şükela:  tümü | bugün
  • civilizationda 120 altina maliyeti olan, lukslerin ve vergi gelirlerinin %50 artmasini saglayan bir $ehir geli$tirmesi.
  • ing. banka.
    the weakest link ve türevi yarışmalarda o ana dek kazanılan paranın kasaya konmasını sağlayan komut.
  • germen dillerinden alınma bir kelime olup sığ deniz diplerindeki kum yığınları için kullanılır.
    bunun dilimizdeki * karşılığı kumladır.
  • (bkz: west bank)
  • ultima online da bank boxu acmak icin soylenen soz
  • oturmak için yaratılmış sokak mobilyası.
  • (bkz: the bank)
  • (bkz: bank angle)
  • ultima online'de kitleler halinde yapilan bir ibadet sirasinda bireylerin sarf ettigi soz. bu ibadet degi$ik bicimlerde gercekle$se de genellikle bankanin etrafinda toplanilarak "bank" "bank" denilerek ve sonrasinda da karakteristik bir gicirti sesi vererek sonlanir.
  • aşağıdaki özelliklere sahip sebil oturgaç:
    - genelde üzerinde banka reklamı bulunur.
    - ülkemizde yaygındır.
    - hammaddesi genelde beş ana elementten biri olan tahtadır.
    - ikametgah adresi genelde parklardır.

    grup terapimizde arkadaşımız uçan adam'ın hikayesini dinliyoruz. anlatacak ve rahatlayacak.

    yıl 1998,

    anadolu'nun bağrındaki bir şehirde üniversite öğrencisiyim. kadro, sömestr tatilinden yeni yeni dönüyor ve biz evlerde tam kadroyu sağlayamadığımız için bir arkadaşın evinde kalıyoruz. 5 kişiyiz. bir akşam birden elektrikler gitti. biz de odanın ortasındaki evdekiyarım mumu yaktık ve başında memleket haberleri ile laga luga yapıyoruz. sonra yarım mumumuz da bitmeye başladı. arkadaşlardan biri o sırada 'evde çıra var, çıra yakalım.' dedi. eski bir tencerenin içinde çıra yakmaya başladık. ordu'lu bir arkadaş çantasından fındık çıkarttı. bir taraftan çıra ateşi etrafında oturduk diğer taraftan da fındık yiyip tencereye atıyoruz. çıranın sonuna doğru fındık kabukları da yanmaya başladı. yeni bir çıra daha ekledik. hem çıra hem de fındık ateşinde otururken (-ki arada ateş sönmesin diye bir arkadaşımız 'fındıkları ıslatmadan kırın' diyordu) kayseri'li arkadaşımız çantasından sucuk getirdi. ev yapımı (şu iğrenç sarmısak kokanlardan) biz çatalın ucuna taktığımız sucuğu çıra-fındık kabuğu ateşinde pişirmeye başladık. bu eylemimizde çok önemli iki şey keşfettik.
    birincisi sucuğu yaparken ne tür bir motor yağı kullandıklarını bilmiyorum ama damlayan yağlardan alev çıkıyordu.
    ikincisi ise fındık kabuğu ve çıranun isi suçuğun çevresini kaplayıp plastik gibi bir tabaka oluşturuyordu.
    yani yediğimizden bir şey anlamadık ama tadı damağımızda kaldı. tam bu eylemler sırasında bir arkadaşımız bunun böyle olmayacağını, eğer sucuk kızartmak istiyorsak bunu odun ateşinde yapmamız gerektiğini söyledi. tabi tüpümüz olmadığını hatırlatırım. arkadaşlardan birinin parlak fikri sayesinde 4 kişi pijamalarla dışarı çıktık. evin karşısındaki bosna hersek parkı'ndan 4 kafadar iki tane bank söktük. bir tanesi xxxx diğeri ise yyyy idi. bankları evde banyoya getirdik. şükür ki bir tane keser vardı. xxxx'ın bir kısmını parçaladık ve evdeki kazanda yakmaya başladık. üstünde ise arkadaşımız kalan sucukları kızarttı. tam yerken elektrikler geldi. o akşamı hiç ama hiç unutamam.

    not1: xxxxx'ın tamamı kısa bir süre içinde parçalanıp kazanda yakıldı ve sayesinde bolca duş alındı.
    not2: yyyyy iki sene daha o evin banyosunda kaldı. üzerinde ben de bir kaç kez duş aldım.
    soru: siz hiç parkta yer alan bir bankın üzerinde oturup duş aldınız mı?