şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: ehud barak)
  • "târîh-i berzâlî"de şöyle anlatılmış:*

    "705 cumâdel'ûlâsının dokuzuncu perşembe günü, şamâ, arab olmıyan birisi, ırak'tan çıkageldi. adı barak'tı. yanında dervişlerden yüz kadar adam vardı. başlarında keçeden yapılma boynuzlar, boyunlarında ip geçirilmiş ziller, aşık kemikleri vardı. sakallarını traş ettirmişler, bıyıklarını salvermişlerdi. şehrin dışına kondular. halk, seyirlerine gitti. cuma namazını hambelîler ruvâkında kıldılar. sonra kudüs'e gittiler. mısır'a gitmek istediler, fakat mısırlılar kabul etmedikleri için gene şam'a döndüler. ramazanı şam'da geçirdiler, bayramdan sonra tekrar kudüs'e gittiler. şam'a döndükleri zaman boynuz takınma âdetini bıraktılar, fakat sakallarıyla beraber bıyıklarını da traş ettirdiler. adı geçen barak, kırk yaşlarındaydı, anadolu'da tokat köylerinden bir köyde doğmuştu. babası beğlerdendi. amcası, tanınmış ve iyi bir kâtipti. memleketinden çıkmış kırımlı şeyh sartuk'a (saltuk) intisab etmişti. kendisine barak adını da bu şeyh vermişti. çünkü o, şeyhin kusmuğunu yemişti de şeyh sen benim barakımsın demişti. barak, kıpçak dilince köpek demektir. on yıldır, tanınmıştı, şeyhi de aşağı yukarı on beş yıl önce ölmüştü. tatar hükümdarı gazan'ın saygısına nail olmuştu. sebebi de şuydu: bir gün üzerine bir kaplan saldırmıştı, barak, nâra atarak kaplana hücum edip kaçırmıştı. bu yüzden gazan, ona saygı göstermeye başlamıştı. hatta birden otuz bin dirhem vermişti, fakat barak bu parayı, bir günün içinde tamamıyla dağıtmıştı. övülecek bir huyları varsa o da namaz kılmalarıydı. namaz kılmayanı dövdürür, meydanda, ayaklarına sopa attırırdı. kılığına kıyafetine dokunanlara, ben derdi, dervişlerin maskarası olayım diye bu şekle girdim. bazı kere de kalenderî olduğunu, bu yüzden sakalını traş ettirdiğini söyler, görünüşe itibar edilmemesini, maksadın iç temizliğinden ibaret bulunduğunu bildirirdi. fakat şeyhi sartuk'ta, bu çeşit şeyler yoktu..."

    ****
  • barak baba'nın sözlerinin en azından bir kısmı şöyle:

    "bismillâhi dem her dem bedem dem dem dem bu dem
    yaf'al-allah mâ yeşâ'va yahkumu mâ yürîd
    ulu tanğırdın fermandın furmandın
    tinğiz* tiller süt göller, bal ırmaklar
    hânlar vezirler bikler* kadılar dânişmendler* meşâyihler ahîler ulular azizler
    yiti* tinğiz yiti tinğiz ortasında bir aydın gevher
    ol aydın gevhernünğ yöresinde yitmişbinğ dağ
    ol dağda arslanlar kaplanlar imalar* kiyikler* börüler* ayular çakallar
    heyhâte heyhût saltuk ata miskin barak
    irenler aydur: biz yürüriken tüş görerüz, tüşümizni neye yoraruz?
    yoma yoraruz hayra yoraruz.
    kaba kaba arafeler ulu ulu bayramlar lonpay lonp.*
    bismillâh bazar bazar din bazar
    dânişmedler ni yazar?
    yom yazar hayır yazar.
    yom var yola düzer yom var yoldın azar.
    tünki bazar ni bazar bazan bu künki bazar
    bu sabaknı okıgan yolındın nite yazar?
    her ki yolından azar kudret çevgânı bilin üzer*, tanğrı iren andan bizer*.
    bismillâh aydın baca
    altın işik* kümiş kapu
    birinç
    ve zerde kur kuşak ve dâne birinç dülbend
    yiti kat yir töşek, yiti kat kök börük.
    tinğizler bâde, kûh-ı kaf tekye.
    çün ol bâdedin içdük, mest olduk, hayrân olduk.
    çün mest şodî, hayran şodî, bîdâr şodî, sebâh şodest.
    salınıp keldünğ, bostanğa kirdünğ, bostan oyuğunğa selâm virmedünğ.
    pes bilme misün, sağrı edüne tiken bata.
    delü kardaş, siğirü* bostanğa kir, bostan oyuğunğa selâm vir, otur, toyınca yi;
    çaluyı oda yak, koltukla al, taşra çık.
    bismillâhi, avurdum*.
    avurdumdın savurdum, müddeîyi devürdüm.
    kızıp keldüm, yortdum, anğdum anğdum*.
    ne olup anğdum ispâhî iken bik oldum, künde bir kaz yidüm, sultâna hıyânetlık eylemedüm.
    dînünğe kuvvet, iv işikin uvat*.
    istanbul ilen tırabzonunğ irisini kır, tinğize atunğ, uşakını çeriye kat, muhammed'e salâvât.
    karşu karşu çardaklar karsa karsa* oyunlar.
    tokuz öküz bir sokum*.
    yirdin kökke bir ekser, mutumuz* yiti ekser, zihî muz, zihî ekser.
    her ki bu sabaknı anğladı*, unğladı*.
    her ki anğlamadı tanğladı*.
    çün tanğladı kavul savul oldı*.
    her ki kavul savul oldı, avurt davul oldı.
    her ki avurt davul oldı, nîşter gerek oldu..."

    ****
  • tarihte barak ismi ile anılan derviş barak'ın ilginç hikayesi:
    selçuklu hükümdarı izzettin keykavus'un oğullarından biri, bizans'ta mahkum tutulmaktadır. kendisi kaçmaya çalışır ancak tekrar yakalanır ve patriğin himayesine verilerek rahip olması sağlanır. daha sonra bizans prensi onu sarı saltuk'a yollar. sarı saltuk onu tekrar islama döndürür ve ona barak ismini verir. ona sadece ismini değil, kendi doğaüstü güçlerini de bahşeder. ki sarı saltuk'a da bu güçleri, saltuk henüz basit bir çobanken akşehirli mahmud-i hayrani bahşetmiştir. daha sonra sarı saltuk barak'ı azerbaycan'da olduğu sanılan sultaniye'ye yollamıştır.

    kaynakça:
    1. beliefs on afterlife in the anatolian turkish legend saltuq-name / şükrü halûk akalın
    link: http://turkoloji.cu.edu.tr/eski turk dili/4.asp
    2. a.t. karamustafa, “early sufism in eastern anatolia”, classical persian sufism: from its origins tu rumi, london, 1993, pp.190-191
  • reha camuroglu nun ikiilebir kitabında çokça bahsi geçen sufi. efsane odur ki mürşidinin kendisine olan bağlılığını ölçmek için kusması ve baba'nın bunu büyük bir vakurluk içinde yemesi üzerine barak (köpek) lakabını almıştır. geylan'a elçi olarak gönderilmiş fakat ayaklanma halinde olan geylan'lılar barak baba'yı parçalamak suretiyle öldürmüşlerdir. barakiyan ya da baraklilar olarak tabir edilen, kendisine uyanlar tarafından, kemikleri sultaniye ye getirilmiş ve orada defnedilmiştir.
  • ismi, ceza'nın mürekkep doldurdum isimli parçasında neyzen'le beraber geçen zat.
  • bugün yaşasaydı kâh kıyafetiyle, kâh yaptıklarıyla bizim cahil milletimiz tarafından tam bir kafir olarak nitelendirilebilecek erendir. horasan erenleri veya onların eğittiği çoğu eren'de olduğu gibi şamanist etkiler bu erende de hissedilir. allah gani gani rahmet eylesin, büyük üstad abdülbaki gölpınarlı hakkında bize epey malümat verir;

    alıntı:

    barak baba, anadolu'yu, şam ve haleb'i gezmiş, mısır'a girmek istemiş, fakat sokmamışlar, moğollar tarafından elçilikle gilan'a(hazar kıyılarında bir şehir-kitapta "giylan" olarak geçiyor) gönderilmiş, 1307-1308 de kazığa oturtulmak suretiyle giylan'da öldürülmüştür. bıyıklarını koyverir, sakalını tıraş ettirir, bazı defa da saçlarını, kaşlarını, bıyıklarını, sakalını usturayla yürütür, davul, dümbelek, nefir çaldırır, oynar, sema eder, boynuna boyanmış aşık kemikleri takar, boynuzlu tac giyer, kendisinin kılığına bürünmüş olan dervişleriyle beraber gezerdi. arap tarihlerinde hakkında epey bilgi bulunan bu şeyh, şathiye tarzında bazı sözler söylemiş, sözleri, kendisinden elli altı, elli yedi yıl sonra kutb-al-alevi tarafından farsça şerhedilmiştir. firdevsi-i rumi, ön sözümüzde söylediğimiz gibi bu şerhi türkçeye tercüme edip kendisine mal etmiştir. barak baba sözleri arasında saru saltuk'un dervişi olduğunu açıklar. yunus emre de;

    "yunus'a tapduk'dan oldı hem barak'dan saltuk'a
    bu nasib çün çuş kıldı ben nice pinhan olam"

    beytiyle, mürşidi bulunan baba tapduk'un baraklılardan olduğunu söyler. manzum vilayet-name, barak baba'nın bigadıç'ta bir makamı yahut tekkesi olduğunu ve baraklıların saç koyverdiklerini de bildiriyor. barak baba öldürüldüğü zaman kırk yaşlarında olduğu, bütün kaynaklar tarafından bildirilmektedir. bu bakımdan hacı bektaş'la görüşmesine imkan yoktur.

    (kaynak: abdülbaki gölpınarlı/ vilayetname)

    şöyle de bir manzum var hakkında ama hakkıyla anlamak için biraz sözlük kurcalamak gerek, çünkü farsça kaynaklardan derlenmiştir ne yazık ki, yoksa anadolu erenleri türkçe yazarlar;

    bâis oldur öyle ad olmasına
    erden ana öyle nutk gelmesine

    hazret-i hünkâr şâh-ı evliyâ
    tâcdâr-ı etkıyâ vu asfıyâ

    kıldı istifrâğ bir gün nâgehan
    er ana dir yüri derhal (iy) fülân

    anda istifrağ itdüm ört anı
    bil nasibe irgürem bu dem seni

    işidüp anı varup gör neyledi
    işbu resme re'y ü tedbir eyledi

    er nasib didüği varısa budur
    nuş itgil kim sana lâzım budur

    anı derhâl nuş itdi cümlesin
    aldı andan ne ki vardur cümlesin

    döndi tiz hünkâr'a irişdi heman
    bakuban yüzine ol kutb-ı cihan

    didüğümi nuş itdün mi didi
    şurba gibi anı yutdun mı didi

    hoş baraksun barakumsun barakum
    sana oldurur nasibüm bil benüm

    andan ana geldi hâlât-ı garib
    rütbet-i erlik ana oldu nasib

    sonra ana çhâr alâmet virdiler
    budaguç yirine anı sürdiler

    hem barak kıllı olurlar kamusı
    saç götürürler dahı hep cümlesi
  • aslen tokat'ın yerlisidir. seçtiği hayatın aksine oldukça 'elit' bir kesimden gelmektedir. babası bir ordu kumandanı, amcası ise yüksek dereceli ünlü bir memurdur.
    isminin hikayesi ise büyük ihtimalle gerçek. saltuk'un ateşli bir müridi olan bu çılgın gencimiz, saltuk'un kustuğu lokmayı istekle yiyince ona ''kıllı köpek'' manasına gelen ''barak'' ismini takmıştır.

    dansetmeyi çok seven bu çılgın amcamız, kendini moğol-ilhanlı hükümdarlarına da sevdirmiş olacak ki, moğol hükümdarı kendisine bir tekke bile yaptırmıştır. müridleri de barak baba'nın kemiklerini buraya gömmüşlerdir. daha sonra müridleri tarafından sürdürülen bu tekke geleneği, biraz barak baba'nın felsefesinden uzaklaşmış olacak ki müridleri yavaş yavaş rahat hayata katılmak istemişlerdir.

    marjinal ve ''sapkın'' kimliğine rağmen oldukça saygı duyulan bir zat imiş kendisi. mevlevi şeyhi ulu arif çelebi, 1316'da barak baba'nın tekkesini ziyaret etmiştir.

    (bkz: tanrının kuraltanımaz kulları)
  • saltuk'un bozkırdan, deşt-i kıpçak'tan getirdiği....
  • 13.yüzyılda yaşamış bektaşi ekolünden gelen ancak dinsel ve sosyal alanlarda yarattığı etkilerle özgün bir yere sahip olan derviş.

    tokat’lıdır. babası bir ordu komutanı; amcası da katip olan barak baba, seçkin sınıf yaşam biçiminden derviş yaşamına geçişin en önemli örneklerindendir. rûm abdallarının etkisiyle bektaşiliği seçti, sarı saltuk’ın ateşli bir müridiydi. onun kustuğu lokmayı istekle yediği için ona “kıllı köpek” anlamına gelen barak adı verildi. anadolu ve suriye’yi gezdi; mısır’a girmesine izin verilmedi. gazan han döneminde çok saygı gördü ve gilan’da moğol elçisi olarak görev yaptı. ancak burada gerçekleşen bir ayaklanma sırasında öldürüldü. moğollar, adına sultaniye’de büyük bir türbe yaptırdılar.

    çok orjinal bir görünümü olan ve sık sık vecde gelen bir kişiydi. beline sarılı kırmızı bir bez parçası dışında çıplaktı; başına iki yanından manda boynuzu takılmış kırmızımsı bir sarık takardı; saç ile bıyıkları uzun, sakalı ise kökten kazılıydı. müritlerinin üzerinde büyük bir etkisi vardı. baraklılar olarak anılan müritleri, saç, sakal, bıyık, kaş ve kirpiklerini keserler, başlarına manda boynuzu bulunan bir taç takarlar; boyunlarına boyalı çıngıraklar, azı dişleri dizili ipler ve aşık kemikleri asarlardı. barak baba’nın önderliğinde, uzun değnekler, defler, davullar taşıyan, bir müzisyen derviş topluluğu halinde gezerlerdi. onlar çalar barak baba’da oynar, cezbeye kapılarak anlaşılmaz deyişler söylerdi. cezbe halinde söylediği deyişleri günümüze kalmıştır. deyişler günümüz okuyucusu için hemen hemen anlaşılmaz olsa da müridi taptuk emre yoluyla yunus emre’yi etkilemiştir.

    barak baba ve müritleri, dilencilik, gezginlik, çilekeşlik, mülkiyetsizlik ilkelerini aşırı yücelten yeni zahitlik dalgasının anadolu’daki en erken temsilcileriydi. bu yeni grup, toplumu ve onun yeniden üretilmesine katılmayı reddettikleri için çıplaklık, uygunsuz giyinmek, halüsinatif etki veren maddeler kullanmak, kazançlı işler yapmamak, gibi kuraldışı davranışlarda bulunuyorlardı. onları önceki bâtıni gruplarından ayıran da bu davranışları gizli değil açıkça ve toplum düzenini red ve yıkıma yönelik bilinçle yapıyor olmalarıydı.

    mevlana’nın torunu ulu arif çelebi’nin barak baba'nın müritleriyle iyi ilişkiler kurduğu bilinir.