şükela:  tümü | bugün
  • balkan'ların ailesini de kapsayan çoğulluk.
    - anne, balkanlar bize geleceklermiş bu akşam, hani gelmişlerken de beni istiyeceklermiş... ama bak anne miş li geçmiş zaman bu, rivayetrivayet...
    - yani diyorsun ki gelmişken soğuk hava dalgası da getirecekler, o zaman sen de (bkz: balkanlardan gelen soguk hava dalgasi)
  • balkan sozcugu turkceymis, 'sık ormanlarla kaplı sıradag' anlamina gelmekteymis.
  • "bal" ve "kan" sozcuklerinin birlesmesinden olusmustur bu topraklarin ismi.. zira "bal" o yorelerin guzelliginden*, tadindan gelir.. "kan" ise hep savaslara sahne olmus topraklari, aci ceken milletleri simgeliyor..
  • (bkz: balkan)
  • siyaset teorisine ve diplomasiye "balkanlaşma" deyimini kazandıracak kadar çalkantılı ve etnik çeşitlilik gösteren bölge. etnik dengelerin içinden çıkılamayacak derecede karmaşıklaştığı ve şiddete dönüştüğü durumlar için kullanılır.
  • bati literatürü islami ve negatif tinilar icerdigi icin yerine güney dogu avrupa terimini kullanmaktadir.
  • osmanlı devleti'nin en zor döneminde ayakta kalmasını sağlayan yanı.
    1402'de ankara savaşında osmanlı kaybedince, anadolu beyliklere bölünmüş ve anında parçalanmaya, çözülmeye başlamıştır.
    bu karışık dönemde osmalı adı altında kalmayı tercih eden, osmanlı varlığını sürdüren kitle, balkanlardaki kitledir.
    bunun nedeni ise çok uzun arştırmalar gerektirir kanımca. am kısaca üzerinden geçmek gerekirse;
    osmanlı beylik olarak kurulup büyüdükçe hem batıya hem de doğuya doğru genişlemeye çalışmıştır.
    doğuya doğru ilerleme saldırı savaşlarıyla başarılmaya çalışılırken, batıya doğru ilerleme daha çok felsefi bir ilerlemedir.
    şöyle ki: balkanlarada yayılan ilk tükler askerler değil, bir nevi misyoner konumundaki bektaşi dedeleri ve onlarla birlikte hareket eden küçük türkmen topluluklarıdır. bunlar gittikleri yerlerde yerleşmiş, halkla gayet kolay kaynaşmış ve ortaçağını yaşayan hristiyanlık baskısı altında ezilen bir önemli bir kitleyi de etkileyerek bölgesel güç elde etmişlerdir. bundan sonra da osmanlı askeri ve devletinin buralara gelmesi bir askeri zorlama ile değil, oradaki çeşitli din ve ırklardan oluşan halkı rızası, hata arzusu ile gerçekleşmiştir.
    zaten osmanlı'nın batıdaki savaşlarının çoğu saldırı savaşları değil, savunma savaşlarıdır, ki osmanlı ordusunun en başarılı olduğu savaşma tarzı da budr. osmanlı, hiç zorlanmadan batıda büyük bir genişleme gösterdikçe batılı hristiyanlar karma ordular kurup çılgınca osmanlı'ya saldırmış ve hemen her seferinde kaybederek daha da güçsüz duruma düşmüşlerdir.
    oysa doğu'da durm farklıdır. aynı din ve hatta bir çok zaman aynı ırktan olan devletler ve beylikler ile uzun süreli sonuçsuz savaşlar yapılmıştır. ancak askeri zaferler, örneğin iran sınırında genellikle statükoyu yerinden oynatamamıştır.
    işte osmanlı'nın en zor zamanında destek aldığı, ayakta kalmayı başardığı güç, balkanlardan gelen güçtür.
    bu gücün arkasında ise, öz türk kültürünün islam ile özgün bir harmanlanışı olarak balkan halkını etkileyen bektaşilik/alevilik (o zamanlar kızılbaşlık olarak alınılırdı) inancı vardır. ki o dönemde osmanlı'ınn askeri gücü yeniçerilerin piri hacı bektaşi veli'dir. bektaşilik inancı, arnavutluktan macaristan'a kadr uzanmış ve bugünün karışık coğrafyasının uzn süre barış içerisinde yaşamasını sağlamıştır. ki bugün dahi arnavutluk'da en yaygın inanç sistemlerinden biri hala bektaşilik'tir. bugün budapeşte'ye gidenler, oranın en bakımlı ve en saygı gösterilen yerlerinden birini gül baba türbesi olduğunu göreceklerdir.
    sonuçta balkanların sağlam duruşu ile osmanlı devleti 1400'lerin başındaki zor durmdan tekrar ayağa kalkmayı başarabilmiştir.
    peki sonrasında ne olmuştur?
    sonrasında, balkanlardan gelen güç ile sultan mehmet istanbul'u dahi alıp osmanlı'yı bir imparatorluk haline getirmiş, yönünü hep batıya çevirerek tümneredeyse tüm üst düzey yöneticilerini balkan kökenlilerden, hata gayrimüslimler ve devşirmelerden seçmiştir. ancak onun şaibeli ölümünden sonra gelenler, her ne hikmetse, ne bulacaklarsa dönüp mısıra kadar yürümüşler ve isimlerinin başına halife ünvanını getirivermişlerdir. bunlardan sonradır ki balkanlarda iç huzur bozulmaya başlamış, hatta anadolu içinde dahi osmanlı güçleri türk kitleyi katletmeye kadar vardırmıştır işi. zamanında osmanlı'yı savaşmadan batıya açan inanç v fikir sistemi olan bektaşilik/kızılbaşlık hor görülmüş, din dışı sayılmıştır. türk olmak, türkmenlik de aynı kaderi paylaşmıştır doğal olarak. arap kültürü ve müslümanlık, türk unsurlarının önüne geçmiş, osmanlı, islamiyetin aydınlık kalmasının tek şansı iken kendisi de paldır küldür arap ortodoks islam anlayışının içine sürüklenmiştir.
    bu kez dini ortaçağı yaşama sırası batıdan doğuya geçmiş, yönü doğuya takılı kalan osmanlı, batının hızlı ilerleyişinden bihaber, böbürlene böbürlene çürümeye başlamıştır.
    osmanlı, son gününe kadar balkanları gözardı etmiş, hicaz'a demiryolu yaparken, kendine boğazda yeni sarylar inşa ettirirken, balkanlarda tarihin en zavallı yenilgilerini almış, ve zamanında oraları yurt yapan milyonlarca türkmeni, yüzbinlerce müslümanlaşmış bölge insanını katliamlardan kaçıramayacak kadar aciz kalmıştır. osmanlı ordusu, bölge halkından daha hızlı bir şekilde kaçmıştır savaştan, arada kalan milyonlarca (evet, 93 harbi ve balkan savaşı toplamında, milyonlarca) insan hayatını kaybetmiştir.
    örneğin balkanların en önemli kentlerinden selanik, savunma yapılamadan kaybedilmiş, yunan ve bulgar askerleri şehre girdiğinde, yüzbinlerce asker, yaralı ve göçmen selanik'de bekleşirken, osmanlı bir vapur gönderip onları aldıramamıştır dahi. fransa ve ingiltere, ve hatta romanya oraya vapurlarını gönderip, zavallı türkleri katliamlardan, tecavüzlerden kurtarmaya çalışmıştır.
    oysa osmanlı hala, kendisini arkadan bıçaklayacak araplara yatırım yapmaktadır hala. ya da pantürkizm düşleri görmektedir. oysa o sırada dönemin bab-ı ali'sinin sokaklarında dahi balkan göçmenleri soğuktan, açlıktan ölmektedir.
    sonuçta osmanlı kendisini ayakta tutan dalı çürütmüş, baştan beri çürük olan diğer dallardan medet umarak tepetaklak düşmüştür.
    sonrasında ise bugün elde kalanları kurtaranlar, yine özellikle balkanlarda doğup gelişen genç fikirlerdir.
    kabul etmek gerekir ki, türkiye cumhuriyeti'nin fikri temelleri hicaz'da, şurada burada değil, balkanlarda filizlenmiştir.
    osmanlı balkanlara son oyununu ise, hemen birinci dünya savaşı öncesinde bağımsızlığını kazanmış, türk çoğunluğun yaşadığı batı trakya'yı, yani batı trakya türk cumhuriyeti'ni, almanların tavsiyesiyle, 3 gün öncenin katliamcısı bulgar devletine peşkeş çekmiştir.
    kısacası balkanlar, uzun tarihindeki kısa barışı osmanlı'nın ilk dönemlerinde yaşamış, bu dengeyi koruyamayacak kadar arap atı gözlüğüyle hayatına devam eden omanlı nedeniyle yeniden karışmıştır. bu karışıklığın en büyük acısını da, osmanlıyı oralara taşıyan türkmenler çekmiştir.
    osmanlı hak ettiğini bulmuş, milliyetçilik ateşiyle yanan balkan halkları hala hak ettiklerini bulmaktadır. barışçıl, insancıl olan ise hak etmediği şekilde kaybetmiştir. ve maalesef kaybetmeye devam etmektedir. balkanlar'da, anadolu'da, sivas'da, hemen yanı başınızda.
  • son aylarda avrupa'da sanatsal kesimde artan bir ilgiye hedef olan, peşpeşe sergiler açılan (bkz: honey + blood),türkiye'den sonra bilimum ufak tefek rus ülkelerinin de 'nedense' dahile edildiği bir dünya yöremiz
  • sırp arkadasıma göre bölgeye verilebilecek en güzel isimmiş. bal kadar tatlı ama kanla dolu buralar demişti.