şükela:  tümü | bugün
  • vefat etmeden önceki son röportajı sanki buruk bir veda gibi:

    "şu an albüm yapmamı gerektirecek bir neden görmüyorum. türkiye'nin içinde bulunduğu ortam benim bir daha albüm yapmamı gerektirmiyor. türk halkı var olduğu bugüne kadar, dört bin yıllık bir tarihten bahsediyoruz, tarihinin en kavgalı, en uzlaşmaz, en gürültülü patırtılı dönemini yaşıyor. ben bu karmaşa içinde bir daha albüm yapmayı düşünmüyorum.
    ben insanlara hayatım boyunca doğrulukları anlattım. geldiğimiz konum dolayısıyla bu doğrulukları anlatmanın pek fazla işe yaramadığını görüyorum. bir üzüntü var tabii ki. bir hüzün var itiraf edeyim ki. ama yapmam da lazım. bunu bırakıyorum. bundan sonra bu işi de bırakıyorum...

    hayranlarım bir tepki gösterirseler ben duyarım onları. çok sanmıyorum. sonuçta güzel bir albüm çıkartıyorum işte. zaman zaman televizyon programları yapmaya devam edebilirim. konser de veririm belki. yani onlar başka şeyler. ama türkiye'nin içinde bulunduğu şu günler, bu kadar uzlaşmaz, bu kadar kavgacı, bu kadar çözümsüzlüğü arayan bir yaşam felsefesini benimsemiş bir ortamda benim şarkılarıma insanların ihtiyaçları yok. kişisel düşüncem..

    o zaman daha huzurlu bir ortamda yani ben de daha huzurlu ortam istiyorum o zaman. evet buna hakkım var. bunca sene konuşmuş, ettiği laflar dinlenmemiş bir insan olarak huzurlu, kavga edilmeyen bir ortam istiyorum yani...."

    o günden bugüne iyiye giden bir şey olmadı barış abi.. daha uzlaşmaz daha kavgacı daha gürültülü olduk. en son bıraktığın gibi bu dünya. kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok. ve daha da kötüsü, içi boş insanlar bu dünyada çok fazla yer kaplıyor artık.
  • yıl 1995. "artık adresimi biliyorsunuz; barış manço moda 81300 istanbul. tekrar ediyorum, barış manço moda 81300 istanbul" dediğini ilk duyduğumda okumayı yeni öğrenmişim. mektup yazmak istiyorum, yazmayı bilmiyorum. sayesinde ıspanak yiyorum, dişlerimi fırçalıyorum, süt içiyorum. en sevdiğim şarkı bal böceği.

    bir gün ısrar ediyorum annemle babama beni adam olacak çocuk'a götürün diye. götürmüyorlar. aylarca tek kelime konuşmuyorum ikisiyle de.

    yıl 1999. sabahın köründe uyanmışım yine, sabahın köründe kalkıp çizgi film izleyen çocuklardan biri de benim, televizyonda çizgi film arıyorum. resmini görünce bırakıyorum kanal değiştirmeyi. "barış manço'yu kaybettik" yazıyor ekranın sol köşesinde. koskoca adamı nasıl kaybetmişler ki ya, kendisi mi kaybolmuş acaba diye düşünüyorum. ölüm ne bilmiyorum.

    annem uyanıp bana bakmaya geliyor. benden çok televizyona bakıyor gibi.

    - anne barış manço nereye gitmiş?
    - çok uzaklara gitmiş.
    - biz de gidebilir miyiz?
    - gideceğiz bir gün.
    - e madem gidebiliriz niye ağlıyorsun, gidelim işte hemen.

    daha sonra sürekli ısrarlarım, "ee gitmiyor muyuz artık?", "ne zaman gitcez daha?" sorularımdan bıkıp tanıştırıyorlar beni ölümle. ağlamaktan gözlerim şişiyor. annem mançolojiler alıyor bana, mega mançolar alıyor. kendi teybim var, sabah akşam son ses dinliyorum. kamerasız klipler çekiyorum, içinden buzdolabından gizlice odama getirdiğim domates, biber ve patlıcanların geçtiği. gülpembe'yi söylerken bahçeden topladığım pembe gülleri hayali kameraya fırlatıyorum. sarı lastik işçi çizmelerim var, çamurlu çamurlu odada dolaşıyorum. annem kendisinden emdiğim sütü burnumdan getiriyor. en sevdiğim şarkı bal böceği...

    yıl 2013. ıspanak yiyorum, dişlerimi fırçalıyorum, süt içiyorum. arabaya biner binmez emniyet kemerimi takıyorum, takmayanı arabaya almıyorum. duyuyorum, görüyorum bir gün gelecek dönence biliyorum. eşek arkadaşlarım var. hava ayaz mı ayazken ellerim hep ceplerimde. bazen durup bu ibret tablosuna bakıyorum. lambaya püf diyorum. gözlerimde yaş kalbimde sızı unutmuyorum. ne zaman elime mikrofon geçse barış manço'dan bir şeyler mutlaka söylüyorum. barış abi bana hep 10 puan veriyor. en sevdiğim şarkı hâlâ bal böceği...

    edit: eh barış abi aşk olsun, aç koynuna kuş konsun.
  • kendisi sayesinde bugüne enteresan bir başlangıç yaptım. şöyle ki;

    rüyamda pek çok gezi insanı olarak eski koca bir trenin vagonları doldurmuşuz. yaralılar filan var ve can havliyle kaçmaya çalışıyoruz. fakat vagon azıcık gidip duruyor ara ara habire. bakıyorum, meğer rayların üzerinde elden ele ilerletmek suretiyle gelen yiyecek ve su yardımlarını taşıyan gönüllüler varmış. ama arkamızdan da polisler yetişecek filan diye paniklerdeyiz.

    o arada vagonlardan birinde barış manço'yu görüyorum, son zamanlardaki o kırlaşmış saçlarıyla değil ama gençlik haliyle. bize yardım ediyormuş. o an bir arkadaşla göz göze geliyorum, "iyi de barış manço ölmedi mi?" manasında bakıyorum, o da "idare et" der gibi bakıyor. yani barış manço ölmüş ama o, öldüğünü bilmiyor, biz de o üzülmesin diye söylemiyoruz!

    nefes darlığı içinde uyandım. kalktım filan. mutfağa gittim, kahvaltı hazırlarken mutfaktaki radyoyu açayım, şarkı türkü çalsın dedim. düğmeye basmamla beraber radyodan yükselen ses; barış manço- geçti dost kervanı

    rahmet istedi zahir..
  • doğum günü hatrına, diğerlerinden daha az bilinen 10 harika şarkısı da benden olsun:

    1-flower of love (1968-kaygısızlar)
    http://www.youtube.com/watch?v=rdnlnmgr2l4

    2-anadolu (1969-kaygısızlar)
    https://www.youtube.com/watch?v=h1wvby-ah5g

    3-dağlar dağlar 2 (1970-ve)
    https://www.youtube.com/watch?v=7hzontbe9bc

    4-binboğanın kızı (1971-moğollar)
    http://www.youtube.com/watch?v=j86ymys3zhq

    5-kol bastı (1975-kurtalan ekspres - 2023 albümünden)
    http://www.youtube.com/watch?v=vqnibvejc4g

    6-yol verin ağalar beyler (1975-kurtalan ekspres - 1975 tarsus konserinden)
    http://www.youtube.com/watch?v=jtrku1qbdkq

    7-vur ha vur (1976-kurtalan ekspres)
    https://www.youtube.com/watch?v=5jdrnph-mj0

    8-selahaddin eyyubi (1983-kurtalan ekspres - estağfirullah ne haddimize albümünden)
    https://www.youtube.com/watch?v=pr1yt3rxvl0

    9-dön desem döner misin (1985-kurtalan ekspres - 24 ayar albümünden)
    http://www.youtube.com/watch?v=jc9fk9sehmw

    10-rüya (1992 - mega manço albümünden)
    http://www.youtube.com/watch?v=vcxawhibgjc

    edit: "kol bastı" için 2 adet itiraz geldi. biri eserin adının dere boyu kavaklar olduğunu, kol bastı'nın ise bu türküyle yapılan oyunun adı olduğunu belirtiyor. diğeri de albümde de dere boyu kavaklar olarak geçtiğini söylüyor. ilk itiraz türkünün genel anlamıyla haklı. dere boyu kavaklar, yaylanın çimenine gibi farklı isimleri var ve kol bastı bu türküyle yapılan oyunun adıdır. hatta faroz kesmesi, metelik gibi adlarla da söylenmiştir. lakin burada şarkıları incelerken albümde adı nasıl geçmişse öyle incelemek gerekir. bu eseri o dönem ersen, esin engin ve arif sağ metelik adıyla, orhan gencebay, metelik oyun havası, üç hürel ve barış manço ise kol bastı adıyla plaklaştırmıştır.

    ikinci itirazda geçen "albümde de öyle geçiyor" kısmı maalesef yanlıştır. yazarın bahsettiği albüm daha sonra çıkmış olan ben bilirim toplamasıdır. o toplamada ve almanya'da çıkan bazı toplama albümlerde şarkının adı dere boyu kavaklar olarak geçse de barış manço'nun eseri seslendirdiği ana albüm olan 2023'te adı kol bastı olarak geçer.

    http://images.gittigidiyor.com/…_1.jpg?_=1374663615

    ve hatta (bkz: #43615102)

    şarkı ismi demişken, selahaddin eyyubi olarak kastedilen şarkının da asıl adı "selahaddin eyyubi'nin yeğeni, aslan yürekli rişar'ın kız kardeşine karşı" olarak geçer. barış manço'nun böyle bir kaç şarkısının ismi çok uzundur. sonradan toplama albümlerde vs... kısaltılmıştır.
  • ekşi sözlük okuyan arkadaşlarım tarafından ifşalanacağım muhtemelen ama, bu hikayeyi anlatmak istedim. kendisine olan sevgimden dolayı.

    işim gereği şangay'a gittim geçen hafta. şehir hayvan gibi büyük, bir nevi merkezi sayılabilecek bir otelde rezervasyon yapmışız, sanırım geldiğimin 2. ya da 3. günü. akşam yemeği öncesi patronu beklemek için lobiye indim, köşedeki yaşlı çiftin oturduğu koltuğa ilerledim. çiftimizin kadın olanı valizi kapatmaya çalışıyor ama valiz cidden epey bir şişmiş, baya cebelleşiyor, eşi de bakıyor. hemen cevval yardımsever ponçik bir birey olarak yardım edem mi leydi dedim, yok dedi ve cidden 5-10 saniye sonra son bir kuvvetle kapattı. ben de e iyi dedim, oturdum karşılarına telefonla takılıyorum. aradan zaten yine bir 1 dakka geçti geçmedi, amca dayanamadı herhalde yardım teklifi etmemden hoşlanmış olacak ki, where ru fromdiye sordu. inanır mısınız turkey dedim. aaa dedi do you know barış manço ?

    şimdi burada araya girmek istiyorum, zaten hikayeyi anlatan da benim neyse, çiftimizin ingilizcesi fecaat. gerçekten 5-10 kelimelik bilgileri var, ben de tamamen tarzancaya döndüm o yüzden. ağdalı konuşamıyorum zaten o kadar ama işte işim gereği akıcı konuşabiliyorum. baktım bunlar patates, direk elementary seviyesinden başladık konuşmaya. türk rock efsanesidir dedim, herkes tanır, herkes sever. ekşi sözlük diye bi site var orada balon malon diyen hadsizler var ama bakmayın trollük yapan ergenler onlar falan diye de eklemek isterdim, ama imkansızdı. onun yerine bu hikayeyi şu an o ergenler de okuyor diye mesajımı çakayım dedim. evet devam edelim.

    adama bildiğimi söylediğimde adamın yüzünde hüzünle karışık bir gülümseme belirdi, "o benim arkadaşımdı 6 yıl boyunca belçika'da görüştük" dedi. ben tabi şok. sever misin dedi? çok dedim. şöyle bir hareket yaptı: kafasını işaret etti ve bizim tek eldeki bütün parmakları ucuca birleştirip "çok güzel" hareketimiz var ya onu yaparak "mentally, great" yaptı. öldüğü zaman cenazesi için gelmişler türkiye'ye. çok üzüldük vs. dedi. sonra hikayenin başında da belirttiğim üzere valizleri yanlarındaydı, dedim geri mi dönüyorsunuz? he dedi, falan fişmekan sonra yolcu ettim bunları, içimde gurbette garip bir hüzünle.

    bu dialog üzerine barış manço'nun biyografisini açıp baktım, belçika'da bir dönem yaşadığını öğrendim. çünkü ingilizceleri o kadar kötüydü ki yanlış anladığımı düşündüm, ama hakikaten adamın arkadaşı sanırım, çift çok yaşlıydı. bir de fransızca zaten temel diliydi öyle dedi, barış manço fransızca konuşabiliyor da.

    vay be dedim. barış abi. dünyanın bir ucunda, hayatımda adım dahi atmadığım bir ülkeye geleceğim, senin arkadaşınla tanışacağım. vay be. bak adam senin zekana, mental açıdan kafa yapına hayran kalmış bana onu söyledi. siz de balon diyin mına kodumun ergenleri. bu son satırlarım da bana laf çakmak isteyen arkadaşa gelsin, bütün değerlerimizi aşağılayan her insana küfür ederim. kusura bakma barış abi, sana dil uzatana kralından küfrederim. selametle.
  • yine barış manço'yu domates biberden ibaret sanıp veriştirmek için gaza gelen tipler türemiş. 10 tane şarkısını sayamazmışız. bunu diyen tipin başka bir başlıkta aleyna tilki güzellemesi yapmasını geçtim, niye 10 tane barış manço şarkısı sayalım lan?

    bu adamın kariyerinin başında yaptığı 2023, yeni bir gün, sözüm meclisten dışarı albümleri direkt ''oynama şıkıdım tarkan'' dahil son 20-30 senede peydahlanan popçuların toplamının erişemeyeceği kadar derin ve güzeldir. aç bu albümleri istediğin şarkıyı dinle.

    kendisinin bana göre tek hatası, misler gibi soundu varken, zamana uyup beste ve düzenlemelerinin kalitesini düşüren o ucuz orglu sounda geçmesidir. buna rağmen o soundla bile hemşerim memleket nire güzel şeyler anlatan şarkılar yapmıştır.

    mesela kendisini politik görüşü üzerinden vurmaya kalkanlar, milliyetçiliğini de araya sıkıştırır. örnek verdiğim şarkıda geçen sözlere bakalım:

    ''kardeşlik ve eşitlik üzerine uzun uzun nutuklar çekip
    niye senin derin benden daha koyu diye soran çok''

    ''tek bir soru hemşerim memleket nire
    bu dünya benim memleket
    hayır anlamadın hemşerim esas memleket nire
    bu dünya benim memleket''

    şimdi bunları yazan bir adam, o içi boş, popülist milliyetçilerden olamaz. emin olun barış manço'nun kafasındaki milliyetçilik ile ona yakıştırmaya çalıştığınız milliyetçilik apayrı şeyler.

    barış manço, sadece bu şarkısında değil çoğu şarkısında bir şeyler anlatma derdindeydi. bunu da belki bağıra bağıra, göstere göstere yapmadığı için çokça haksız ithamlara maruz kaldı.

    mesela halil ibrahim sofrası'nı dinleyip, kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok sözünden hiçbir şey anlamıyorsanız, bu barış manço'nun kalitesiz biri olduğunu değil, belki de sizin gerizekalı olduğunuzu gösteriyordur.

    son olarak entryi bitirmeden önce anlatmak istediğim bir olay var.

    barış manço 1998'deki galatasaray üniversitesi'nde düzenlenen 32.gün programına konuk oluyor. öğrencilerden biri barış manço'ya ''düşünce özgürlüğü için ne yaptınız? diye soruyor.

    barış manço ''şöyle uzaktan bir bakarsan, benim tipimden belli düşünce özgürlüğü için ne yaptığım zaten. benim herhalde berbere gidemeyecek kadar param olmadığımı düşünmüyorsun.'' diyor.

    ilgili bölümü izlemek için tık

    peki elisabeth noelle neumann ne diyor?

    ''yakaya bir rozetin takılması, arabaya bir çıkartmanın yapıştırılması ''konuşmaktır'': bir görüşe sahip olmamıza rağmen, bunları yapmamak ise ''susmaktır''. bildiri dağıtmak konuşmaktır, afiş asmak, afiş sökmek konuşmaktır. 1960'lı yıllarda bir erkeğin uzun saçlı olması konuşmaktı.''
  • şarkılarının sadece şarkı ismiden ibaret olduğunu sananların bok attığı dünya sanatçısı, halk ozanı.

    (bkz: domates biber patlıcan)

    keşke hislerimi sana açıkça anlatabilseydim,
    sana deli gibi aşık olduğumu söyleyebilseydim,
    göz göze geldiğimiz o anda,
    sanki dilim tutuldu bir anda,
    konuşamadım karşında.

    oysa bütün cesaretimi toplayıp sana gelmiştim,
    senin için çarpan şu kalbi gör istemiştim,
    tam elini tutmak üzereyken aşkımı itiraf edecekken,
    sokaktan gelen o sesle yıkıldı dünyam.
  • tam bu saatlerdi, 13 sene önce oğlu sağlığı hakkında iyi haberler verdiğinde. rahatlayıp yatmıştım, gitmiyordu bir yere. çocuk büyük demeden yani 7'den 70'e herkese hitap etmeye devam edecekti. sadece türkiye'ye değil tüm dünyaya üstelik. vizyonu çok geniş, evrensel bir sanatçıydı. öyle ki doğu ve batı çocuklarının adlarında geçiyordu işte.

    sabah uyandım. kalkmadım yataktan bir süre. çünkü bir gariplik vardı, sürekli barış abi şarkıları çalıyordu. e ama iyiydi o, oğlu söylemişti akşam. yataktan kalkıp içeri gidersem acı gerçeği öğrenecektim ama yapamıyordum. en az 10 şarkısını yattığım yerde dinledim bu şekilde. sonra kalktım, artık yapacak bir şey yoktu. salona girdiğimde best tv açıktı. simsiyah bir ekran üzerine bir barış abi fotoğrafı ve seni unutmayacağız yazısı vardı. gitmişti...

    gidişinden 13 sene sonra bu satırları yazıyorsam, birazdan daha nicelerinin de yapacağı gibi, hatta trollüğünü yapacak olanları, overrated diyecekleri de yazacaksa çok iyi şeyler yapmışsın demektir barış abi. kötü şeyler söyleyecek olanlara bakma sen hiç, biz seni 10 puan 10 puan 10 puan vererek hatırlayacağız her zaman.
  • dönence'yi, kol düğmeleri'ni, sarı çizmeli mehmet ağa'yı yazan kendisi değilmiş gibi sanatçılığına bok atılan güzel insan.

    sanatçılık nedir bir anlatsanıza bana ? tdk'ya göre "güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren kimse, sanat adamı, sanat eri, sanatkâr" demektir. ajdar anık da kendince bir sanatçıdır yani. sorgulanabilir olan ve sorgulanması gereken ortaya çıkan eserin niteliğidir. "domates biber patlıcan'ı beğenmedim, ne biçim şarkı o öyle." deseniz kimse size bir şey demez. niye ? o bir üründür çünkü, herkese hitap etmek yada kendini herkese beğendirmek zorunda değil.

    kaldı ki senin bir sanatçının niteliğini sorgulayacak cirmin var mı ? müzik hakkında "barış manço'ya büyük sanatçı diyenler müzikten gram anlamayanlardır." diyecek bilgi birikimin nedir ve kendini müzik otoriteri zannedip "şu sanatçıdır, bu değildir, bunu atın zindana" diyecek cür'eti nereden buluyorsun ?

    gece gece ağzını bozduracaksınız insanın...

    edit : adam trollmüş zaten.
  • "10 şarkısını say" denilecek bir sanatçı değildir. zira bu soruya da gerek yoktur. canlı müzik yapan bir yere gittiğinizde, arabayla yolculuk ederken, doğum gününde filan, sahnedeki/müzik setinin başındaki kişi "şimdi ne dinleyelim?" diye sorduğunda aklınıza zaten barış manço'nun 15 şarkısı gelir, içinden seçim yaparsınız ki zor bir seçim olur bu.

    bu ülkede 30 yaşını geçmiş herhangi biri barış manço'nun 10 şarkısını sayamıyorsa, müzikle ilgilenmiyordur, hele müzisyen hiç değildir, istediği kadar "ben bilmem kaç yıllık udiyim, süper sanatçıyım" diye şişinsin, değildir.

    ekleme:
    kendisi ile ilgili bir anımı anlatayım, abd'den bir misafirim vardı, eşi türk, elemana da türk kültürünü öğretmeye çalışıyoruz. çocukları 4-5 yaşlarında, anaları güzel türkçe öğretmiş, ama eleman tek kelime bilmiyor. çocuklara bir güzellik yaptım "arkadaşım eşşek"i çaldım, neşelendiler, zıp zıp oynadılar. bizim eleman kafası karışık bir halde, bakıyor. "noldu lan" dedim.

    dedi ki "bu melodi hayatımda duyduğum en duygusal melodilerden biri, sanırım çok güzel bir aşk şarkısı bu, çocuklar niye dans etti?". şarkı sözlerinin anlamını söylediğimde dalga geçiyorum sandı, üç dört kez "donkey? you mean donkey? aii aii? do you sure?" diye sordu, "vallaha donkey lan" dedim. şoktan çıkamadı. "eşşeğe bunu yazan, insana neler yazar yahu" şeklinde bir iki kelam etti, diğer şarkılarını da dinlettim, gülpembe'den sonra koptu zaten, gülpembe'nin sevgili değil de babaannesi olduğunu öğrenince...

    hah, bu herife "sanatçı değil" diyen var, diyemedim, ülkenin imajını iyice bozmamak için.