*

şükela:  tümü | bugün
  • ilk okulda katildigim bi olusum. gayet zevkliydi zamaninda, 5 tane falan zimbirti vardi calinan ben bilmezdim hangisi hangisi cunki majordum, 1 den 5 e kadar secenek vardi. elimle ben gosterirdim onlar calardi. bide onumuzde yuruyen flama tutan kizlar vardi eteklerini acardim elimdeki zopayla, cocukluk iste.
  • çocukluğumun en travmatik hatıralarından birine karşılık gelir bando takımı.

    benim anne tarafım komple öğretmen. ilkokul ve lisede dayılarımın müdür yardımcısı o zaman ki adı ile müdür muavini olduğu okullarda okudum. ilkokul 3. sınıfı okumaya başladığımın ilk aylarında müzik dersi temaşa edilirken kapı vuruldu. içeri dayımla birlikte elinde garip bir nesne tutan okulumuzun müstahdemi salih abi girdi. tabi okulda dayıma dayı diyemediğim için çok da sevindiğimi söyleyemem. dayım öğretmenimize; hocam bando takımına öğrenci seçiyoruz. müsaade ederseniz sınıfınıza da soralım gibisinden bir şey söyleyip müsaade aldı. sonra sınıfa dönerek çocuklar bando takımında çalmak isteyen erkek öğrencileri bugün, kızları yarın sabah seçeceğiz. isteyen kızlar yarın okula erken gelerek seçmelere katılabilir. erkeklerden gönüllü var mı dedi. birkaç kişi çıktı. salih abinin elindeki garip nesneye üfleyip ses çıkarmaya çalıştılar. bunu becerebilenler çok fazlaydı bizim sınıfta. en yakın arkadaşımın gel lan biz de katılalım demesi ile kendimi kara tahtanın önünde sıra beklerken buldum. sıra bana geldiğinde salih abi o garip nesneyi bana uzattı. ucunda bulunan ağızlığın tamamını ağzımın içine sokarak bir şeyler yapmaya çalıştıysam da ses falan çıkmadığı gibi tüm sınıf bana güldü. baktım dayımda gülüyor. öyle değil burdan dudaklarınla üfleyeceksin dedi dayım. şansımı bir kere daha denedim ve hasbelkader ses çıkarmayı başardım(yok lan aslında tam olarak ses çıkmadı. ama dayım ben üzülmeyim diye tamam sen de gel dedi ehehe) böylece bando takımına seçilmiş oldum.

    bizi çalıştıran öğretmenin kim olduğunu net olarak hatırlamıyorum. arada dayım da geliyordu bando çalışmalarına. ilk olarak çalamadığım o garip nesneye borazan kızların çaldığına ise trampet dendiğini de öğrenmiştim. bando takımının borazan ekibi neredeyse bizim sınıftan oluşuyordu. keza trampetçilerde de bizim sınıfın kızları vardı. bizim sınıfın en hayta elemanlarından cin ali, ayhan, osman, tayfur, ersen ve ben vardık borazan ekibinde. trampette ise pınar, arben, neslihan, gülşah ve adını hatırlayamadığım bir kız daha vardı. ilk olarak zor bela çaldığımız borazanı birkaç çalışma sonunda iyice çalmayı öğrenmiştik. beş para ver, sol, sol, sol sağ sol falan gibi görece isimleri değişebilecek marşları çalıyorduk. bunun dışında istiklal marşının ilk kıtasını da borazan marifetiyle çalabiliyorduk.

    ilk sınavımızı 29 ekim cumhuriyet bayramında adliye sarayında yapılacak olan törende verecektik. çalıştıran öğretmenimiz okulun bando takımı kıyafetlerini karşılayamayacağını ve kendimizin edinmesi gerektiğini söyledi. kıyafet lacivert pantolon, beyaz gömlek ve fiyonk şeklinde bağlanacak olan boyun bağından oluşuyordu. boyun bağı diyorum çünkü adını bilmiyorum. lacivert uzun ipe benzeyen bir kumaşı fiyonk şeklinde bağlayacaktık. örtmen bu nesnenin adına fiyonk diyordu sanırım(ben de öyle diyeceğim). babama gerekli izahatı yapıp neler alması gerektiğini bankaya yanına giderek heyecanla söyledim ve önlüklerimle bando takımı çalışmalarına katılmaya devam ettim.

    gün geçti, devran döndü 29 ekim cumhuriyet bayramı geldi çattı. babam kıyafetlerimi temin etmişti ama ortada henüz o fiyonk yoktu. bana sen kıyafetini giy git ben tuhafiyeden alır okula gelirim dedi. hem zaten fotoğraf makinesine film alacakmış. iyi dedim borazanımı sırtlanıp yola düştüm. okulla ev arası çok yoktu zaten. örtmen bana senin fiyonk nerde dedi. babam birazdan alıp gelecek dedim. gelmedi. örtmen tamam oğlum yetişirse orda takarsın orta sıralarda arada çok göze batmayacağın bir yerde dur dedi. bana söyleneni yaptım. tören alanına vardığımızda sıra olduk ve okunan şiirleri, oyunları falan izlemeye başladık. babamın yanıma geldiğinde trampetler ve borazanlar yerde biz sırayı dağıtmış önümüzdeki büyüklerden yapılan gösteriyi izlemeye çalışıyorduk. bana oğlum aldım senin fiyonk'u deyip kutunun içinden papyonu çıkartıp uzattı. bakakaldığımı hatırlıyorum.

    baba bu değil dememe aldırış bile etmeden bir çırpıda o papyonu boynumdan aşırıp gömleğime iliştirdi. kırmızı puanları olan oldukça gösterişli bir papyondu bu. ben elimle saklamaya çalıştım ama tayfur çoktan boynumda kelebek gibi duran o adını bile bilmediği şeyi görmüştü. bu saatten sonra ne yapsam da nafile idi. bekleyip kaderime razı olacaktım. salgın bir hastalık gibi hızla tüm kulaklara sirayet eden bu haber bir anda etrafımın çevrilmesine neden oldu. sağımızda ve solumuzda bulunan diğer okullardan, kendi okulumdan kızlı erkekli bir sürü çocuk bana kahkahalarla gülüyordu. hay bin kunduz. bu alçaklığı en yakın arkadaşının yapmış olması mı daha acı yoksa onca çocuğun maskarası olmak mı şu an bile tam olarak kestiremiyorum. tören bitip tüm okullar öğrendikleri marşları çalarak tekrar geldikleri yere dönerken babam gözlüklerinin ardından fotoğraf çekmeye uğraşıyor bir yandan da tebessüm ediyordu. papyonuma mı gülüyordu yoksa oğluma bak be büyümüş de bando takımında çalıyor diye sevinip mi gülüyordu bunu anlayacak durumda değildim. aslında bana bu kötülüğü bile isteye babamın yaptığını bile düşündüm.

    o fotoğraf hala durur. bir yanımda pis pis sırıtan osman, bir yanımda gözünü benden alamayan cin ali, ortalarında suratı pancar gibi kıpkırmızı olmuş ben. atın tenasül organına konmuş kelebeğin hikayesini böylesine acı bir olayla deneyimlemiş olmama ise değinmiyorum bile. takdir edersiniz ki bu travmayı atlatmam epey güç oldu. şimdi hatırladıkça tebessüm ediyorum orası ayrı. babam ise oğlum o zaman çok meşguldüm ne dediğini tam olarak anlamadım bile demişti uzunca bir süre sonra.

    çocuklarınızın söylediklerini daha dikkatli dinleyin lütfen. sosyal içerikli mesajımı da verdiğime göre gönül rahatlığıyla dağılabiliriz. herkese hayatta başarılar.
  • askerde neferi olduğum takımdır. trampet çalardım bizzat.
  • "balkona bak
    balkona bak
    balkondaki kızlara bak"

    "kemal abiii
    kemal abiii
    .... (devamını unuttum)"

    "kaptan denize dal
    kaptan denize dal
    kaptan denize
    kaptan denize
    kaprtan denize dal"

    (bkz: banda majörü)
  • ilkokul 1. sınıf ( yıl 1987-1988)ve daha sonrasında trampetçi olabilmenin gözümdeki karizmasının yerini hiçbirşey alamadı.sagolsun ailem de bendeki bu isteği görmüş olacak ki yanlarında mickey mouse,donald duck,tom ve jerry resimleriyle dolu ufacık bir trampet aldılar.bende bu trampeti yanıma alarak ailemden habersiz bir şekilde,bando takımının hocasının karsısına dikildim."trampetim var ve benide bandoya al"diyerekten..gelen cevap hafif tebessumle"biraz daha büyümen gerek."oldu.büyüdüm ama bando takımının sadık bir neferi olamadım hiçbir zaman..
  • ilkokuldayken ben de bando takımındaydım, hatta çok da kıdemli bir bando takımı üyesiydim. senelerce bandonun tüm müzik aletlerini çaldım, hepsinde adeta usta oldum. o kadar kıdemin hatrına, bando takımını çalıştıran öğretmen beni majör yapmaya karar verdi. günlerden cumaydı. hafta sonu hayaller kurdum, majör olmak olayını ne kadar büyüttüysem, hayatım kurtulmuş havalarına filan girdim hatta.
    pazartesi günü provalara başladık, iki hafta sonraki bayram kutlamasına yetişmek için her gün prova yapıyorduk neredeyse.
    majör olarak takımın başında duracağım ilk gün, nasıl heyecanlıydım. öne geçtim ve provaya başladık. öğretmen iki dakika sonra durdurdu takımı. beni biraz daha öne aldı; çünkü en arkadaki komutlarımı görmüyormuş! biraz daha o şekilde devam ettikten sonra biraz daha öne aldı beni, yok, yine olmuyor... bir hafta o şekilde kör topal, arkadakiler beni göremeden idare ettik. sonra beni çıkarıp, daha uzun birini majör yaptı öğretmen. ben de bandoya da, müziğe de küstüm o gün...
    majörü gitti, depresyonu kaldı...
  • muzaffer izgü'nün efsane kitabıdır. çok enteresan ki bu başlık altında yazanı bu an itibariyle olmamıştır.