şükela:  tümü | bugün
  • aram andonyanın 1912-1913 yıllarında istanbulda arzuman basımevinde ermenice olarak yayınlanmış kitabının türkçe çevirisinin adıdır. yazar iç ve dış kaynaklardan yararlanmış, yabancı ajans, gazete ve dergilerle olan bağlantılarından ötürü birçok fotoğraf ve harita kullanmıştır kitapta.kitabın çevirisini zaven biberyan yapmıştır ve ilk olarak kasım 1975'de sander yayınları tarafından yayınyanmıştır. daha sonra kitap aras yayincilik tarafından gözden geçirilmiş, sander yayıncılığın kullandığı fotoğraflar yerine ermenice baskıdan değişik fotoğraflar kullanmış, çeviri dilini güncelleştirerek temmuz 1999'da tekrar yayınlanmıştır.
  • pek cok bulgar turku ailenin 1912 yilinda herseyini geride birakarak, apar topar istanbul'a goc etmesine sebep olmus, korkunc savaslar..
    http://en.wikipedia.org/wiki/first_balkan_war adresindeki sayfanin sonundan osmanli imparatorlugu'nun korkunc maglubiyetleri listelenmis..

    ayrica ayni konudaki diger baslik: (bkz: balkan savaslari)
  • 1400000 civarında müslüman osmanlı vatandaşının hayatını kaybettiği savaş.
    avrupa basınının savaşın vahşet boyutunu tamamen göz ardı ettiği o günlerde, bu savaşı ukrayna'nın kievskaya mısl gazetesi muhabiri olarak izleyen lev troçki 'nin* hem savaş hem de balkanların geleceği ile ilgili gözlemleri kitap halinde basılmış, ülkemizde de balkan savaşları adıyla arba yayınlarından yayımlanmıştır.
    cemal paşa'da anılarında lev troçki'den başka bu vahşete dikkat çeken gazeteci olmaması üzerinde önemle durur.
  • sevket sureyya aydemir bu savastaki turk askerini torinoya gitmis hakan sukur gibi anlatmistir enver pasa isimli eserinin ikinci kitabinda. turk askeri oyle bir morali bozuk ki ve oyle bir geri kaciyor ki yolunu kaybediyor ve kurandan fal bakiyor. isin enteresani kuran da yol gostermiyor ve yunan ordusuna dogru kosmaya devam ediyorlar.
  • ''1912-1913'te, balkan savaşıyla 'imparatorluk yıkıldı' deniyor. imparatorlukların yıkılması kaçınılmaz bir olaydır. bu o kadar ağır tarihi yaralar bırakmaz, sadece tarihi anıda bir yeri olur. 1912-1913'te, balkan savaşında, imparatorluğu değil rumelideki türk anavatanını kaybettik. yani anadolu ve rumeliden oluşan türk anavatanının rumeli kısmı o yıl kaybedildi. rumeli çocukları bugün türkiye'de köken itibariyle nüfusun en az üçte birini oluşturuyorlar.'' -ilber ortaylı
  • meydana getirdiği travmanın etkilerini, anadolu toprakları üzerinde yaşamakta olan kimseler olarak hala derinden hissettiğimiz büyük bozgun.

    müslüman türk ahalinin tebaa olarak görüp anlayış dünyasında özel bir yere oturttuğu gayrimüslim unsurların başı çektiği kalabalık güruhun isyanları, devlet-i ali den kopmaları, bu aşamada yaşanan kanlı olaylar, sivil halkın çatışma ortasında kalması, soykırımlar, göç, ve ırka dayalı yeni bir bağlılık düzeni olarak milliyetçiliğin ve milli devletin kabullenilişi... bu yaşananların ardından bağlanıp kök saldığı topraklardan koparılan kalabalıklara yepyeni bir vatan tarifi; "vatan, düşmanlarımızın henüz bizden almadıkları yerdir". (çarpıcı tanım için (bkz: dündar taşer))
  • hanry nivet'in "balkan haçlı seferinde avrupa siyaseti ve türklerin felaketi" isimli çalışmasıyla açıkça türk tarafını tutarak balkan halklarının yaptığı katliamlardan bahsettiği ve avrupalıların en kısa zamanda osmanlı lehine müdahelede bulunmasını istediği bir çalışması bulunuyor; serbest gazeteciler, savaşı en yakından izlerken uyarılarda bulunmayı ihmal etmemişler. ama niyetin yapılan insanlık suçlarını hedef almanın değil, politik arenadaki bir makyavelist adım olduğu aşikar, yol yine karın maksimizasyonuna çıkıyor; kitabın önsözünü yazan dr leon tiveriye, önsözünde gayet gerçekçi:

    "türkiye'de binlerce fransız yaşıyor. dilimiz onun her yanında yayılmış. sayısı çok fazla olan okullarımız orada her türlü kolaylığa ve ayrıcalıklara kavuşmuş olarak binlerce çocuğa eğitim vererek türk kavmi arasında fransız nüfuz ve terbiyesini yayıyor; orada yüzlerce 'laik' kuruluşları var. sinai ve ticari büyük girişimler, bankalar, şimendiferler, deniz şirketleri hep fransızların elindedir. türkler ise bir itiraz ve tehdit sesi çıkarmaksızın bizi yıllardan beri kendi çalışmalarımızı rahat rahat yapmaya bırakıyorlar.

    haris bulgarlar, mutaassıp sırplar, hileci ve ahlaksız yunanlar sonunda bizim bu suça katılmamız sayesinde çapulculuklarının meyvesini elde ettikleri zaman, acaba bize karşı yine aynı yumuşaklık vesaygıyla mı muamele edecekler? hayır. onlar bir kez bu yerlere sahip oldular mı, bizi derhal kapı dışarı edeceklerdir. işte bu da türkiye'nin paylaşılmasını, türklerin yok olmasını seyreden katolikler, sermayedarlar için layık bir ceza olacaktır."

    dr leon, önsözünde, nivet'in bu çalışmasıyla batı avrupalıların, kendi çıkarları açısından önemli olan bu bölge hakkında en azından bir nebze daha akılcı düşünmeye itileceğini umduğunu da eklemeden geçmiyor. görünüşe bakılırsa marx'ın şark meselesi üzerine new york tribune'deki yazılarında ("türkiye üzerine"), fransız ve ingiliz hükümetlerinin rusya'yı destekleyen tavırlarının, balkanlardaki rus ağırlığını artırarak döneminin en "gerici" yönetimi olan çarlık rusya'sını daha büyük bir tehdit haline getireceği öngörüsünü nivet'in biraz yakalayabildiği anlaşılıyor. sürprizler yüzyılı olan 20.yy sonrasında bu sözler de gayet trajikomik duruyor...
  • aslına bakılırsa osmanlı savaşa iyi hazırlanmış gibi duruyordu. almanya'dan yeni alınmış toplar, 250.000 civarında iyi donatılmış ordu hem halka hem de hükümete güven veriyordu savaş öncesi. hergün trenler dolusu yeni kıyafetli, yeni mavzerli, kıyafetleri eksiksiz taburlar yeşilköy'de toplanıp cepheye sevk ediliyordu.

    ilk sağlam cephe kırklareli civarında kuruldu. güçlü merkez kanat, sağ ve sol kanatlarla desteklenmişti. olası bir bulgar saldırısının karşılanıp daha sonra hızlı bir şekilde geri sürüleceği bir meydan savaşına hazırlanmıştı. ancak 20. yy'ın beraberinde getirdiği kıtalar arası iletişim ve levazım desteği ne almanlar ne de türkler tarafından sağlanamamıştı. bunun sonucunda ordunun sol kanadı, merkezden habersiz olarak ikiye ayrılıp bir gece hücümuna kalkışmış yetersiz haberleşmeden dolayı birbirilerini düşman sanıp kurşun yağdırmışlardır. (aynı olay sarıkamış'ta da cereyan etmiştir)

    sonuçta sol kanat bir anda dağılmış hızla geri çekilmeye (hatta bozgun şekilde kaçmaya) başlamış bunu gören merkez ordusu da kontrolsüz şekilde kaçmaya başlamıştır. bütün bunlar olurken ordunun başkomutanı olaylardan habersiz bir şekilde bir kulubede mahsur kalmış açlıktan ölmek üzereyken bir ingiliz gazetecinin getirdiği erzakla kendine gelebilmiştir.
    atıyla çıktığı teftiş gezisinde ordunun merkez kanadının dağıldığını görüp sağ kanada da çekilme emri vermiştir. oysa ki sağ kanat (aç olmasına rağmen) hayli iyi konumlanmış bir durumdaydı. emri alan komutan geri çekilmeye başladığı anda, emrin geri alındığı mevzilere geri dönmesi emrini almıştır. ancak iş işten geçmiştir. mevzilerin boşaldığını gören bulgarlar taaruzza kalkmış ordudan geri kalan birlikleri ezip geçmişlerdir.

    ordu artığı ancak çorlu'da bir ölçüde toparlanabilmiş karşı hücüm olarak lüleburgaz'da düşman önüne çıkmıştır. ancak levazım açısından sıfır yardım alabilen ordu açlıktan bitap duruma düşmüş, bu da savaşma yeteneğini neredeyse yoketmiştir. lüleburgaz'da ağır bir yenilgi sonrası ancak çatalca dağlarında bir savunma hattı oluşturulabilmiştir.

    lüleburgaz savaşında son yedeklerini de devreye sokan bulgar ordusunun artık takip edebilme gücü kalmamıştır. ne de olsa adam gibi bir çatışma yaşamadan edirne, kırklareli gibi önemli kazançlar sağlanmıştı.

    istanbul'da artık panik başlamış durumdaydı. boğazdaki yabancı savaş gemileri (ki hollanda'dan ispanya'ya kadar pek çok gemi boğazdadır o sırada. düşünün artık osmanlı'nın dışarı karşı ne kadar çaresiz olduğunu) kendi azınlıklarını korumak adına karaya asker çıkarmaya hazırlanmaya başlamıştır. (aslında korumak istedikleri azınlıklar kadar kendilerine ait büyük hazinelerin saklandığı duyun-u umumiye ve osmanlı bankası'dır)

    ermeni asıllı hariciye nazırı artık büyük ülkelere neredeyse yalvarma durumundadır bulgarların durdurulması için. çünkü çatalca savunmasının en fazla 48 saat dayanacağı düşünülmektedir. hatta bulgar saldırısı başladıktan sonra çatışmaların hadımköy'e kadar ilerlediği dedikoduları dolaşmaya başlamıştır.

    ancak çatalca'da beklenmedik bir şey olur. meydan savaşlarında çok kötü olan osmanlı ordusu, her zaman iyi yapabildiği şeyi yapmış ve savunma savaşında başarılı olmuştur. daha fazla ilerlemesi de almanya tarafından engellenen bulgarlar durmuş ve barış anlaşması imzalanmıştır.

    bu kadar acı bir yenilginin gerçek sebebi tabi ki siyasi çekişmelerdir. ittihatçiler ve old school yöneticiler gerçek iktidar ve gerçek kurtuluş için karşı tarafın kaybetmesini bekler konumdaydılar. ayrıca 20 yıldır kaderi alman subaylarına terk edilen osmanlı ordusu, levazım ve tedarik yönünden iyi eğitilememiş, alman silahları da fransız ve ingiliz silahları karşısında başarısız olmuştur. (nitekim 2 yıl sonra başlayacak dğnya savaşında da alman'lar en fazla levazım konusunda sıkıntı çekmiştir)
    bu savaş aynı zamanda osmanlı'nın cihan harbine girmesinin de gerçek sebebi olmuştur. artık anayurt haline gelen, yanya, selanik, üsküp ve nice şehrin kaybedilmesi osmanlı'nın asla kabullenemeyeceği bir durum haline gelmiş, olur da kazanırız aynı toprakları diyerek iki sene önce savaştığı bulgarlar ile bile ittifak yapacak hale gelmiştir.
  • ordunun siyasetle uğraşması da başarısızlığın bir nedenidir. atatürk cumhuriyet'in ilanından sonra ordu ile siyaseti birbirinden ayırmıştır.

    aklıma gelmişken bu konuda zülfü livaneli'nin yazısı için:
    http://haber.gazetevatan.com/…34&categoryid=4&wid=5
  • savaş hakkındaki en iyi yorum, henüz savaş başlamadan önce yapılmıştı:

    askılı pantolonlar giymeyi, akıllı başyazılar yazmayı ve sütlü çikolata yapmayı öğrendik, ama farklı birkaç kabilenin zengin bir avrupa yarımadasında nasıl bir arada yaşayacağına ilişkin ciddi bir karar vermemiz gerektiği zaman, kitlesel kıyımlardan daha iyi bir yöntem bulmaktan aciziz.

    leon troçki
    balkan savaşları
    arba yayınevi
    istanbul
    1995
    s. 195