şükela:  tümü | bugün
  • balığa gidip, balık tutamadan geri dönme eylemi.

    ben bizzat kendim test ettim, tavuk ciğerine özel bir ihtimam gösteriyorlar.
  • iğnelerin dandikliğine işaret eden durumdur.
  • akvaryumdaki baliklarin karnini doyurmak. bir sure sonra sartli reflekse donusur , elinizi akvaryumun uzerine getirince hepsi yukari cikar baliklarin.
  • şurdan online olarak yapılabilir.

    http://abowman.com/google-modules/fish/
  • platonik aşk gibidir. siz onu seversiniz, düşünürsünüz, güzelse bakmaya doyamazsınız ama siz onun için sadece hareket eden bir canlısınızdır. size bakıyor zannedersiniz ama sizi görmez bile belki de. siz sevdiğinizle, ona ilgi gösterdiğinizle kalırsınız. onun dışında çok güzeldir, her ne kadar balığa eziyet olsa da onu bir fanusta beslemek, izledikçe sizi rahatlatır, seyrederken huzur içinde uykuya dalabileceğiniz minik bir dostunuz oluverir.
  • sıkıcı bir iştir.

    babam balıkları çok severdi. zaten annem evde başka bir hayvan beslemeye izin vermezdi. buna rağmen kuş, civciv gibi canlıların evimize girmişliği var. hepsinin akıbeti acı oldu. başka entrylerin konusu tabi onlar. neyse babama, sevdiği şeylere geri dönelim. bir gün babam kocaman bir akvaryumla eve geldi. iki kişi de o akvaryumu tutmaya çalışıyordu. o zaman yaşadığımız apartmanda asansör yok. eve gelen olgun teyzelere ara katta sandalye koymuşluğumuz var. işte adamlar zar zor, güç bela, ter dökerek çıkartmışlar. kendinde biraz yaşama gücü bulan babamzede, yüzünde garip ifadeyle anneme "yengeee neree koyalım?" diyebildi. annem elinde mutfaktan çıktığını gösteren el havlusu ve mutfak önlüğüyle babama avını yakalamak üzere olan şahinin bakışlarını fırlatmakla meşguldü. akvaryumu taşımak için kendinden geçen bu iki insan babama yönelip "abi nereye?" diye soruyu yinelediler. babam da yanıt vermedi çünkü o da anneme "ne var ala alaaa" bakışı gönderiyordu. adamcağızlar bir anneme bir babama bakıyor ama kimseden yanıt alamıyordu. on yaşında bir çocuk olan ben "abiler koridora bırakın"dedim. adamlar neşe ve sevinç içinde akvaryumu bırakıp ortamdan kaçtılar.

    annem akvaryumun tüm işlerini babamın yapacağını bildiren bir konuşma yaptı akşam yemeğinde. babam da bunu istek, azim, heves ve sorumluluk bilinciyle yapacağını söyledi ve konuyu çocukların hayvan sevgisi ile büyümesine getirdi. hani baba allah aşkına, besledik ne oldu? sevmiyorum hatta korkuyorum ya birçok hayvandan! gel zaman git zaman babam durumdan memnun şekilde her pazar balıklarıyla ilgileniyor, müzik açıyor saatlerce onları izliyor. ben küçük bir kızın yaptığı gibi babamı gözümde büyüttüğüm, onu prens yaptığım için o ne yapsa onunla takılıyorum. balıklara yem atmak, onları izlemek, müzik dinlemek ve sakinlik. babam baktı ki onunla takılıyorum bir usta edasıyla balık beslemenin inceliklerini öğretirken hayat tecrübelerini paylaşıyordu. ama yok, çocuğum ben. balıklara yem atmak, saatlerce izlemek vs sıkıcı gelmeye başladı. bir gün evde kimse yokken babamın bir sözü geldi aklıma: "balıkların hafızası 5 saniyedir". balıklara bakıp aklımdan "acaba yem atsam sürekli ne olur?" sorusu geçti. daha o zamanlar eğitim sistemimiz merakımı öldürememişti. her şeyin nedenini öğrenmek istiyor, beyin hücrelerimi çoğaltıp sinapslarımı artırıyordum.

    akvaryumdan bir balığı tuttum ve içi su dolu bir bardağa koydum. yem attım yedi yem attım yedi yem attım yedi. ben bıkmadan ilk paketi bitirdim. ikinci yem paketine geçtim. attıkça yedi. ne kadar süre geçti bilmiyorum. balık şiştikçe şişti şişti şişti şişti ve bomb! gözler dışarıya çıkarak patladı. ben hafif korku hafif tedirginlikle kurbandan nasıl kurtulacağımı düşünmeye başladım. saksıya gözüm ilişti ve güzelim küstüm çiçeği saksına balığı gömdüm. annem işten geldi fark etmesi olanaksızdı, ilgilenmiyordu bile ne akvaryum ne balıklarla. ablamın umru değildi balık felan. o bir ergen olarak isyankar bir havadaydı. babam geldi, elini yüzünü yıkadı, yemeğini yedi. sonra balıkları izlemeye yöneldi. önce fark etmedi sonra ne olduysa başını kaldırdı ve "sole balıklar eksik" dedi. ben böhöööö diye ağlamaya başladım ve suçunu itiraf eden katil gibi bir suratla "valla istemeden oldu" dedim. babam balık öldüğü için üzüldüğünü, merakımı gidermek için önce büyüklerle konuşmam gerektiğini içeren öğütler verdi, konu kapandı.

    o değil de küstüm çiçeği hiç olmadığı kadar parladı sonraki aylarda!
  • bir cezalandırma şeklidir. bilinenin aksine, balıkları fanusta beslemenin zararları! üzerine ilginç bir makale: http://www.mutluhaberler.com/…k-almayin-beslemeyin/
  • fanusta bakıyorsanız evcil hayvanlar arasında ömrü en kısa olanı, yemini verdikten sonra onu son kez görüyormuş gibi bir daha bakın dönüşte ölü bulabilirsiniz.
  • akvaryumu temizleme derdi ve yemlerin kötü kokusu olmasa son derece keyiflidir. hele bir de yavruladılar mı, o yavruların büyümesine tanık olmak ayrı bir tattır. en güzel tarafı da, gece sessizliğinde, yalnızca akvaryum ışığında, rengarenk yüzüşlerini izlemek. muhteşem bir huzur...