şükela:  tümü | bugün
  • tony baretta karakterini robert blake isminde kılıktan kılığa giren sıskamsı bir abimiz oynardı. fred ismindeki beyaz papağanı omuzundayken, o aksiyon arasında papağan düştü düşecek, akordu bozulacak diye endişe duyardık.

    new york city'de, king edward otelinde yaşardı baretta, chevrolet impala'sıyla caka satar imrendirir, motorunun arkasında minili kızlar gezdirirdi. "güçlü olmalısın" sözü de ondan bir hediyedir aynı zamanda.

    bir çoklarında olduğu gibi benim için de en önemli özelliği "sammy davis jr"ın seslendirdiği, dave grusin'e ait jenerik müziğiydi. plağını alır, kendimi odaya kapatır, saatlerce dinlerdim, hep neşelendirirdi, tedavi ederdi tüm bunalımımı, nasılsa hem de dinlendirirdi. arada kızlar korosu "don't do it" dedikce "oh oh" ederdi göynüm. "keep your eyes on the sparrow" olarak da geçebilir parçanın ismi.
  • soner agin'in sesiyle hatirlanan tv dizisi.
  • italyan beretta silah markasıyla sıkça karıştırılan isim.
  • horoz george adında bir kadın satıcısının varlığını unutmak ne mümkün; rengarenk giysiler giyen, tüylü bir şapka takan ve adamımızın sürekli bilgi aldığı siyahi bir amerikalıydı.
  • kim bilir kaç bin volt yüklü kelimelerine tutuldukça, çarpıldıkça yazdıklarını daha da çok seveceğimiz yazar. gönül yazar değil tabii ama gönülden yazar.
  • barettasız baretta..
  • yıl 1979 filan.

    anadolu'nun binlerce köyünden kopup istanbul'a gelmiş, tertemiz, mütevekkil, ümit dolu gençler şehirde tutunmaya çalışıyorlar. henüz 25-33 yaşlarındalar. yoksul mahallelerde kırık dökük ucuz evler, sanayi bölgelerinde düşük maaşlı işler bulmuşlar. tek istekleri sigortalı, sağlam bir devlet işine filan girebilmek... kadınlar evde oturuyor, allah vergisi müthiş bir yetenekle kazak örüyorlar. ayakkabılar tamir ettiriliyor. şemsiyeler de. tavuk çok pahalı...

    çocuklar arasında plastik oyuncaklar, mesela su tabancaları çok moda.
    mantar tabancaları, telli arabalar, sapanlar, rengarenk bebekler... çikletlerden çıkan numaralı kağıtlarla [bunların üzerinde otomobil resimleri, karikatürler, futbolcu fotoğrafları... olurdu], kibrit kutularının kesilmiş kartonlarıyla, gazoz kapaklarıyla dünyanın en heyecanlı oyunlarını oynardık. bir gazoz kapağını elimize alır, elmas gibi incelerdik...

    akşamları komşu evlerde toplaşılır, çay içilir, sohbet edilirdi. ayfer tunç'un kitabının adı olan cümleyi işte biz çocuklar, diyelim üst kattaki komşumuz reyhan yenge'nin kapısını çalıp söylerdik: "bir maniniz yoksa annemler size gelecek"!

    hep beraber reyhan yengelerdeyiz. çocuk gözlerimize kocaman görünen siyah-beyaz televizyondaki her şeyi pür dikkat izliyoruz.

    en büyük idealim, hedefim, tutkum sihirbaz olmak! ben de şapkadan tavşan çıkaracağım! işte ekrandaki şu keçi sakallı adam gibi! derken türk filmi başlıyor. ediz hun ve hülya koçyiğit'in bitmeyen çilesi. ibrahim amca [allah rahmet eylesin] inliyor. a-ha! koskoca adam ağlıyor! oturduğumuz divan, reyhan yenge'nin hüngürtüleriyle 7,4 şiddetinde sallanıyor. annem ağlıyor. babam ağlıyor. biz çocuklar, bekir ağabey, derya, rahmi, kız kardeşim leyla ve ben, bir filme bir bizimkilere bakıyoruz. olup bitenden, ekranda açılıp büyüyen hicran yarasından hiçbir şey anlayamayan bizler şaşkınız. rahmi dayanamıyor, o da ağlıyor! bu defa büyükler biraz toparlanıyor. çocuklara sorulan klasik soru şu: "yavrum biz filme ağlıyoruz, sen niye ağlıyorsun? gel bakayım şöyle..."

    böyle acayip, karmakarışık, cıvıltılı, yoksul, hüzünlü, televizyon karşısında ağlayan, safderun gençlerin çocuklarıydık. bu ahval ve şerait içinde, televizyonda baretta başlardı. sammy davis jr.'ın şarkısına herkes hastaydı. baretta manyağın tekiydi. kılıktan kılığa giriyordu. fred adlı bir papağanı vardı. esmerdi. bize benziyordu. kasketliydi. cesur ve muzip bir adamdı...

    biz çocuklar işte o zaman mendilin altında kalem kaybetmek gibi sihirbazlık numaralarına çalışmayı bırakıp birbirimizi öldürmeye koyulduk! heyecanla kan döküyorduk. herkes televizyondaki bir kahramanı canlandırıyordu: "ben logan'ım", "ben cüney-tarkın'ım", "ben tarzan'ım"... "ben de baretta'yım!"

    sonra zamanlar değişti. baretta, yani robert blake yaşlandı. annemiz-babamız artık türk filmlerini seyrederken ağlamayı bıraktılar. bir de duyduk ki robert blake karısını öldürtmüş. kiralık katil tutmuş, demiş "şu benim karıyı mıhla" olaylar gelişmiş.
    tek tek akrabalara, amcalara, teyzelere haber veriyorum: "alo, reyhan yenge, baretta karısını vurmuş!"
    "ne?"
    "hani baretta vardı ya, sizin televizyonda seyrediyorduk... o adam. asıl adı robert blake. geçen hafta karısını öldürmüş..."
    "bi dakka, baretta hani şu papağanlı polis mi?"
    "hah! evet, o."
    "vah vah... iyi de... sen baretta'yı nerden hatırlıyorsun? o zaman çok küçüktün be oğlum?"
  • anladığımız (bkz: #6026987), mustafa kutlu mübtelâsıdır. hoş kala.
  • her insanın bir gürültüsü var baretta bey.. sokaklar bir ugultu, insan bir ugultu şehirde, sonra vapurlar felan..hayalin hudutlarını okyanuslarla birleştiren şair eyy!! bu şölenlerin anlamı ne? çocuklarının beyazlığı, işte o beyazlık..böylece yol alabilmene mani hiçbir engel kalmıyor ortalıkta,, beyazlık bütün satır araları, başları, romanlar ve fragmanlar..üçikibirekşınlar..
    ellerinden çıkan ışık kendi satırlarında..
    belli belirsiz bir silüet..
    her yeri yasemin kokusu kapladı bakın bakın..
    ertesi sabah çocukların yasemin kokusuyla uyandılar..ve dediler..
    -eyy nur!! * ey bizim allah'tan sonra belki en büyük hakikatimiz ! savur tüm beyazlığını bizim üzerimize !!
  • bugün baretta'nın * hapisten özgürlüğüne kavuştuğu gündür.avukatının alnından öperek,hayatla dedektifçilik oynayacak ömrünü çoktan gerilerde bırakmıştır bakışı fırlatmıştır beyazperdeye .efendilerin efendisi olmuş avlara mahsus belki de geç kalınmış hediyeler bunlar??