik, kabak tatlilari matlilari, 175 odedik. aynisini yenikoy'de yari kalitesinde bi balikcida yesek 500'e cikardik.

    bunu okuyan arkadasim varsa, bana acil desin "can beni de gotur" diye. buraya sik sik gelinmeli. muazzam bir restoran.
  • yemeklerin lezzetiyle, mekan sahibi ve calisanlarinin ise efendiligiyle etkiledigi mekan.
  • mezeleri, istanbul'da yer alan tum meyhanelerin eline verir. o derece
  • çok net bir şekilde gittiğim en iyi "affordable" meyhane.
  • istanbul'da yerleşik yaşamdan vazgeçmeye karar verdiğim günlerden birinde gitmiştim buraya. üç yılı geçmiş, durduk yerde aklıma geldi..

    meslek icabı ve kişisel meraktan ötürü de istanbul'da girmediğim delik, gezmediğim mahalle az vardır. balat'ı 1997'de keşfetmiştim. yirmi yılda yirmi kere gitmemişimdir ama her gidişimde de keyif almışımdır bu kişilikli mahalleden.

    istanbul'dan ayrılacağıma hüzünlü, bir gün vapurda dalgın denize bakarak hasköy'e, rahmi koç müzesi'ne giderken aniden balat'a da gitmek düştü içime. müzeyi bilmem kaçıncı kere gezdikten sonra yine dilenci vapuruna atladım ve kapağı eski yahudi mahallesine attım.

    akşam iniyordu perde perde. anılar kayboluyordu birer birer sanki, güneşin battığı yerde. çarşamba-karagümrük sırtlarından. efkar basmıştı. başım önde yürürken bir anda rast geldim sahil meyhanesine. giriverdim. çünkü buyur ettiler, icabet etmek lazım..

    kara efe geldi. domuz sıkısı doldurdum, koydum ehlikeyfe. limonda çiğ izmarit dediler. hemen gömdüm. deniz kokusu doldu burnuma. böyle fava bulamazsınız dediler, gelsin dedim. öyleymiş. beyazpeynir yağlı ve yumuşaktı, kızarmış ekmeğe sürülesi. yoğurtlu bir ot geldi, adı rumca, unuttum. ona da yer açtık soframızda. rakımıza davrandık. dışarıda kırık dökük bir akşam yaşıyordu, pencereden kırmızı kırmızı yansıyordu meyhaneye.

    sonra yaprak ciğer istedim, racon buymuş. istanbul'da böylesini yememiştim. sordum, süt danasındanmış. sinirleri tek tek ayıklanmış, az pişmiş, pamuk gibi. yeni bir domuz sıkısı kadeh doldurdum hemen, daldım gene düşüncelere..

    nedir, bir de baktım racon devam ediyor, fırında kalkan. eh, aylardan nisan. tarif edilemez bir şeydi, rüya gibi. onu da iyi ettim. tatlı dediler sonra. yok dedim, istiap haddim tamamdır.

    hızlı içip yavaş yedim orada. çok çok güzeldi. sonra çıktım, eminönü'ne kadar yürüdüm deniz boyu, gecede..

    istanbul'un en iyi meyhanesi olabilir.
  • vedat milor'a göre istanbul'da en iyi meze yapan yer. burayı lezzet rehberinde şöyle yorumlamış: "bu lokantayı benzeri mezecilerden ayıran birkaç özellik var. öncelikle mezeler dışarıdan tedarik edilmiyor. kendileri hazırlıyor. sonra her şey taze. daha da önemlisi leziz. bana göre en ilginç olanı mutfağın başındaki cemal bey ve oğlunun hiçbir gastronomi eğitimi olmaması ve amatör bir ruhla kendi damaklarına uygun yemek pişirmeleri."

    vedat milor daha detaylı ne demiş diye merak edenler veya buraya gidince ne yenmeli diye düşünenler şu linke bakabilirler: vedat milor lezzet rehberi - balat sahil restoran
  • ciğerine, cevizli yoğurtlu kereviz yaprağı mezesine ve yumurtalı pastırmalı sıcak otuna* gerçekten hayran oldum. bir daha gidersem bu üçünü banko yine söylerim. beylerbeyi mavi şişe de satıyorlar. mis gibi. üstelik çıkışta denize karşı sakin sakin yürüyüp açılabiliyorsun, valla daha ne olsun.

    orijinal ve leziz mezelerde emeği geçenlerin ellerine sağlık.
  • çok iyi ama gerçekten çok iyi.

    istanbul'da balığı ya tarabya kıyı'da yada burada yiyeceksin. her gittiğimde aynı kalite. hiç değişmiyor.