şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: şavkımak)
  • " görse yüzün nûrınun balkıdugını gelüp
    ayun on dördi gicesi senden sebak itmeye "
  • parlamak, parıldamak. 'toz direği bir süre oralarda, akdenizin kıyıları boyunca dolaştı durdu. içine aldığı samanlardan, ekin saplarından ötürü güneşe geldikçe yüz binlerce kıvılcımla balkıyıp sönüyordu.' (bkz: yaşar kemal) (bkz: demirciler çarşısı cinayeti)
  • "mavi bir araba kapımın önünde
    bütün yıl
    bir su yılı
    kapısını kimse açmadı
    açıp kapamadı hiç kimse
    aslında mavi de sayılmazdı pek
    balkıyıp duruyordu kırmızı bir şakayığın renginde
    yani sabah güneşlerini denizde
    günbatımını denizde
    severek yaşayan bir balık da denebilirdi ona
    çünkü düşler gerçekle
    gerçekler düşle
    anlayınca bir gün buluştuğunu
    geçirir her günceye kısa bir yolculuğu
    ama bir takı eksik gibidir bir sözcükte
    damağın dudağın alışkanlığına karşı
    kalbin atışlarıyla çok uyumlu bir de." (bkz: bir su yılı denebilirdi.../@ibisile)