şükela:  tümü | bugün
  • yönetmenliğini atıf yılmaz’ın yaptığı siyah-beyaz 1967 yapımı türk filmi.

    senaryosu ayşe şasa tarafından yazılan filmin başrollerini yılmaz güney ve nebahat çehre paylaşmış. yan rollerde ise ersun kazançel, erdal özyağcılar, sami tunç, danyal topatan, tülin oral, meral küçükerol gibi güçlü oyuncular ve çekildiği balat semti sakinleri yer almış.

    oldukça sıradan, klişe senaryoyu güçlü kadro da kurtaramamış. yine de buruk bir tebessümle sonuna kadar izlenebilen bir filmdir.
  • senaryosun da yer yer zaaflar olsa da, sonuna dek kendisini ilgiyle izletmesini başaran bir film. bunda atıf yılmaz'ın yönetmenliği ile yılmaz güney'in oyunculuğunun payı büyük elbette.
  • az önce yeşilçam tv de rastladığım ve ummadığım şekilde güzel çıkan bir film. yalın anlatımı ve istanbul un eski görüntüleri ile insanın içini ısıtan, yer yer güldüren bir film. aynı zamanda filmde erdal özyağcılar ı öğrenci olarak seyretmek ayrı bir güzellikti.
  • 5:43 itibariyle aşağıdaki efsane dialoğa sahip yılmaz güney filmi, burdan.

    -ömrüne bereket, bi pavyon şarkıcısına vurulmuş abi, resmini koynunda taşıyodu gördüm, karıda bi kaş var bi göz var hani allah çarpsın ben bile imrendim.

    -hamza hepimiz allah 'ın kuluyuz benim canım yok mu sanki, bazen nasıl bir usanıyorum derslerden, nasıl bir içim çekiyor serseriliği, bulaşsam bulaşacağım ki bidaha dönüşüm yok. kızlar var hamza öyle kızlar dolanıyorki etrafta her biri ayrı bir kitap, daha dün canım çarptım bitanesine; güzzell alımlıı, kıvrak, hemen ayak üstü de kanımız kaynamazmı, bugün randevu vermez mi?

    -eeee?

    -eee si ne hamza, gidermiyim hiç, cebimde bi lira var yok, onu da hayvancıklarının yem masrafından zor kesmiş fukara babam, gidipte bulaşılır mı şimdi..

    -bulaşılmaz doğru, parasız zamparalık hiç olmaz .

    -ben haddimi bilirim hamza, fukara kısmı haddini bilecek, gülşen benim neyime yetmez, namuslu namuslu oturur köşeciğinde bizde evelallah koyduk mu diplomayı cebimizee...

    -haa aklıma geldi yaww jilet turan edepsizi çiğ osmandan gülşeni istemiş diye duydum.

    -avucunu yalar o boşver...

    -hee yaşşa abi
  • yılmaz güney'in tek sevdiğim filmi. gerçekçiliği öyle geneldir ki, filmi izlerken hem gecekondu mahallesinde yaşayan insanların yaşamını sanki kendi yaşamımız gibi benimseriz, hem de zengin insanların tarafından rahatça bakarız. tek bir özdeş yoktur filmde, her karakter tek bir karakterdir, toplamında da bir insan olur. bu yüzdendir işte her iki tarafı da benimseyebilmemiz.

    filmde 6 zengin varsa, 3 tanesi entelektüel 3 tanesi züppedir ve bunların oluşturduğu grup hiçbir ayrım olmadan karşımıza çıkar. yani aklı başında zenginle, züppe zengin karşı karşıya gelmez. bü yüzden zengini de anlar, severiz. klasik zenginden nefret etme, fakiri yüceltme yoktur bu filmde.

    fakir semtte de itler vardır, fukara edebiyatı yapılmaz. fakat güzel olan it herifler sadece it herif değillerdir, iyi tarafları da vardır. onların hazımsızlıklarını öyle güzel gösterir ki filmde, bizim de içimizde o adam vardır aslında.

    filmi bu kadar sevmemin sebebi türünün tek örneği oluşu. bu kadar iyi dengenin kurulduğu başka bir türk filmi izlemedim ben.

    yılmaz güney zekası tabii, şapka çıkarılır.
  • nebahat çehre'nin dublajı kötü olan film.
  • rahatsız edici yerleri olmakla birlikte, sağlam mesajlar da yakalanabilen bir film.

    not: buradan sonrası spoiler.

    yoksulluğun çekirdeğinde yer alan bir adam, arif (yılmaz güney). kötülüğe yaklaşmıyor, bu yüzden boğucu dalgalardan uzak.

    arif ne zaman ki kötülüğe yaklaşıyor, kötülük yapıyor; işte o vakit tepetaklak oluveriyor. aldatma, yalan... kırık dökük de olsa anlıyor; "namus belası"na yaşanıyor bu acılar... ve çirkinliğe ait olmadığını hissedince de, kurtulmak istiyor. mümkün olduğunca bataklıktan uzak durmalıdır insan. yoksa istemese bile çamur ona da bulaşabilir. cahille fazla muhabbet, cahillik getirir misali.

    filmin rahatsız edici noktalarına gelirsek; arif sevişmek üzere olduğu kadına yargılayıcı bir tutum takınıyor. halbuki sevişmek iki taraflı bir eylem. kendisi de bu eylem içinde olmasına rağmen, "kadın''ı yargılamakta ve bu da tutarsızlık... çünkü birini eleştirmen önce, kendimiz o şeyi yapmıyor olmalıyız. "sen kendine bak" misali... ayrıca bu yargılayıcı tutumu da gayet tek taraflı. kendisi için daha meşru görüyor bu yakınlığı ama kadına yasak görüyor. yani cinsiyetçilik yapıyor.

    velhasıl, artısı eksisiyle yine de beğendiğim bir filmdir.
  • --- spoiler ---

    başrollerinde yılmaz güney, nebahat çehre ve candan isen'in oynadığı, yönetmenliğini ise atıf yılmaz'ın yaptığı 1967 yapımı türk filmi. filmin senaryosunda ise ayşe şasa imzası vardır. siyah-beyaz olarak çekilen film, komedi ve dramayı harmanlar bir çizgidedir. filmde, ünlü oyuncular erdal özyağcılar ve mustafa alabora'nın gençlik halleri de görülebilir.

    filmin konusu
    “aşk bizim neyimize erdoğan, adam gibi okuluna gidip dersine çalışsana.” şeklinde yılmaz güney’in canlandırdığı arif karakterinin filmin henüz başlarında sarf ettiği sözle başlayan film, mahallelinin fahri doktoru, anne babasının tek umudu olan ve herkesin yardımına koşan tıbbiyeli arif'in hikayesidir. arif'in hayatı ev ve okul arasında geçmektedir; tek derdi okulunu bir an önce bitirmek ve gülşen’e (nebahat çehre) kavuşmaktır. bu fikrinden şaşmaya başladığı anda ise film gerçek anlamda başlar; olay akışı hızlanır. film, balat semtinde çekilmiştir. yönetmen atıf yılmaz, bazı sahnelerde siyasete girmeden halkın fakirliğini resmetmeyi başarmıştır. nitekim o siyah beyaz birkaç saniyelik tablo dahi yeter balat’taki yoksulluğu anlatmaya. hemen ardından izleyiciyi gülşen rolündeki nebahat çehre ile tanıştırır yönetmen. gülşen, sabah sabah bir şeyin telaşındadır. birazdan anlaşılır derdi; gider, gizlice arif ’in camını tıklatır. arif ders çalışmaktadır. gülşen, mahalleden arif ’in sevgilisidir. deli dolu, gururlu ve de arif ’e oldukça aşık balatlı bir kızdır. arif ’in tabiriyle "çilekeştir fukara, beş yıllık sözlüsü"dür. gülşen’inki tertemiz bir sevgidir; sevgisi arif ’in doktor olacak olmasına, iyi para kazanacak olmasına bağlı değildir. gülşen’in parada, pulda, mevkide gözü yoktur. o, sadece hayatını arif ile sürdürmek istemektedir. arif ’in hayallerine ortak olmuş, mahallede arif için muayenehane açacak yeri bile belirlemiştir. mahalleli iki gencin aşkını bilmekte ve aşıkların evleneceklerine kesin gözüyle bakmaktadır. fakat bu aşka karşı olan iki kişi vardır; arif ’in annesi ve gülşen’in babası. arif ’in annesi tıbbiyeli oğluna balatlı bir genç kız olan gülşen’i uygun görmemektedir; ona göre doktor olacak olan oğlu daha iyilerine layıktır. gülşen’in babası ise, maddi çıkarlarını göz önünde bulundurarak kızını mahalleden başka bir erkekle, jilet turan’la, evlendirmek istemektedir. ancak ne arif annesini, ne de gülşen babasını dinleme niyetindedir. arif ’in filmin başında belirttiği aşk hakkındaki fikrinden şaşmaya başlaması ise, nişanlandıktan sonra olur. insanoğlunun yasağa olan iştahı burada da kendini gösterir ve tek derdi ders çalışmak ve okulunu bitirmek olan tıbbiyeli arif, nişanlandıktan sonra kendisinden beklenmeyen işlerin içine girer. zengin kızı çiğdem (candan isen) ile de yakınlaşan arif, onunla da gizlice nişanlanır ve aynı anda iki kızı birden idare etmeye çalışır. bu noktadan sonra, arif ’in bir anda kendisini içinde bulduğu ortama ayak uyduramayışı, çaresizliği, özellikle bu çaresizlik halleri içindeyken taksicilerle girdiği diyaloglar, yılmaz güney tarafından oldukça gerçekçi canlandırılmıştır. yer yer trajikomik, yer yer dramatik bir şekilde arif karakterinin saf (temiz) yönü vurgulanır bu diyaloglarla. arif ’in gördüğü absürd rüya ise, filmdeki ilgi çekici detaylardan biri, bir nevi içinde bulunduğu duruma çözüm üretemeyiş hali ve üstelik filme mizahi bir boyut kazandırmıştır. balatlı arif, meraklısına balat’ı, atıf yılmaz’ın gözünden, dedikodusuyla, yardımlaşmasıyla, sıcak bir mahalle resmi içerisinde, gülşen ve arif üzerinden gerçek bir aşk hikayesiyle ve de en önemlisi, farklı dünyaların insanları olma durumunu "biz farklı dünyaların insanlarıyız" klişesi kullanılmadan da anlatılabileceğini ispatlayan bir şekilde yansıtmaktadır.

    kaynak: http://www.mafm.boun.edu.tr/files/749_51.pdf

    notlar
    - filmde arif 'in çiğdem'in zengin arkadaşlarıyla gittiği gece kulübünün adı pussy cat'dir.
    - filmin yapımcısı irfan atasoy'dur ve film, irfan film stüdyolarında çekilmiştir.
    - filmde dönemin ünlü bazı yabancı şarkıları enstrümantal olarak çalınır. bunlar arasında wives and lovers aklımda kalmıştır.
    - filmin görüntü yönetmeni rafet şiriner'dir.
    - filmde yüksek dozda olmasa da erotizm unsurunun kullanılması dikkat çekicidir.
    - arif karakterinin gördüğü rüya sahnesinde, arif'in muhayehanesinin kapısında "prof. dr. arif arabacıoğlu" yazmaktadır.
    - filmde kumar (kağıt oynama) sahneleri de vardır.
    - filmde ağır maço diyaloglar vardır. örneğin, bir sahnede, arif, "karı kısmının kahpeliği boldur" der.
    - bu filmde yer alan düğün basma sahnesi, ilerleyen yıllarda da birçok türk filminde yer almıştır.

    filmin tamamı buradan izlenebilir; https://www.youtube.com/watch?v=ho5fcllmyqi

    vikipedi - https://tr.wikipedia.org/wiki/balatlı_arif

    --- spoiler ---