şükela:  tümü | bugün
  • bankaciların bankalarda yaptıklar iş; para alip para satmak.
  • igrenc bir meslek.
  • genelde sıkıcı insanların tercih ettiği meslek
  • satışla kafayı bozmuş bir meslektir.tüketimn toplumumun oluşturmak için önceliği çeken mesleklerden biridir.
    kredi ve kredi kartı satışı yapacağız diye risk yönetimini bankanın bekaasını sağlayacak minimum düzeye indirgenmiş örgütlenmelerdir.
  • nedense toplumun geneli tarafından şubedeki gişe memurlarıyla ya da siyah kolluklarla para sayan gözlüklü beyaz saçlı amcalarla eşanlamlı sanılan, bu sebeptendir ki sıkıcılık önyargısıyla çok sık karşı karşıya kalan meslektir.

    gelin görün ki, bir bankanın herhangi bir büyük ayakkabı markasından farkı çok yoktur. bankacının malı paradır, para alır para satar. ayakkabıcı ise ayakkabı üretir ayakkabı satar. bankacının farkı ürününün hazır olması fakat bu ürünü çeşitlendirme zorunluluğudur. bunun dışında çalışma şekli, iş akışı açısından bakarsak ürün geliştirme, pazarlama gibi pek çok kol bankalarda da bulunur. şubeci olmak ise apayrı bir konudur, ayakkabıcı örneğinden gidersek sözkonusu ayakkabı markasının belli bir mağazasında çalışmaya benzer. müşteriyle sürekli içiçe, burun burunasınızdır.

    şubeci olmak apayrı bir konu, bambaşka bir sabır ölçütüdür.
    bankalarda şubeler genel olarak üç kola ayrılmıştır. bireysel, ticari ve kurumsal şubeler. bireysel şubelerde bildiğimiz kişisel hizmetler sunulur. otomatik ödeme talimatları, kredi kartları, bireysel krediler. bu şubeler ve şubeciler küçük işlemlerle uğraştıklarından diğer tiplere göre nispeten daha şanslı görünmektedirler. ticari şubelerde ise günümüzde gittikçe önem kazanan kobilere kredi kullandırmak, dış ticaret işlemleri gerçekleştirmek gibi amaçlar nefes almadan yerine getirilmeye çalışılırken çılgın bir müşteri kaprisi çekilir. türk insanı, türk kobisi üç kuruş komisyon, masraf ödememek için elinden geleni ardına koymayacak, olmadık absürd isteklerle portföy yöneticisini bezdirecektir. kurumsal şubelerde de daha büyük çaplı müşterilerle çalışılır. belli bir çapı geçtikten sonra müşterinin kaprisi katlanarak büyümekte olduğundan bunlarla uğraşmak ekstra sabır ister. 3 bps farklı komisyon verene koşan bir müşteride kurumsal sadakat oluşturmaya çalışmak apayrı bir ömür törpüsüdür.

    şubeci olmaya niyetlenen insan bu zorluklara göğüs germeye hazırlanmış, çelik gibi sinirlere ve kıvrak bir zekaya sahip olması gereken insandır. genel müdürlükte bankacılık yapmak ise çok daha farklı bir deneyimdir. şubelerle koordinasyon halinde çalışılır fakat burdaki hayat çok başkadır. bankacının malının para olması bankacılığın sabahtan akşama kadar para saymakla bir olması anlamına gelmemektedir. genel müdürlüklerde hakikaten sabahlara kadar it gibi hesap ve raporlama yapan birimler olduğu gibi, oturup çocuk kumbaraları ve etkinlikleri tasarlayan, bir sonraki reklamda hangi ünlünün oynayacağına karar veren, yabancı bankalarla fikir & ürün alışverişinde bulunan birimler de mevcuttur.

    sözün özü, bankacılık öcü değildir, cicidir. sevin onu.
  • takdiri az, stresi çok, ödülü az, riski çok olan bir meslektir bankacılık. çok ciddi fedakarlıklar gerektirir. özel hayattan ve aile hayatından hatta kendinizden feragat etmeniz beklenir - ki bir yerden sonra öyle olursunuz zaten - vereceğiniz kasa açıklarını vs. saymıyorum bile
    her gün binbir türlü farklı insanın binbir türlü farklı ruh hali ile uğraşmanız, kendinizi frenlemeniz, kariyer için iyi derecede güncel ekonomi, finans, ürün ve hizmet bilgisi, muhasebe, kredi, para konularına hakim olmanız, spk lisanlama sınavlarının peşinden gitmeniz gereklidir. tabii tüm bunlarıda akşamları saat 19 gibi çıktıktan sonra (bazen daha da geç, nadiren erken) ve hafta sonları yapmanız gerekmektedir.
    anlayışlı ve geldiği yeri unutmamış yönetici, müdür, şeflerin eline düşerseniz bir nebze rahat etmeniz mümkündür, ama aksi halde her gün ayrı bir mücadele her gün ayrı bir savaştır. şubelerde doğal olarak savaş meydanı olmaktadır özellikle pazartesi günleri.
    bankacılıkta en iyi yerler tabii ki de idari birimler, müdürlükler, bölge müdürlükleri ve genel merkez olan genel müdürlüktür. buralarda hazine, teftiş, istihbarat, bilgi işlem, insan kaynakları, eğitim, halkla ilişkiler, yatırım ve portföy kısımları bulunmaktadır. şubelerle karşılaştırıldığında stresi daha düşük, çalışılması daha rahat yerlerdir.
    bankacılık tabii ki çok da korkulacak bir meslek değildir ama meşakkatli ve stresi yoğun olan bir meslektir.
    yıllar sonra edit: uzak durun, lütfen ve gerçekten, başka bir şey olun...
  • tapınak şövalyeleri tarafından bulunmuş kavram. hacılardan yaşadıkları şehirde para alan tapınak şövalyeleri, belirli bir komisyon karşılığı onlara paralarını kudüste ki şubelerinde verirlerdi.
  • 92-98 yillari arasinda arasinda pek moda olan ve gelecegin meslegi diye lanse edilen isletme bolumune veya hemen altina yazdiklari ekonomi bolumune girip universitede agac altinda seviserek hayatlarinin son mutlu gunlerini yasadiktan sonra 96-02 yillari arasinda mezun olan bir cok genc fidan uzunca bir sure banka sinavindan banka sinavina kosmuslardir..

    gotune guvenip idealist koy ogretmeni feride olanlar mufettislik, ne gezecem abi ben o kadar kiz arkadasim var benim diyenler kurumsal, azicik asim agrisiz basim diyenler ise bireysel subelere girmis/girebilmis, heyecanla cici, utulu takimlari veya elbiseleriyle islerine baslamislardir.. (peki saclar hazir mi?)

    neden sonra bu fidanlarin kimisi ne bicim is lan bu diyerek istifa etmeyi dusunmus ancak issizlik ortami nedeniyle gotu yememis, kimisi batan bankalar neticesinde isten cikarilmis evde sabah sabah seda sayan programina faks ceker olmus, kimisi ise abi simdi ben uzman oldum, sonra mudur yardimciligisonradasubemudurusonragenelkurulehiehieiehieheieoehoheo diyerek kafayi yemistir..

    bu tamamen 90'li yillarda isletmecilik gelecegin meslegi diye bizi gaza getiren denyolarin hatasidir.. nasil bir zamanlar insaat muhendisi oldun mu mahallede "nadire hanimlarin ogluda muyendis cikmis" diye ailenin gogsunu kabartacak dedikodular yayilirdi, bizim donemimizde de "nadire hanimin kucuk oglanda bankaci oldu her gun trilyonlarla oynuyormus" dedikodusu dolasmaya baslamisti.. doktor olanlari saymiyorum bile, onlarin havasi tee eskilerde kaldi.. simdi tip okuyanlara manyak gozuyle bakiliyor..

    bu arada eklemek isterim ki, sadece isletme/ekonomi mezunlarimi bankaci oldu, subeleri doldurdu? hayir efendim, kamu mezunu da, muhendisi de, uluslararasi mezunu da yine ayni banka sinavlarinda saga sola utangac bakislar atarak beklediler, dar kotlu kizin gotune baktilar, okulda samimi olmadigi arkadaslariyla sikici sohbetlere girdiler.. bir umut gunun birinde televizyon reklamlarindaki guler yuzlu, beyaz disli gulumseyen genc olabileceklerini hayal ettiler.. ha sonra ebelerininkini gorduler bankaya girince o ayri mevzu..

    simdi ise yeni akim grafik tasarim ve iletisim tasarim.. cagimiz bilgisayar ve internet cagi.. (ve fakat turkiye'de hala internet esittir superonline) genclere hede tasarimi mezunlarina buyuk ihtiyac olacak, hede mimarlari ve piti piti programini kullanabilenler bok gibi para kazanacak gibi gazlar verilmekte, etrafta gani gani hayatinda universiteden once bilgisayar gormemis ve ilgi duymamis, tasarimin t'sinden cakacak yaraticiliklari olmayip onun yerine oha ve filan olma konusunda doktora yapmis sapsallarla dolmakta..

    entrymi bir olacak o kadar esprisiyle baglamak isterdim fakat zaten yeterince tiksinmis durumdayim, o yuzden 10 sene sonra bir baska "abi su meslek cok moda olacakmis" akiminda daha bulusmak uzere hepinize baaay anaciiiiiiimm (allah belami versin yine tutamadim kendimi.. e osym boyle olduktan sonra biz daha coooook... bak hala?! niyetimiz kimseyi kirmak... lan bi sus..? tamam abi sustum)