şükela:  tümü | bugün
  • süper eğlenceli, çalışkan ve bilgi kumkuması kankam. attila ilhan usta'nın has talebelerindendir.

    cumhuriyet gazetesi istanbul haber servisi politika muhabirliği yapmaktadır. sıkı bir kemalisttir. galiyevci bizim yurdumuz dergisinin yazı kurulu üyesi ve yazarıdır.

    dr. beşir doster ve araştırmacı yazar neşe doster'in oğludur. keldir ama fodul değildir, candır can...
  • babası besir doster, kars'in medar-i iftihari, psikiyatristtir.
  • dilediğinde azeri lehçesini aliyev'den bile iyi konuşan başarılı gazeteci, derin siyaset bilimci ve çapkın kemalist -pardon artık evli
  • 1 subat 2008 saat 17:00de chp il başkanlığının düzenlediği siyaset okulunda ders vericek olan saygın bir hoca
  • marmara üniversitesi iletişim fakültesinde 1.sınıflara uluslararası ilişkiler dersi veren gür sesiyle yeri göğü inleten ulusalcı hocamız
  • marmara iletişim'de okula gitme sebebidir.
  • 1 saatlik dersinde; uludağ üniversitesi i.i.b.f. uluslararası ilişkiler bölümünde 6 sene duyamadığım kadar gerçek siyaset konuşabilen saygıdeğer hoca. bi de gözünüzden anlıyo bahsettiği şeye dair bi fikriniz varsa...
  • sevimli bir hoca. bilgi düzeyi de birçoğundan daha iyi. jöntürkler ve ittihat ve terakki dönemi üzerine de okumuş yazmış. karanlık savaş ve türkiye eseri ilginçtir.
  • kendisiyle aynı görüşü paylaşmayan öğrencilere ders boyu laf sokan, hatta "senin gibiler..." diye hitap eden hoca.
    dersinde erkenden gelip ön sıralar için yarışanlar ağızları açık dinlerler bu arkadaşı. gerçektende çok etkili konuşurur. tarih dersindemi hepar parti toplantısındamı olduğunuzu bilemezsiniz ama ders sonu öyle bir etki kalırki ön safhadaki öğrencilerde, o günki 'gazete küpürü ödevi'ni havaya kaldırdığında 'benbenbenben' diye sesler gelir. söylediği birşeye karşı çıkmak, tarih bilgisiyle ezilmek demektir. bayat gündem espirileri yapar arada.
    marmara iletişim'de okula gidip 'haksızsınız hocam' lafının içinde kalmasına sebeptir.
  • add'nin yol haritası ne olmalı

    kitle örgütçülüğü mü, sivil toplumculuk mu? dr. barış doster yazdı...
    dr. bariş doster / siyaset bilimci- yazar

    geçtiğimiz hafta sonu ankara’da iki büyük ve önemli kurumun genel kurulları yapıldı: türkiye barolar birliği (tbb) ve atatürkçü düşünce derneği (add). tbb yoluna, the taraf gazetesi çizgisinde, sivil toplumcu, “kamusal, toplumsal, ulusal” gibi kavramlarla arası pek hoş olmayan bir başkanla devam etme kararı aldı. yıllar önce ankara barosu başkanlığına aday olurken chp genel sekreteri (ve aynı zamanda tbb’nin eski genel başkanlarından) önder sav’ın desteğini de alan vedat ahsen coşar, birliğin genel başkanı oldu.

    yandaş medya bu durumu büyük sevinçle karşılarken, coşar’ın ankara barosu başkanlık koltuğunda bir dönem oturan kişinin, bir daha aday olmaması yönündeki teamülü çiğnediği unutuldu, unutturuldu. ankara barosu başkanlığına, teamülleri bozarak ikince kez seçildiği ve bu sayede oradan tbb’nin başına atladığı görmezden geldi. nitekim bu yüzden son genel kurulda ankara barosu’nun üç eski başkanı, istanbul barosu başkanı ve tbb genel başkan adayı olan muammer aydın’ı destekledi. erdal inönü shp’sinde inönü’nün çok yakınında bulunan ve milletvekilliği yapan tekirdağ barosu başkanı güneş gürseler de, vedat ahsen coşar’la fikren oldukça yakın olmalarına rağmen ayrı bir listeyle aday oldu.

    sonuçta istanbul ve ankara baro başkanları arasında yaşanan rekabette, ipi ankara barosu’nun başkanı göğüsledi.

    yoğun bir iktidar çalışması, liberal ve 2. cumhuriyetçi katkısı, yandaş medya desteği işe yaradı ki, bu durumda “hayırlara vesile olur inşallah” demek gerekiyor. hüseyin ergün gibi sosyal demokrat!!!, ertuğrul günay, mehmet domaç, haluk özdalga gibi sivil toplumcu olduğuna göre, önümüzdeki süreçte iktidara anaysa mahkemesi raportörü osman can’dan sonra bir büyük destek de türkiye barolar birliği başkanı’ndan gelecek demektir. zaten malum davadan tutun anayasa değişiklik paketine kadar tüm temel meselelerde coşar’ın düşüncelerinin can’dan aşağı kalmadığını ankara barosu avukatları da bilirler. bu bağlamda tbb’nin yeni çizgisi, karen fogg’dan ve george soros’tan aferin alacak bir sivil toplumculuğa doğru, hem de “coşar”ak yönelirse hiç şaşmamak gerekir.

    gelelim, bu satırların yazarının da oldukça eski bir üyesi olarak, sade ve sadece bir üyesi olarak yakından izlediği, katkı vermeye çalıştığı add’ye.

    neden add, nasıl bir add?

    türkiye’nin büyük bir bunalım yaşadığı, içten ve dıştan kuşatıldığı günümüzde, etkili siyasal partilere, güçlü meslek odalarına, örgütlü sendikalara, saygın demokratik kitle örgütlerine gereksinim vardır. bu kapsamda atatürkçü düşünce derneği (add) önemli bir güç, saygın bir yapı, kapsayıcı bir çatıdır. derneğin kuruluş nedenlerini, kuruluş dönemini, kuruluş sürecini hatırlayanlar, kurucu kadroların ve onlara katkı veren aydınların niteliklerini bilenler, ülke genelinde ulaştığı yaygınlığı ve saygınlığı gözleyenler, malum davada ödediği bedelleri saptayanlar, add’nin itibarının ve gizilgücünün de farkındadırlar.

    çünkü add günümüzde istanbul’da telgrafçı hamdi, izmir’de hasan tahsin, gaziantep’te şahin bey, kahramanmaraş’ta sütçü imam, erzurum’da kara fatma’dır. nazım hikmet’in kuvayı milliye destanı’ndaki kartallı kazım’dır. kars’ta “hoş gelişler ola mustafa kemal paşa”, artvin’de “ata barı”dır. ipten üzengi, tahtadan kılıç, soba borusundan top yapmaktır. müdafaa-i hukuk’un gözüpekliği, tekâlifi-i milliye’nin özverisidir.

    muammer aksoy’un kararlılığı, uğur mumcu’nun yiğitliği, ahmet taner kışlalı’nın tutarlılığı, bahriye üçok’un çalışkanlığıdır. bu bağlamda devrimci, yurtsever, kemalist, cumhuriyetçi, atatürkçü, ulusal solcu kadrolar için önemlidir. emekten, eşitlikten, bağımsızlıktan ve aydınlamadan yana olan kuvvetler için değerlidir.

    cumhuriyet devrimi kazanımları konusunda duyarlı, ülkemizin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliği konusunda kıskanç, emperyalizmle mücadele konusunda kararlı yurttaşlar için kıymetlidir. bu kadroların da add’ye sahip çıkmaları kaçınılmaz, vazgeçilmez, ertelenmez bir yurttaşlık görevdir.

    etkili bir add, demokratik kitle örgütlerinden meslek kuruluşlarına, siyasal partilerden sendikalara dek çok geniş bir yelpazedeki örgütlü güçleri etkileyecek, fikir ve kadro olarak besleyecek, kendilerine çekidüzen vermelerine katkıda bulunacak, gerektiğinde uyaracak, hizaya sokmada yardımcı olacak bir örgüttür. güçlü bir add, uğradığı saldırıların da ortaya koyduğu gibi, toplumda tabanı, etkinliği, itibarı, meşruiyeti, temsil kabiliyeti olan bir kurumdur. yaşadığı tüm sorun ve sıkıntılara karşın, fiske vurmayla yılmayacak, tokat atmayla, çelme takmayla yıkılmayacak bir yapıdır.

    saygın bir add, atatürkçülük/kemalizm konusunda kafaların çok karıştığı ve karıştırıldığı, düşmanlarının atatürkçülüğü faşizmle, dogmacılıkla, geçmişin bekçiliğiyle bir tuttuğu, kendisini kemalist olarak tanımlayan azımsanamayacak bir kitlenin ise “kenanist” olduğunun farkına bile varmadığı bir ortamda, cumhuriyetçi bir düşünce odağı olarak çok işlevseldir. bu bağlamda atatürkçülüğü doğru anlamış, doğru kavramış, doğru yorumlamış kadroların, seçkin cumhuriyet aydınlarının örgütüdür. günümüzün sorunlarına kemalist ideoloji doğrultusunda çözüm üretecek en yetkin çatı, en güçlü amiral gemisidir.

    bu yükü omuzlamak için add belli niteliklere sahip olmalıdır. gençler ve kadınlar başta olmak üzere toplumun tüm ilgili, duyarlı, kaygılı güçlerine, ilerici, cumhuriyetçi, atatürkçü kesimlerine karşı bir okul ve ekol olma sorumluluğu duymalıdır. boş laf değil program konuşan, dedikodu değil çözüm üreten, sivil toplum kuruluşu olarak değil, demokratik kitle örgütü olarak mücadele etmelidir. add partiler üstü bir örgüttür ama siyasal bir örgüttür, ideolojik bir örgüttür.

    atatürkçülüğün devrimci, halkçı, ulusalcı, aydınlanmacı, eşitlikten yana, antiemperyalist bir mazlum millet ideolojisi olduğunu savunanların örgütüdür. bu bağlamda elbette, bu düşünceleri savunan partilerin üyesi olan yurttaşlara açıktır, ama add’yi basamak, kaldıraç, parti içi siyaset aracı olarak gören siyaset esnafına kapalıdır. gazi mustafa kemal atatürk’ün, “parti nedir?” sorusuna, “devrimin siyasal örgütü” yanıtını verdiği dikkate alınacak olursa, add “devrimin demokratik kitle örgütü”dür. add, kendi özgörevini, işlevini çok iyi, çok doğru, çok gerçekçi tanımlamalıdır. burs mu vereceği, öğrenci yurdu mu açacağı, panel mi düzenleyeceği, kemalist ilkeler yönünde fikir ve çözüm üretip, topluma mı yayacağı konusunda kafası çok net, bilinci çok berrak olmalıdır.

    ulusalcı, cumhuriyetçi, solcu ve antiemperyalist bir ideolojiye sahip olmanın gerektirdiği nitelikli kadroları yetiştiren bir örgüt olarak, hem lider- kadro- örgüt- program ayaklarına sahip olmalı, hem de bünyesindeki bilim, kültür, sanat kadrolarını en verimli şekilde kullanabilmelidir.

    21 yaşındaki bir örgütün kendi kadrolarını yaratmış, yetiştirmiş olması beklenir. bu nedenle add, her genel kurul öncesinde kamuoyunda tanınmış, ünlü, etkili olan isim arayışına yöneliyorsa, hepsi de çok değerli olan bu isimlere üyelik ve yöneticilik öneriyorsa, hepsi de birbirinden saygın olan bu emekli diplomat, emekli asker, emekli öğretim üyesi, emekli yargı mensubu, emekli bürokratlara görev çağrısı yapıyorsa, burada onların birikiminden yararlanma isteğinden çok, kadro ve öncü yetiştirme konusunda bir zaaf olduğu yönünde bir algı oluşur. oysa bu add örgütünün hiç de hak etmediği bir algıdır. daha da vahimi, bu algı zaten add’de sayılarının hayli az olmasından ve yönetime yeterince gelememelerinden yakınılan gençlerin moralini fazlasıyla bozar. 21 yaşındaki add, kendi geleneğini yaratmış olmalıdır.

    her düzeydeki toplantıda ve hemen her şubede kürsüye çıkanların büyük bölümü eğer 60 yaş dolayındaysa ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak söze, “ben devrimci gelenekten gelen biri olarak” şeklinde başlıyorsa, bu sözler insanın aklına ya add’nin kendi geleneğini yaratmada güçlük çektiği, ya sözün sahibinin zamanın geçtiğini fark etmediği düşüncesini getirir. zira söze böyle başlayan bir yurttaş, devrimci geleneğin çeşitli kurumları olduğunu (68’liler birliği vakfı, 78’liler birliği girişimi vb.) bilmese bile, add’nin kendi devrimciliği ve kendi geleneği olduğunu bilmek durumundadır. dahası, bu satırların yazarının da danışma kurulu üyesi olduğu 68’liler birliği vakfı, “devrimci gelenektenim” diye söze başlayıp da günümüzün en hızlı liberallerini, en yandaş kalemlerini oluşturan ve sayıları hiç de az olmayan kişilere karşı fikri, siyasi ve zaman zaman da hukuki mücadele vermektedir.

    bu bağlamda add toplumla buluşmak için hızla gençleşmeli, üyeler, delegeler ve yöneticiler arasındaki genç sayısının azlığını sadece 12 eylül darbesiyle, değişen toplumsal yapı ve siyasal kültürle, apolitize edilen gençlerle açıklamaktan vazgeçmelidir. etkin, katılımcı, sadık bir üye yapısına sahip olmanın yolunu bulmalı, pek çok şubesinin gazete okunan, sohbet edilen ve gençlerin gelmemesinden yakınılan bir mekâna dönüşmesine engel olmalıdır.

    add, sadece öğretmenlerin, memurların, öğretim üyelerinin, orta sınıf aydınların değil, onların yanında, onlarla birlikte emekçilerin, ezilenlerin, yoksulların, işsizlerin, köylülerin de örgütü olmak, onların da sorunlarına sahip çıkmak zorundadır. mustafa kemal’in, “cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” diye nitelediği cumhuriyet’in örgütü olan add, kimsesizlerin sorunlarına ideolojik açıdan yaklaşması, aklın ve bilimin ışığında çözümler üretmesi gereken bir kurumdur. bu hem cumhuriyet devrimciliğinin ve halkçılığın gereğidir, hem de kemalizm’in dayandığı sınıfsal tabanı, toplumsal zemini genişletmek açısından zorunludur.

    bu bağlamda sadece cumhuriyet devrimi, laiklik, ulusal bütünlük gibi yaşamsal konularda değil, onların yanında, onlarla birlikte yoksulluktan eğitime, sağlıktan istihdama dek toplumu ilgilendiren tüm sorunlarda bilgi üreten, eylem örgütleyen, gündem belirleyen, öncü olan bir örgüt olmalıdır. sahiplendiği davayı ve gündemine aldığı sorunları kamuoyuyla paylaşmalı, toplumsallaştırmalı, siyasallaştırmalıdır.

    çünkü böyle bir add, ataleti, dağınıklığı, savrukluğu, kafa karışıklığını, dedikoduyu, yakınmayı ve siyaseti sadece durum saptaması yapmaktan ibaret sayan bezginliği yenebilir. kifayetsiz muhterislerin add’yi kullanarak, üyesi oldukları partilerde bir yere gelme heveslerine araç olmaktan kurtulabilir. sivil toplumculuğun yarattığı kafa karışıklığını, nato üyeliğinin ve ab adaylığının neden olduğu bilinç bulanıklığını aşabilir.

    atatürkçülüğü sivil toplum faaliyeti, batıcı bir düşünce sistemi, bir yaşam biçimi olarak gören yaklaşımlarla ideolojik hesaplaşmayı başarabilir. ürkek, çekingen, edilgen tutumlara, batıcı, liberal, sosyal demokrat savrulmalara karşı atatürk’ün antiemperyalist, tam bağımsızlıkçı, bölge merkezli, mazlum milletler dayanışmasını ve mütekabiliyet ilkesini ödünsüz benimseyen dış politikasını savunabilir. kısacası ancak ve ancak böyle bir add, atatürk’ün yolunu yorulmadan takip etme kararlılığındaki milyonlara “yürüyelim arkadaşlar” diyebilir.

    kaynak: http://www.gercekgundem.com/?p=287303