şükela:  tümü | bugün
  • mahir ünsal eriş tarafından yazılan, bu ay iletişim yayınları'ndan çıkan bir güzel kitap daha. temmuz bitmeden 2. baskıya gidiyormuş bir de.

    http://www.iletisim.com.tr/…-çalıyor-evde-1870.aspx
  • sıcak hikayelerle dolu bir kitap. okunmaya değer.

    ve ayrıca 80-81 doğumluların artık birer birer kitap sahibi olmaya başladıklarının göstergesi olan kitaplardan biri. hatta daha küçüklerimiz bile kitap sahibi oldu hem de nasıl bir dille.

    bakınız (bkz: serhat poyraz) (bkz: şehristan rivayetleri)
  • istanbul yerine güney marmara-ege-ankara üçgeninde geçen, sıradan konformizmi muhafaza etmek yerine hayatın farklı köşelerinde dolanan hikayeleri barındıran kapağı güzel, adı güzel mahir ünsal eriş kitabı. kitapta editör levent cantek'e tıpkı erken kaybedenler'deki gibi teşekkür edilmesi insanda okurken yeni bir erken kaybedenler keşfetme arzusu oluşturuyor. fakat insan okudukça fark ediyor ki elindeki, erken kaybedenlerin bir benzerinden ziyade yanında durmaya aday bir dost.

    kitabın arkasındaki tanıtım yazısı ringo hikayesinin girişi, onu destekleyen aynı hikayeden bir alıntı da şöyle:
    "allah'ı seviyordum ben ama korkuyordum da. korkmadan sevgi mi olur zaten? abim mesela, atatürk'ü seviyordu ama korkmuyordu ondan. resmini bile asmıştı yatağının üstüne. allah'ın resmi yoktu, annem kızmıştı sorunca zaten. ben de asmak istiyordum bir resmini abime hava atmak için; belki o zaman daha az da korkardım."
  • edebi zevkine güvendiğim herkesin bangır bangır "okumalısın!" dediği kitap.

    kitaptan bir bölüm okumak isteyenlere...
  • http://radyo.sol.org.tr/program/569

    "..sol radyonun kadın ve ülke programına bu hafta " bangır bangır ferdi çalıyor evde" adlı öykü kitabıyla tanıdığımız mahir ünsal eriş konuk oluyor. çocukluk anılarından yazarlık hallerine, ankara'dan gençlerbirliği'ne kadar keyifli bir sohbet sizleri bekliyor..."
  • samimi bir kitaptır, bir parça alıntılıyorum:

    "merdivenlerden iniyorum bakkalın. aynı patikadan evin yoluna düşüyorum. karnımın içinde bir şeyler kaynıyor sanki, asitli bir şeyler. arasında konuştuğumuz ekinler gibi yarılıyor içim. ölmek ne bilmiyorum. merak da etmedim hiç. yani iyi kötü bir fikrim var aslında, tam olarak ayrıntısını bilmiyorum ama. tatil gibi bir şey sanıyorum onu, taşınmak gibi kesin bir şey. onu bir daha göremeyeceğimi biliyorum yine de fakat. bu kadar ani olmasına, böyle habersizce kaçar gibi olmasına üzülüyorum sonra, bozuluyorum biraz. çağırsaydı ben de giderdim belki?"
  • ekmek arası helva gibi, sobanın üzerinde yanan portakal kabuğu gibi, plastik topun kokusu gibi kokuları, tatları alıyor eriş ve kitapla birlikte yanı başımıza koyuyor. bu duygularla ne yapacağımızı ise tamamen bize bırakıyor. ilk kitap acemiliğini sadece öykülerin son cümlelerinde hissettiriyor. ne olursa olsun çok leziz bir tat kalıyor damağımızda.
  • kendi güzel, adı daha da güzel, yazılanlar çok tanıdık, açıklama bi o kadar samimi. ne güzel kitap böyle.

    "abim atatürk'ü çok severdi, bense allah'ı. babam, annemi ve galatasaray'ı severdi, annem de ringo'yu. babam yorgun bir adamdı. gündüz vardiyasındayken her gün, çalıştığı taşocağında sanki onca kayayı sırtına vurup ordan oraya sürüklemiş gibi, kalan son canıyla eve gelir, çoğunlukla da tek kanallı televizyonun bitmek bilmeyen ana haber bülteni sona ermeden uyuyakalırdı, akvaryumun karşısındaki ikili koltukta."

    ama ben o cümleye takıldım kaldım evet: hep klinsmann'ın yüzünden.
  • ismi güzel, hikâyeleri şahane olan kitap!

    hikâye okumaktansa romanlar içinde kaybolmayı daha çok sevsem de ismi ile tavlandım, itiraf edeyim. ve "tamam, bu defa hikâye okuyorum." diye başladım. ilk hikâyelerini biraz klişe bulsam da ilerledikçe, belki o kendini aştıkça ya da belki de ben ona alıştıkça büyülemeye başlayan hikâyeler kitabıdır.