şükela:  tümü | bugün
  • barbie oyuncakların içine bi türlü sığmadıkları, oyuncak evdir..

    (bkz: para tuzağı)
  • küçükken hava atma aparatımdı. 5-6 yaşlarındayken anne-baba ikilisi paraya kıyıp nefis bir tane almışlardı bana, iki katlı, kocaman bişeydi. neredeyse benim boyumda, içinde yatak odası, oturma odası, yemek odası, banyo ve mutfak dahil her şey var idi. yemek odasının masası aynalıydı böyle, sandalyelerin iki takım yastığı vardı, biri misafir için birisi günlük, tabaklar, çatal, bıçak, kaşık, bardak vardı. banyoda sabun bile vardı, öyle fantastik bir evdi. çok severdim, ilkokul bitene kadar odamda durması için ısrar etmiştim hatırlıyorum.

    güzelinden olduğu zaman, barbielerle oynamayı seven bir kız çocuğuna alınabilecek en sevindirici hediyelerdendir.
  • iki katlı olup da asansöre sahip olan ev.
  • oyuncak eve ait minik parçaları kaybederim yutarım diye ebeveynlerimin ayda bir önüme çıkardıkları, onda da oynarken başımda bekledikleri için oynadığımdan bir halt anlamadığım, istediğim zaman istediğim gibi oynayabileceğime kanaat getirdikleri evrede ise barbie kişisiyle oynamaya dair hevesimin bütünüyle geçtiği hede. dönem dönem annemlerin bana bu uygulamayla işkence etmek niyetinde olduklarını falan düşünürdüm. bir kaç kez de buyuk kuzenlere evi versinler diye tehdit mektubu yazdırdıgımı anımsar gibi oluyorum. boyle ana babaya boyle cocuk işte. hey gidi eski gunler efendim... (bkz: cocukluktaki acaba ben uvey cocuk muyum kabusları)
  • zengin oyuncagi
  • korku filmlerinde ve alacakaranlık kuşağı dizisinde içinde korkunç işlerin döndüğü evlerdi bunlar belki de o yüzden ömrü hayatımda heveslenmedim bu evlere.
  • alt gelir grubu'ndan mortgage'a giren barbie'nin iki göz yuvasıdır. "evimiz olsun o zaman yaparız" alt metinli taşralı kız düşlerinin züccaciye olup içine kusulduğu düşük metrekareli yerleşkedir.
  • şımarık çocukluk eşiğini belirlemek için doğru bir sınır.

    erkekte de ninja turtles arabası var... o da diğer taraftaki sınır.
  • tüylerimi diken diken eden oyuncak.

    pek her gördüğü için tutturan bir çocuk değildim. yüzlerce barbie si ve onun evi, jipi, basket potası vs olan en yakın arkadaşımın oyuncaklarından çok hoşlanırdım, ama zaten sık sık beraber oynadığımız için "bana da alııınn" diye tutturmazdım. pek de derdim değildi doğrusu.

    ta ki o asansörlü, teraslı müthiş barbi evini arkadaşımda görene kadar...

    o gece deli gibi oynadım o evle, asansörle. ipi çekiyoruz hooop yukardalar. asansörü sabitliyoruz. sonra hooop yavaşça bırakıyoruz, aşağıdalar... şurası mutfak olsun burası yatak odası, şimdi değiştirelim orası salon olsun. saatlerce oynadık. ve aklımdan hiç çıkmadı o ev. annemlere 1-2 çıtlattım ne güzel diye ama öteye gitmedim pek. sonra bir süre kendi kendime düzayak evler yaptım halıda ama hiç onun gibi olmamıştı. asansör yoktu bir kere. zaten benim piyano çalışmam lazımdı, böyle şeylere çok vaktim yoktu. (bkz: özen veziroğlu)

    sonra bir gün okuldan geldim. annemin yüzü ışıl ışıldı, sanırım babam beni konservatuardan alıp getirmişti ki tüm aile evde ve pek mutluydu.. odama bir girdim.....

    evet o güzelim ev, hem de terasında takılıp çıkarılabilen trabzanlarıyla (öyle mi denir demirler mi denir ne denir..) ortasında kalp desenli asansörüyle ordaydı. hem de içinde bir dolap ve terasa koymak için yemek masası, sandalyeleri, tabak çanak bile vardı. ilk ergenlik adımıma kadar elimi çekmedim ondan.

    o anki kadar mutlu olduğum çok olmuştur* ama daha fazlası oldu mu, hiç zannetmiyorum...**
  • erkek çocukların vazgeçilmez rüyası akülü araba ise, kız çocuklarınınki de şüphesiz barbie eviydi.. bildiğin kocaman evdi bu.. 2-3 katlı, bir sürü oda, salon vesaire.. lâkin sadece kaymak tabaka veletlerinin edinebileceği bir zevkti..